<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427</id><updated>2011-08-01T19:25:23.512-07:00</updated><title type='text'>CUMHURİYET'İN BEKÇİLERİ     -     CENGİZ  ÖNAL</title><subtitle type='html'>EY TÜRK GENÇLİĞİ! BİRİNCİ VAZİFEN TÜRK İSTİKLAL VE CUMHURİYETİ'Nİ İLELEBET MUHAFAZA VE MÜDAFAA ETMEKTİR.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>65</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-5685165842258103313</id><published>2009-11-09T03:11:00.000-08:00</published><updated>2009-12-16T06:01:16.279-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;ÖZLEMLE,SAYGIYLA &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;VE MİNNETLE &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;ANIYORUZ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;em&gt;Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır,&lt;br /&gt;ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır&lt;/em&gt;’&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Büyük Devrimci Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, bundan 71 sene önce aramızdan ayrıldı. Gazi’nin, hiç beklenmeyen zamanda gelen vefatı, Türk Ulusu’nu derin acılarla yüz yüze bıraktı. Dolmabahçe’den yayılan kara haber, bizimle birlikte bütün dünyayı da yasa boğdu.&lt;br /&gt;Türk Ulusu, sanki can evinden vurulmuştu. Tutunduğu güç, beklemediği bir anda elinden kayıvermişti. O’nunla birlikte takati gitmiş, çaresi de tükenmişti… Yaşama sarıldığı bağ kopmuş, sanki ümitleri de yok olmuştu…&lt;br /&gt;Atatürk’ün, ilk etapta Dolmabahçe’nin büyük tören salonunda katafalka konulan tabutu, günlerce ziyaretçi akınına uğradı. Göz yaşları sel oldu aktı. Dünyanın dost, düşman bütün ülkelerinden gelen temsilciler de Gazi Mustafa Kemal’e duyduğu saygıyı ve minneti gösterdi.&lt;br /&gt;Generallerin omzunda saraydan çıkarılan Gazi’nin tabutu önce Gülhane Parkı’na, sonra bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. İzmit’e Yavuz zırhlısıyla getirilen cenaze, buradan trenle Ankara uğurlandı. Ankara’da, TBMM önünde yapılan törenin ardından bugünkü Etnografya Müzesi’nde hazırlanmış olan geçici kabrine konulan tabut, burada on beş yıl kadar kaldı. Gazi Mustafa Kemal’in naaşı, nihai olarak da; 10 Kasım 1953 tarihinde Anıtkabir’e nakledilerek, Türkiye’nin her ilinden getirilen topraklarla ebedi istirahatgahında yerleştirildi…&lt;br /&gt;Her yıl 10 Kasım’da Gazi’yi bir o kadar daha özlemle anıyoruz. Üzüntümüz her sene yenileniyor. Atamız’ın aramızdan ayrılışını sanki yeniden yaşıyoruz…&lt;br /&gt;Dünya, büyük bir liderini yitirdi. O’nun hakkında, düşmanlarının bile saygıyla söylediği sözler tarihin onurlu sayfasındaki yerini aldı.&lt;br /&gt;Tarihinde çok acılar yaşamış olan Türk Ulusu, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün aramızdan ayrılışının acısını, o günden buyana her yıl yeniden yaşamaktadır.&lt;br /&gt;Şimdi sizleri o günlere götürmek istiyorum. Gazi’nin ölümünün hemen ardından, 11 Kasım 1938 günü, O’nun gazetesi kabul edilen Ulus Gazetesi’nin başyazarı Falih Rıfkı Atay’ın yazdığı baş yazıyı gelin birlikte okuyalım:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;KURTARICINI&lt;br /&gt;VE&lt;br /&gt;EN BÜYÜK EVLADINI&lt;br /&gt;KAYBETTİN&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Türk Milleti sen sağ ol!&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;em&gt;Bırakınız, son kanlı damlasına kadar, göz yaşlarınızı O’nun yasında tüketiniz. Atatürk’ün ölümünü görmüş olanlar, bir daha kime ağlayacaksınız?&lt;br /&gt;Aylardan beri, on yedi milyon O’nun baş ucunda, bu faciayı geciktirmek için çırpındı, durdu. Bir tanrı veya kahraman mı, bir baba, dost veya kardeş mi? Onunla ne kaybediyorduk?&lt;br /&gt;Hayır…! Onsuz nemiz kalacaktı?&lt;br /&gt;Boş sözü bırakalım!&lt;br /&gt;Atatürk ölmüştür, hakikat bu!&lt;br /&gt;Müthiş olan bu!&lt;br /&gt;On yedi milyon bir günde, bir babadan öksüz kaldı.&lt;br /&gt;En mesut Türkler, Atatürk yaşarken ölmüş olanlardır. Ömrümüzün ve Türk Tarihi’nin en acı yasını tutmak talihsizliği bize düştü. Halk, en büyük Türk Kahramanı’nı, ordu en büyük Türk Başbuğu’nu, tarih en büyük Türk’ü ve asrımız en büyük insanını kaybetti. Acının derinliğini, sıcak ruh yaramız soğumaya ve uyuşan beynimiz yeniden işlemeye başladığı zaman anlayacağız.&lt;br /&gt;Benden sonra… Benden sonra… Senelerden beri, hepimiz, böyle bir kara günün ıstırabını, bu iki kelime ile gönlümüzden uzaklaştırıyorduk. Düşünmekten korkuyorduk.&lt;br /&gt;İşte Onsuz kaldık…&lt;br /&gt;Onsuz… Fakat O’na bin kere verdiğimiz bir tek namus sözüyle kaldık. Eserini ve davasını korumak ve yükseltmek!&lt;br /&gt;Bizler için hayatın bir manası varsa; bu yemini yerine getirmek için yaşamaktır.&lt;br /&gt;Bugün O’na ağlayıp, yanmak için bir tek kalbiz. Yarın O’nun eserini ve davasını müdafaa etmek için bir tek irade gibi kaynaşacağız.&lt;br /&gt;Atatürk, şimdiye kadar bilmeyenler, bu milletin seni ne kadar sevdiğini, senden sonra, ismin ve eserin üzerine titrerken anlayacaklar!&lt;br /&gt;Aklımızın ve kalbimizin vazifelerini ayıralım.&lt;br /&gt;Ey bütün ağlaşanlar!&lt;br /&gt;Göz yaşlarınızı birbirine kattığınız gibi, ellerinizi birbirine uzatınız.&lt;br /&gt;Atatürk’e, yaşarken verdiğiniz sözü unutmayınız!&lt;br /&gt;Falih Rıfkı ATAY&lt;br /&gt;Ulus Gazetesi&lt;br /&gt;11 Kasım 1938&lt;/em&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Atatürk Türkiyesi’nin bugünkü hali içler acısı… Sadece, illerin tamamında ve bir kısım büyük ilçelerde yabancı ülke ve şirket bayraklarının sallanıyor olmasını söylemek bile sanırım yeterli…&lt;br /&gt;O, ‘En Büyük Eserim’ dediği Laik Cumhuriyete karşı, karanlık güçler tarafından yapılan bütün saldırıları bertaraf etmişti. Ancak, malum zihniyetin bugün halen aynı misyonlarını sürdürüyor olmaları gerçekten çok acı…&lt;br /&gt;Ey Türk Gençliği! Birinci vazifeni sakın Unutma!&lt;br /&gt;Emaneti canından aziz bil ve gereği gibi davran. Rehberin Atatürk İlke ve Devrimleridir. Bir gün tarihe hesap vereceğini bir an bile aklından çıkarma…!&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-5685165842258103313?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/5685165842258103313/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=5685165842258103313' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/5685165842258103313'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/5685165842258103313'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/11/ozlemle-aniyoruz-benim-naciz-vucudum.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-4746686864498480709</id><published>2009-11-05T02:00:00.000-08:00</published><updated>2009-11-05T12:59:21.828-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;HAKİMİYET-İ MİLLİYE&lt;br /&gt;YAZILARI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#cc0000;"&gt;(&lt;span style="color:#000066;"&gt;3&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#000066;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir buçuk seneden beri Anadolu’yu yer yer harekete geçiren ve ufak veya büyük bu hareketleri bir araya toplayarak, bundan koca bir inkılap eseri meydana koymak üzere bulunan fikir, önceleri sadece bir his ve heyecandan ibaret, belirsiz, genel, bulanık, soyut bir şey olduğu halde; bugün şöylece etrafımızı tetkik ettiğimiz zaman görüyoruz ki, başlı başına açık, kati ve somut bir kavram olmuştur.&lt;br /&gt;Bu fikri ifade etmek için en kısa tabir, yalnız bir esastan ibaret olmuştur: &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt;! Eğer bunu bir düstur ile de ifade etmek lazım gelirse; diyebiliriz ki, bir buçuk sene evvel doğup, o zamandan beri sadece yaşamakla kalmayarak, bilakis günden güne büyümüş olan bu fikir, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU Anadolulularındır&lt;/span&gt;’ dan ibaret olmuştur. Yeni bir Monroe, belki de Amerikalılarınki kadar kapsamlı ve heybetli değil, fakat o derecede kuvvetli ve hayat sahibidir…&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt; artık başlı başına uzun manaları ihtiva eden bir kavram olmuştur. Düne kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun mevcut memleketlerini gösteren haritalar üzerinde, bu mevcut memleketlerin bir kısmı üzerinde gözlere çarpan ve daima bir sıfatla beraber kullanılan bir isimden ibaretti: ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Anadolu-yu Şahane&lt;span style="color:#000066;"&gt;=&lt;/span&gt;Padişaha ait Anadolu&lt;/span&gt;’. Halbuki bugün &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt;, böyle bir coğrafya kelimesi olmaktan çıkmış, başlı başına bir fikir ifade etmeye başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt; denildiği zaman, bugün zihinlerde ayrı ayrı manalara işaret ettiği halde, aynı zamanda hem bir iktisadi varlık, hem bir milli varlık ve hem de bir siyasi varlık ifade ediyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt;, Küçük Asya’nın yarım adasıdır. Bu yarımada üzerinde yaşayan insanlar arasında bir iktisadi birlik vardır. Yine bu insanlar arasında pek büyük bir kitle teşkil eden Türkler, milli birliklerinin sahibi ve bilincindedirler. Bundan sonra &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt; başlı başına siyasi bir mana da ifade eder ki, o da şu coğrafi, iktisadi ve milli manalarının pek tabii ve zaruri neticesinden ibarettir. &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt;, aynı zamanda siyasi bir varlık da teşkil eder. Öyle bir siyasi varlık ki, harice karşı bağımsız, dahile karşı serbest…!&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt;, üzerinde yaşayan ve çalışan halk kitlelerinin bütün haklarını ve bütün vazifelerini, kısacası bu halk kitlelerine ait olan bütün müşterek menfaatlerin, yalnız onlar tarafından ve yalnız onlar hesabına idrakini istemekten ibaret bir düstur olmuştur. Bu düstur bir hakikatin, bir mevcudiyetin ifadesinden başka bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt;, düne kadar yalnız bir coğrafi ifadeden ibaretti. Öyle bir coğrafi ifade ki, buna, sahibi İstanbul’dan ibaret bir çiftliğin ismi demek caiz olabilirdi. &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt; toprakları üzerinde yaşayan, o toprakların harici ihtiraslara karşı müdafaasını kanıyla üstlenen milyonlarca insanın hiçbir hakkı yoktu. &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt;, İstanbul’a tabi ve esir, İstanbul ise haricin esiri… İki katlı bir esaret altında bütün &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt; sakinleri asırlarca ezilmeye mahkum kalmıştı. İstanbul’un bir emri, Macar Ovaları’nda at koşturan vezirlerin haşmet ve debdebesi için yüz binlerce &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt; Türkü’nün kanlarını akıtmalarına yetiyordu. İstanbul’un bir sözü, bütün &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt; Halkı’nın mukadderatı üzerinde en karanlık hükümlerin, derhal hükmünü icra etmesine kafi geliyordu. Halbuki &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt;, artık hayatı ve hayatını böyle anlamıyor!&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt;, şimdiye kadar vermiş vermiş, İstanbul’un boynuna taktığı esaret zinciri altında sürüklene sürüklene bugüne kadar gelmişti. İstanbul, hariçten gördüğü baskılara karşı kendisini kurtarmak istediği müddetçe, eski Osmanlı İmparatorluğu’nun parçasını birer birer ötekine berikine dağıtmaktan başka bir şey yapmış değildi. İki asırdan beri verdi verdi ve nihayet verecek bir şeyi kalmadığı için, bu defa da &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt;’yu fedaya karar verdi. İstanbul, İstanbul’da rahatına bakmak, gününü hoş geçirmek için nihayet &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt;’yu da feda edince, artık bu defa &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt;, eski kör itaat ve teslimiyetten çıkmaya lüzum gördü ve ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ne İstanbul, Ne de Ötekiler!&lt;/span&gt;’ diyerek, kimseye karşı esaretle bağlı olmadığını göstermek üzere, bütün hayatı müddetince bu defa da kendisi için silahına sarıldı. Bu ayaklanma artık &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt; kelimesinin ifade ettiği manayı değiştiriyor, tarihin hadiseler enkazı altında gizlenmiş duran hakiki &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt; fikrini meydana çıkarıyordu.&lt;br /&gt;Evvela coğrafi bir ifade, sonra iktisadi bir ifade ve nihayet de milli bir ifade olan&lt;span style="color:#cc0000;"&gt; ANADOLU&lt;/span&gt;, ne İstanbul’un ne de Avrupa’nındır. &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt;, kendisinin, yalnız üzerinde yaşayan insanlarındır. Yani, &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Anadolulularındır&lt;/span&gt;. &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt;’nun olmayan her yer de başkalarının, yani o topraklar üzerinde böyle coğrafi, iktisadi ve milli bir varlıkla var olanlarındır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt;, şu son on sene zarfında pek çok felaketlere uğradı, pek çok musibetler gördüyse, bunlar faydasız kalmış değildir. &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt;, hiç olmazsa bu suretle varlığının manasını öğrenmiş, onu tamamen anlamış oldu. Bu öğreniş ve anlayış faydalarla doludur.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt;, bu defa, yani ilk defa olarak, bir fikir için mücadele ediyor. Evvelce İstanbul için, vezirler ve vekiller için, padişahlar için kan dökerdi. Bu defa yalnız kendisi için, kendi hayatını kurtarmak üzere uğraşıyor. Bunda başarılı olacağı da şüphesizdir. Çünkü bu defa &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ANADOLU&lt;/span&gt;’nun düşmanlarıyla mücadele eden kuvvet, bir takım Osmanlı paşalarının ve padişahların idare ettiği orduların kuvveti değil, halkın ruhundan doğan ve halk kitleleriyle ifade edilen bir fikirdir!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hakimiyet-i Milliye Gazetesi&lt;br /&gt;5 Kasım 1920&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Derleyen ve Yayına Hazırlayan&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-4746686864498480709?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/4746686864498480709/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=4746686864498480709' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/4746686864498480709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/4746686864498480709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/11/hakimiyet-i-milliye-yazilari-3-anadolu.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-2342656779942108637</id><published>2009-10-30T06:01:00.000-07:00</published><updated>2009-10-30T06:07:11.157-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;HAKİMİYET-İ MİLLİYE&lt;br /&gt;YAZILARI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;(&lt;/span&gt;2&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;EN BÜYÜK DÜŞMAN&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;            En büyük düşman, düşmanların düşmanı ne falan ne de filan millettir; bilakis bu, adeta dünya çapında bir (….) hudi saltanatı halinde bütün dünyaya hakim olan ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Kapitalizm&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ afeti ve onun çocuğu olan ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Emperyalizm&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ dir.  Artık bütün dünyanın anlamış olduğu bu hakikat bizde de tamamen idrak ediliyor.&lt;br /&gt;            Bugünlerde başımıza musallat edilen Yunan, bütün düşman aleminin parçasından başka bir şey değildir. Daha doğrusu, kapitalizm saltanatının mazlum milletlere karşı gönderebileceği son kuvvet, son ordudur! Nitekim bundan evvel üzerimize ordular salmış olan düşmanlar, yine böyle kapitalizm saltanatının ordularından başka bir şey değildi. Moskof orduları, İtalya orduları, Bulgar ve Yunan orduları, kısacası bütün düşmanlarımız tamamen kapitalizm tarafından ayaklandırılırlardı.&lt;br /&gt;            Bir zamanlar, tarihin eski devirlerinde dünya bir takım despot hükümdarların istibdatları altında ezilirdi. Sonraları milletler bu istibdatları yıktılar. Fakat bu defa da; onun yerine paranın, sermayenin zulmü geçti.&lt;br /&gt;Sermaye, bugüne kadar dünyada yapılmış olan bütün fenalıkların yegane etkeni, yegane mesulü idi. Bugün de odur! Eğer bütün dünyayı süratle istila eden kapitalizm aleyhtarlığı olmasaydı; bu zulüm yarın da devam edecekti. Çok şükür, zulüm devrinin son günlerindeyiz.&lt;br /&gt;Kapitalizm, sadece falan ve filan milletin düşmanı değildir. Bilakis bütün dünyanın, bütün milletlerin müşterek düşmanıdır. Milletleri birbirine düşüren kuvvet o… Kardeş kanları döktüren fesatlar ondan çıkıyor. Dünyayı kaplayan sefaletin müsebbibi ve özetle bütün insanlığı inleten zulmün yegane zalimi odur. Yani Kapitalizm’dir…&lt;br /&gt;Bu zulümde başarılı olabilmek için arada-sırada müracaat ettiği muharebeler, yegane kuvvetleri, yegane silahları değildir. Bankalar, sendikalar onun en kuvvetli silahlarındandır… Ve bütün milletleri bu silahla mağlup eder.&lt;br /&gt;Memleketimize bakınız, Rejiler, Düyun-u Umumiye’ler, Kapitülasyonlar, Şimendiferler, Limanlar, Gemiler, Bankalar, Ticaret Evleri ve bütün bu müesseseler, Avrupa Kapitalizmi’nin bizi mahvetmek için, senelerden beri kullandığı iblisane bir makinenin parçalarıdır.&lt;br /&gt;Sade bizim memleketimizde değil, yeryüzünde bu makine devam ettikçe; sadece biz değil, bütün dünya zulüm altında ezilecek, sefalet arşa çıkacak, insanlar felaketten felakete yuvarlanacaktır.&lt;br /&gt;Bize, bugün, sınır itibariyle dünyanın en güzel, en hayale sığmaz barış şartlarını verseler, kapitalizm, memlekette bugünkü şekliyle kaldığı taktirde; mahvımız muhakkaktır. Hatta değil böyle, bu şeytan makinesinin dörtte biri bile mevcut olsa, bizim için hayat imkanı yine tasavvur edilemez.&lt;br /&gt;Zenginlerimizi dolandıran o, fukaramızı soyan o, mal ve mülkümüzü çalan, haysiyet ve namusumuzu mahveden, bizdeki faziletleri tıpkı bir şeytan gibi iknaya çalışan ve bizi birbirimize düşüren hep odur.&lt;br /&gt;Şu halde, kendimizi kurtarmak için evvela bizim, sonra da bütün dünyanın şu melun Kapitalizm afetinden kurtulması lazım gelir. Bunda sade biz menfaatdar değiliz. Kapitalizm sade bizim gibi zayıf milletler arasında değil, bilakis bizzat kapitalist memleketlerde de aynı derecede tahripkar ve insanlık düşmanıdır. Hatta İngiltere’de, hatta Fransa’da ve Amerika’da da böyledir. Ve oralarda da kapitalizm usulünden istifade edenlere nispetle, bunun zulmü altında inleyenlerin miktarları, yüzbinlerce kere ziyadedir. Buna göre, kapitalizmin düşmanı yalnız biz değiliz. Bütün dünya onun düşmanıdır. O halde; bütün dünya bizimle beraber demektir.&lt;br /&gt;Dünyayı tanıyanlar, dünya işlerini bilenler, bütün açıklık ve katiyetle görüyorlar ki; artık bu hakikat bütün dünyada anlaşılmıştır.&lt;br /&gt;Kapitalizm, halihazırda Lehistan’da ve Anadolu’da son kurşunu atmakla meşguldür. Bundan sonra kullanacak silahı kalmıyor. İş, bu kuvvetleri yenmektedir.&lt;br /&gt;Türkler, bu hakikati anlayınız! Anlamayanlar varsa; onlara da anlayanlar öğretsinler.&lt;br /&gt;Bolşevikler Lehleri kati surette mağlup ederlerken; bizim vazifemiz de Yunanistan’ı, Anadolu’dan süratle, şiddetle ve derhal kovmaktır!&lt;br /&gt;Ondan sonrası ise; Ebedi Kurtuluş’tur!&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hakimiyet-i Milliye Gazetesi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;     20 Temmuz 1920&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;Derleyen ve Yayına Hazırlayan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;     CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;       Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-2342656779942108637?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/2342656779942108637/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=2342656779942108637' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/2342656779942108637'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/2342656779942108637'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/10/hakimiyet-i-milliye-yazilari-2-en-buyuk.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-7209360942791411731</id><published>2009-10-29T08:58:00.000-07:00</published><updated>2009-10-29T09:33:47.003-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Değerli Dostlar,&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Milli Mücadele ve Cumhuriyet tarihimiz, acı tatlı bir yığın anılar içermektedir. Cumhuriyetimiz’in 86. yaşını henüz kutladığımız bugünlerde size, okuduğunuzda içinizi burkabilecek ve gözlerinizin dolmasına yol açabilecek bir anekdot sunmayı düşündüm. &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Gazi Kovan’ın Hikayesi&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;…&lt;br /&gt;Belki birçoğumuz bu hikayeyi daha önce okumuştur. Hiç duymamış olanlarımız da vardır elbet… Bu durumda, bir kez daha yayınlamanın yararlı olabileceğini düşünerek göndermekteyim…&lt;br /&gt;Umuyorum ki; yakın tarihimiz içinde yer alan bu tür hikayeler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin nasıl kurulduğu ve Cumhuriyet’in hangi şartlardan geçilerek ilan edildiği konusundaki bilgilerimize, bir nebze de olsa, katkıda bulunabilsin…&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Bölünmez Bütünlüğü’ne, Üniter Yapısı’na ve Ulusal Birliği’ne kast eden emperyalizmin maşaları olan hain ve işbirlikçilerin, gemi iyice azıya aldıkları açık ve seçik ortada.&lt;br /&gt;Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün İlke ve Devrimleri’ni izleyerek, Laik Cumhuriyete ve dolaysıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne sahip çıkabilmemizin olmazsa olmazı; Birlik ve Beraberliğimizi korumaktır. Bunun için de yakın geçmişteki tarihimizi bilmemiz kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;Gazi Kovan’ın hikayesi, gerek Milli Mücadele ve gerekse de Cumhuriyet Tarihimiz içindeki ve ders alınabilecek sayısız hikayelerden sadece birisidir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;………………….&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Ulusal Kurtuluş Savaşı için İstanbul’daki Tophane-i Amire Fabrikası’nda çalışan ustalardan bir kısmı ile bazı tezgah ve teçhizat, o dönemin zor şartları altında, Ankara’daki İmalat-ı Harbiye (&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Bugünkü Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’nun ilk hali…&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;) Top ve Mühimmat Tesisi’ne getirilmiştir.&lt;br /&gt;Savaş şartları içinde Ordunun ihtiyaç duyduğu teçhizatın önemli bir kısmı bu Tesis tarafından üretilmiştir. Gazi Kovan da; üretilen bu teçhizattan birisidir.&lt;br /&gt;Savaşın en yoğun olduğu dönemlerde, cephe hattına tam sekiz kez gidip-gelen ve her defasında da dolumu İmalat-ı Harbiye’de yapılan Gazi Kovan, yaptığım araştırmalar neticesinde, bugün, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar BÜYÜKANIT Paşa’nın kişisel gayretleriyle hediye edildiği MKE Genel Müdürlüğü’nde bulunmakta ve Kurumun Genel Müdürlük katında sergilenmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;GAZİ KOVAN’IN&lt;br /&gt;HİKAYESİ&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Mart 1921 - İnönü Ovası&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;İnsanın iflahını kesen buz gibi bozkır ayazında Ethem Çavuş'un sırtı üşüyor, avuçları ise kızgın mermi kovanlarına çıplak elle dokunduğu için alev alev yanıyordu. Top atışı on sekiz saattir durmaksızın sürüyordu ve bunca süreden sonra elleri neredeyse duyarsızlaşmıştı. Sabit, artmayan, ıstırap verici sayılmayacak basit bir sızlama gibiydi sadece. Oysa her iki avucu da tamamen su toplamış, kabarmıştı.&lt;br /&gt;Mart ayazında esen poyraz, İnönü ovasından kalkan tozu düşmana doğru süpürüyor, süvariler düşman hatlarına doğru, poyrazdan da hızlı hücum ediyorlardı. At kişnemeleri, top gümbürtüleri, insan çığlıkları, tüfek sesleri, süngü ve kılıç şakırtıları birbirine karışmış, Ethem Çavuş'un yarı sağır kulaklarında değişmez, bitimsiz bir savaş uğultusu haline gelmişti. Her ses o tek sesin minik bir armonisi, o polifonik ezginin bir anda işitilip kaybolan notaları gibiydi.&lt;br /&gt;Ethem Çavuş, 75 mm'lik topu durmaksızın dolduruyor, her seferinde besmele çekip keşif kolundan bildirilen menzillere kıyamet yağdırıyordu. Artık otomatik hale gelmiş hareketlerle sandıktan mermi alıyor, topa sürüyor, ateşliyor, boş kovanı çıkarıp ayaklarının dibindeki başka bir sandığa atıyordu. O anda eline bir somun ekmek verseler, onu bile topun mermi yatağına sürebilirdi.&lt;br /&gt;Sandıkta kalan sondan üçüncü mermiyi aldığında bir an duraksadı. Merminin üzerine bir çaput sarılıydı. Hareketini yavaşlatan bu saçmalığa söverek çaputu sökerken avucuna kalem büyüklüğünde demir bir çubuk düştü. Çaputun ve çubuğun anlamını çözmeye çalışırken sarı metalden mermi kovanına kazınarak yazılmış yazıya gözü ilişti. Okumaya vakti yoktu. Mermiyi topa sürüp ateşledi. Demir çubuğu cebine, boş kovanını ise bu sefer sandığa değil yere attı.&lt;br /&gt;Taarruza ara verdiğinde merakını uyandıran yazıyı okumak istiyordu. Birkaç dakika sonra soğumuş olan kovanı kaybolmaması için yerden alıp mintanının yakasından içeri attı.&lt;br /&gt;Akşam ezanı vaktinde çarpışma durulmuş, mevzileri ileri, düşman hatlarına doğru ilerletme emri gelmişti. Batarya komutanı, Ethem Çavuşa istirahat verdi. Yarım saatlik istirahatta erler top arabasını çekerlerken o da yemeğini yiyecek, namazını kılacaktı. İlk iş olarak boş kovanı çıkarıp üzerindeki yazıyı okudu. Kovanın üzerinde ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4. Alay 2. Tabur 8. Batarya 26 Rebiyülahir 1339 İnönü&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ yazıyordu. Birinci İnönü savaşının en kızgın günlerinden birinde düşülmüş not ve mermiyle gelen demir çubuk, İmalat-ı Harbiye atölyelerinde çalışanların bir mesaj istediğini gösteriyordu.&lt;br /&gt;Boşalan kovanlar Ankara'daki atölyelere yollanır, oradan tekrar doldurulup cepheye dönerdi. Üç saat sonra gecenin iyice çökmesiyle savaş tamamen durulmuş, birlikler yeni mevzilerine yerleşmişti. Ethem Çavuş, cebindeki demir çubuğu çıkarıp bir köşeye oturdu. Ucu sivriltilmiş çubuk, bakır ustalarının 'Kalem' dedikleri, metal üzerine desen oymaya yarayan keskin bir aletti. Eline yumruk büyüklüğünde bir taş alarak hafif tıklamalarla kendi mesajını kovana kazıdı. ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Aksekili Ethem Çavuş 8. Alay 3. Tabur 1. Batarya 20 Recep 1339 İnönü’&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;Beş gün sonra Ankara Atölye'nin bir köşesinde cepheden gelen sandıkları açan kalfa, tezgâhlardan birinde harıl harıl çalışmakta olan ustaya seslendi. Sesinde, eşi doğum yapmış bir adama bebeğini müjdeleyen ebenin heyecanı vardı. ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Kâmil Usta! Müjdemi isterim! Senin yavru cepheden dönmüş!&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ Tüm personel kalfanın ne söylemek istediğini anlamıştı. Kısa bir süre için işler durdu. Hepsi sandıkların olduğu kısma koşturarak kovanın üstündeki yazıyı okumak için toplandılar. Tabii ki bu şeref Kâmil Ustaya aitti. Yüksek sesle Ethem Çavuşun notunu okudu. Atölyede bir bayram havası esmişti. Tüm çalışanlar, Kâmil Ustayı yeni baba olmuş biriymiş gibi kutluyor, hayır dualar ediyorlardı.&lt;br /&gt;Ustalar, iş tezgâhlarından birinin başında toplandılar. Kâmil Usta kovanın ağzının eğilen yerlerini düzeltip özenle kapsülünü yeniledi. İçine barutunu doldurduktan sonra yeni bir çekirdeği kovanın ağzına oturttu. Mermi hazır olunca, Ethem Çavuşun kovanın içinde geri yolladığı çelik kalemi yeni bir çaputla merminin üzerine sardı. Kundaklanmış mermiyi şefkatle tutarak yeni doldurulan bir sandığa yatırdı. Çalışanlar hep bir ağızdan ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Allah kavuştursun&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ diyip işlerinin başına döndüler. Kâmil Usta, halen açık duran sandığa yatırdığı mermiye hüzünle bakıp ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Selametle git aslanım. Allah muvaffak etsin. Çok bekletme bizi&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ dedi.&lt;br /&gt;Kovan, Birinci İnönü savaşı sıralarında üzerindeki ilk notla Kâmil Ustanın eline geçtiğinde bu fikir doğmuştu. Karahisarlı Seyfi Çavuşun başlattığı bu geleneğin süreceğinden emin değildi; ama denemeye değerdi. Nitekim Aksekili Ethem Çavuş umutlarını boşa çıkarmamıştı. Cephede patlayan her merminin kovanı buradaki ustaların elinden geçtiğine göre bir aksilik olmazsa yeniden görüşeceklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Eylül 1922 – Ankara&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir buçuk yıl içinde kovan sekiz kere daha atölyeye uğradı. Üzerindeki mesajların sayısı da sekize ulaşmıştı. Mesaj yazanların sekizi de başka alay ve taburlardan farklı kişilerdi. Kovan her keresinde atölyedekilere daha büyük bir coşku yaşatıyor, istiklâl savaşının her zorlu durağından Ankara'ya barut, kan ve zafer kokusu taşıyordu.&lt;br /&gt;Türk ordusunun İzmir'e girdiği gün Ankara'da bayram havası eserken kovan yeniden gelmiş, ama bu sefer tüm atölyeyi yasa boğmuştu. Kovanın içinde, çelik kalemin yanı sıra bir mektup ile bir tane de bakır künye vardı. Kovanın üzerine kazınmış dokuzuncu notta; ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4. Alay 2. Tabur 8. Batarya 12 Muharrem 1341 Banaz&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ yazılıydı. Atölyedekiler mektubu açıp okumaya koyuldular; ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Bismillahirrahmanirrahim. Selamün aleyküm gayretperver ustalar. Allah'a şükürler olsun ki mendebur düşman kaçıyor. Muzaffer Türk ordusu beş gündür durup dinlenmeksizin kâfiri kovalıyor. Güzel İzmir'e, kalplerimizdeki imanımız kadar yakınız artık. İki gün evvel Banaz'daki muharebede bataryamın çavuşlarından Seyfi, kalleş düşmanın kurşunuyla şahadete ermiştir. Cenazesini sıhhiyecilere teslim etmeden önce mintanının içinde bu kovanı buldum. Malumunuzdur ki vefat eden neferin künyesi ailesine yollanır. Lâkin beş gün önce Karahisar'ı ele geçirdiğimizde, Seyfi Çavuşun ailesinin düşman tarafından katledildiğini öğrendik. Bu kahraman Türk evladı kederini yüreğine gömüp anacığını, babacığını defnedemeden düşmanın peşine düştü. Üç gün sonra kendisi de hakkın rahmetine kavuştu. Kovandaki yazılardan anladığım üzere bu topçu neferlerin bir ailesi de sizler olmuşsunuz. Bu sebeple Seyfi Çavuşun künyesini sizlere yolluyorum. Başınız sağ olsun. Hayır dualarınızı bizlerden, Fatihalarınızı aziz şehitlerimizden esirgemeyiniz. Hakkın rahmeti üzerinize olsun. Yüzbaşı Muhsin Talat. 4. Alay 2. Tabur 8. Batarya 14 Muharrem 1341 Salihli’&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;Mektup bittiğinde tüm personel ağlıyordu. Atölyeye bir ölüm sessizliği çökmüştü. Hiç tanımadıkları halde iki satır yazıyla kardeş oldukları Seyfi Çavuşun ardından Fatiha okuyup amin dediler. Amin, işin bahanesiydi. Ellerini yüzlerine sürüp çevrelerine belli etmeden gözlerini silmekti dertleri. Oysa her biri bir diğerinin de ağladığını biliyordu. Dışarıdan gelen neşe dolu marş sesleri bile kederlerini dağıtamıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;İzmir'in dağlarında çiçekler açar&lt;br /&gt;Altın gümüş orda sırmalar saçar&lt;br /&gt;Bozulmuş düşmanlar sel gibi kaçar&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa&lt;br /&gt;Adın yazılacak mücevher taşa.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kâmil usta yutkunarak tezgâhının başına oturdu. Kovanı yeniledi ama bu sefer, minik iki perçinle Seyfi Çavuşun künyesini kovanın dibine çaktı. Yine her zamanki merasimle mermiyi kundaklayıp sandığa yatırdı. Oysa o mermi bir daha düşman mevzilerine gönderilmeyecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ocak 1923 - Ankara&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Savaşın bitmesinin ardından Ankara'daki mühimmat depolarında sayım ve temizlik yapılıyordu. Sandıklar tek tek açılıyor, mermiler sayılıp yeniden sandıklanıyor, kayda geçirilip daha tertipli bir cephaneliğe gönderiliyordu. Teğmen Hamdi Vâsıf, Kâmil ustanın hazırlayıp kundakladığı mermiyi buldu. Böyle bir anının -&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;belki de yıllarca&lt;/span&gt;- sandıkların içinde kalmasına gönlü elvermedi. Ciddi bir suç işliyor olmayı göze alıp mermiyi evine götürdü. Niyeti, ömrünün sonuna kadar mermiyi bir anı olarak saklamaktı. Öyle de oldu; ama mermi bir kez daha kullanıldıktan sonra Hamdi Vâsıf'ın evinde, camekânlı konsolun içindeki yerini alacaktı. Üstelik teğmen, bir tesadüf eseri merminin hikâyesini öğrenecek, bu hikâyeyi hatıratında yazacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;29 Ekim 1923 - Ankara&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Teğmen Hamdi Vâsıf Ankara kalesine çıkan dik sokakları koşarak tırmanıyordu. Soğuğa rağmen kan ter içinde kalmıştı. Surlara ulaşınca 75 mm'lik toplardan birinin yanına koştu. Yarım saat önce 20.30 sıralarında Meclis’ten, &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Cumhuriyetin İlan Edildiği&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; duyurulmuştu. 101 pare top atışıyla cumhuriyet kutlanıyordu ve Seyfi Çavuş'un mermisi bu şöleni kaçırmamalıydı. Yetmiş, belki de sekseninci atışta topçuların yanına ulaşabilmişti. Yüzbaşı Muhsin Talat'ın yanına giderek sert bir asker selamı verdi. ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Hamdi Vâsıf Edirne! Bir maruzatım var komutanım&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’. Yüzbaşı sorar gözlerle genç subaya bakıyordu. ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Evet teğmenim? Sizi dinliyorum&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’. Teğmen, üniformasının içinden mermiyi çıkarıp yüzbaşıya uzattı. ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Yüzbirinci pareyi en çok bu mermi hak ediyor komutanım. Müsaadenizle bu şerefi ondan esirgemeyelim&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’. Yüzbaşı Muhsin Talat gözlerine inanamamıştı. Sevinç gözyaşlarını tutamadı. Hamdi Vâsıf'a defalarca teşekkür ediyor, çevresindeki askerlere mermiyi sökebileceği bir iki alet getirmelerini emrediyordu. O kadar heyecanlanmıştı ki neredeyse aralarındaki rütbe farkına bakmaksızın genç teğmenin ellerini öpecekti. Mermiyi alıp çekirdeğini dikkatlice yerinden çıkardı. Kovanın tepesine bir bez parçası tepip iyice sıkıştırdı. Subay şapkasını çıkarıp surun üzerine koydu. Mermiyi şapkanın içine yatırdı. Toplar atışlara devam ediyordu. 82, 83, ...97, 98, 99...&lt;br /&gt;On dakika kadar sonra, atışları sayan çavuş ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Yüzüncüyü attık komutanım&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ diyince, Muhsin Talat, kovanı topun yatağına kendi elleriyle sürerek ateş emrini verdi. Subayların kılıçlarını çekerek selamladığı o son top sesi Ankara'nın her duvarından yankılanıp, dört yıllık istiklâl savaşının tüm hikâyesini anlatmıştı sanki.&lt;br /&gt;Rütbe ve mevkilerine bakmaksızın topun başındaki tüm askerler kucaklaşarak birbirlerini kutladı. Son olarak Yüzbaşı Muhsin Talat ile Teğmen Hamdi Vâsıf sarıldılar. Kovan ayaklarının dibindeydi. Yüzbaşı eğilip saygıyla kovanı yerden aldı. Avuçlarının yanmasına aldırmadı bile. Hamdi Vâsıf, yüzbaşının kovanı biliyor olmasına şaşırmıştı. Muhsin Talat, sorar gözlerle kendisine bakan genç subaya ötedeki, üzeri son baharın son kır çiçekleriyle ve iki küçük Türk bayrağıyla süslenmiş masayı işaret etti. ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Gelin teğmenim. Bizim çocuklar çay demlemiş. Çay içip sohbet edelim. Size kovanın hikâyesini bildiğim kadarıyla anlatayım ve sizin hikâyenizi dinleyeyim&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ dedi.&lt;br /&gt;Dört gün sonra kovan, Millet Bahçesinde bir tahta masanın üzerindeydi ve çevresinde üç adam oturmuş sohbet ediyorlardı. Yüzbaşı Muhsin Talat, Teğmen Hamdi Vâsıf ve Kâmil Usta. O gün aralarında bir karar aldılar. Kovanı her yıl &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Cumhuriyet Bayramı&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’nda değiş tokuş etmek üzere nöbetleşe saklayacaklardı. Kovanın nihai sahibi, içlerinde en son ölen kişi olacaktı. 1936 yılında Kâmil ustanın ve 1942 yılında Muhsin Talat'ın vefat etmesiyle kovan Hamdi Vâsıf Gazikovan'a kaldı.&lt;br /&gt;1934'deki soyadı kanununda bu üç adam da ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Gazikovan&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ soyadını almışlar, kovanın aracılığıyla isim kardeşi olmuşlardı. Aralarındaki ülkü kardeşliği ise zaten yadsınamazdı. ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Kovan&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ sözcüğü insanlarda ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Kovalayan&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ anlamını çağrıştırıyordu. Bu yüzden üç adam da soyadlarının anlamını sorana sormayana, hikâyeyi heves ve gururla anlatıyorlardı.&lt;br /&gt;Yayına Hazırlayan&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-7209360942791411731?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/7209360942791411731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=7209360942791411731' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/7209360942791411731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/7209360942791411731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/10/degerli-dostlar-milli-mucadele-ve.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-2040228698523229762</id><published>2009-10-28T04:03:00.000-07:00</published><updated>2009-10-28T04:19:40.121-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;LAİK CUMHURİYETİMİZ&lt;br /&gt;86 YAŞINDA&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Bir gün, istiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine  &lt;br /&gt;düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin&lt;br /&gt;imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;em&gt;çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;’&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;            Önceki yazılarımda değinmiştim, Cumhuriyet Yönetim Biçimi halkın iradesini esas alır. Halk, kendisini yönetme yetkisini verdiği kişileri, özgür iradesiyle ve demokratik yasaların öngördüğü şekilde seçer. Bizde de böyledir.  Mustafa Kemal, Cumhuriyet’i ilan etmeyi düşünürken; Halkın, kendi kendisini yönetmesinde tek söz sahibi olmasını ilke edinmiştir.&lt;br /&gt;Dikkat edildiğinde hemen fark edilecek ki; dünyada Cumhuriyet’le yönetilen bir çok ülke vardır. İlk akla gelen iki örnek çarpıcıdır: &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;İran, bir İslam Cumhuriyetidir&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;. &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;ABD ise Federal bir Cumhuriyettir&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti bu iki örnek ülkeden ve daha bir çok Cumhuriyetle yönetilen ülkeden farklıdır. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti, &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Halkın Egemenliği Esası’na Dayalı, Laik, Demokratik, Çağdaş ve Hukukun Üstünlüğü İlkesi esasları üzerine oturtulmuş bir Cumhuriyet’tir&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;Bizi farklı kılan, Laik Cumhuriyetimizin bu üstün özellikleridir. Burada, Büyük Devrimci Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü bir kez daha saygıyla anıyor ve bize, dünyanın, Cumhuriyetle yönetilen bütün ülkelerinden farklı bir Cumhuriyet Yönetimi bahşettiği için minnettarlığımı sunuyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;            Cumhuriyet’in ilanı, bir kısım hain ve işbirlikçilerin söylediği gibi, pek kolay olmamıştır. Uzun yıllar saltanat baskısında yaşayan ve devlet katında asla itibar göremeden hayatını sürdüren Türk Ulusu, Mustafa Kemal’in etrafında kenetlenmiş ve O’nun önderliğinde gerçekleştirdiği Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı zaferle taçlandırmıştır. Savaşın acımasız şartları bir yandan sürerken; Mustafa Kemal bir yandan da geleceği planlamakta ve Türk Ulusu için muhteşem bir yönetim biçimi hazırlamaktaydı.&lt;br /&gt;            Her ne kadar, 23 Nisan 1920’de Meclis açılmış ve Milli Egemenlik hakim kılınmışsa da; yaşanılan olağanüstü şartlar göz önünde bulundurulduğunda, halkın, hakkında yeterince bilinç sahibi olamadığı yeni bir yönetim biçiminden, yani Cumhuriyet’ten bahsetmek, hele hele Cumhuriyet İlanı’nı açıklamak, ulusal birliğin devamı açısından yararlı görülmüyordu. Savaş bütün hızıyla sürmekteydi. Bu durumda Türk Ulusu’nun dikkatini Cumhuriyet gibi önemli bir noktaya yoğunlaştırmanın zorluğu, hatta imkansızlığı görülüyordu.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;            Meclis açılmış ve kanunlar çıkarılmaya başlanmıştı. Mustafa Kemal bulduğu her uygun fırsatta da arkadaşlarına Cumhuriyet fikrini yavaş yavaş açmaya başlamıştı. Lozan Anlaşması’nın imzalanmasından sonra artık Cumhuriyet’in İlanı zamanı da geldiğine inanılmaktaydı.&lt;br /&gt;            Nihayet, 28 Ekim 1923 akşamı, Mustafa Kemal arkadaşlarıyla tartışmaya başladı ve ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;En Büyük Eserimdir&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ dediği Cumhuriyet’in ilan edileceğini onlara açıkladı. O akşam İsmet Paşa ile oturup gerekli yasanın hazırlığı yapıldı. Yasa tasarısında öne çıkan en önemli hususlar; ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ ve ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Türkiye Devleti’nin yönetim şekli Cumhuriyet’tir&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ gibi ifadelerdi.&lt;br /&gt;            Konu, ilk önce parti grubunda kabul  edildi. Arkasından Meclis toplandı ve yasa tasarısı görüşülüp, kabul edilmesinden sonra, bütün milletvekillerinin, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Yaşasın Cumhuriyet!&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ nidaları neticesinde, 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyet ilan edildi ve mevcut devletin adı Türkiye Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Mustafa Kemal de; oybirliği ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı olarak seçildi.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;            Geriye dönüp baktığımızda; Laik Cumhuriyetimiz’in bugüne değin bir çok sıkıntıları yaşadığı ve özellikle  Laik düşünce karşıtı dinci, yobaz, çağdışı, gerici vb  zihniyetin  çeşitli isyanlar çıkarttığı, bulduğu her fırsatta Laik Cumhuriyet’i ve dolaysıyla da Atatürk İlke ve Devrimleri’ni hedef aldığı maalesef üzüntüyle görülebilmektedir. Bugün bile Sevr özentisiyle onu yeniden diriltmek arzusunda olan mevcuttur.&lt;br /&gt;            Emperyalist güçlerin maşalığını yapan hain ve işbirlikçi zihniyetin bu teşebbüsleri, içinde bulunduğumuz dönemde, ABD ve AB’nin desteğiyle daha da hız kazanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’ni önce bölüp, parçalamak ve sonra da ebediyen yok edebilmek için her türlü yol ve yöntem denenmektedir.&lt;br /&gt;            Gaflet içindeki bir kısım hain zihniyetin, dolambaçlı yollardan giderek, Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik ve beraberliğine zarar verecek hareketlere destek sağladığı görüntüsü vererek, teslim olmak amacıyla gelen bölücü teröristlerin, adeta şov yaparcasına karşılandığı acı bir gerçektir.&lt;br /&gt;            Türk Ulusu’nu bölünmeye, parçalanmaya ve sonra da yok olmaya götürebilecek bu tür teşebbüslerin, ABD tarafından da açıkça desteklendiği, bölücü teröristlerden bir grubun, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Sözde Barış Elçisi&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ sıfatıyla geldikleri ve sorgulamanın ardından da serbest bırakılmalarından sonra yaptıkları, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Gelişmelerden memnuniyet duyulmaktadır&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ şeklindeki açıklamalarla da açıkça tescillenmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;            Laik Cumhuriyetimiz, 29 Ekim 2009 tarihinde 86. yaşını tamamlamaktadır.&lt;br /&gt;            Özellikle son 70 yılı çok zor geçmiş olmasına karşın; Atatürk Gençliği olarak, ömrümüzün sonuna kadar O’nu yaşatacağımızdan ve koruyacağımızdan hiç kimsenin şüphesi olmasın.&lt;br /&gt;Bir çok badireler atlatıldı, yine de atlatabiliriz… Bu, hiçbir şeyi değiştirmez!&lt;br /&gt;            Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Gençler! Cumhuriyet’i Biz kurduk, O’nu yaşatacak ve yüceltecek sizlersiniz&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ ve ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ şeklindeki sözleri şiarımız ve rehberimiz olacaktır.&lt;br /&gt;            Türk Ulusu’nun &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-2040228698523229762?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/2040228698523229762/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=2040228698523229762' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/2040228698523229762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/2040228698523229762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/10/laik-cumhuriyetimiz-86-yasinda-bir-gun.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-6148322496147853657</id><published>2009-10-23T03:34:00.000-07:00</published><updated>2009-10-30T05:59:02.502-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;HAKİMİYET-İ MİLLİYE&lt;br /&gt;YAZILARI&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;(&lt;span style="color:#000066;"&gt;1&lt;/span&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;Büyük Devrimci Önder Mustafa Kemal’in, Ulusal Mücadele döneminde çıkarttığı gazetelerin &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İRADE-İ MİLLİYE&lt;/span&gt; ve &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;HAKİMİYET-İ MİLLİYE&lt;/span&gt; olduğunu önceden yazmıştım. Bu gazetelerden &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İrade-i Milliye&lt;/span&gt;’nin ömrü fazla uzun olamamış ve Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişinden bir müddet sonra kapanmıştır.&lt;br /&gt;Heyet-i Temsiliye Ankara’ya ulaştıktan sonra ilk ele alınan işlerin başında öncelikle bir gazete çıkarılması gelmektedir.&lt;br /&gt;Oldukça yoğun temas ve uğraşıların ardından, adı &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;HAKİMİYET-İ MİLLİYE&lt;/span&gt; konulan gazete 10 Ocak 1920 tarihinde ve oldukça kısıtlı imkanlarla Ankara’da yayın hayatına başlar.&lt;br /&gt;İlk sayının birinci sayfasını tamamen dolduran Baş Yazı’nın, Mustafa Kemal tarafından Behiç Bey’e not ettirilerek yazıldığı bilinmektedir. Ancak yazının altına &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yazı İşleri Heyeti&lt;/span&gt; imzası atılmıştır…&lt;br /&gt;Bundan sonraki Baş Yazılar’ın çoğunluğunun Mustafa Kemal tarafından kaleme alındığı ve Gazete’deki diğer yazıların hemen tamamının da O’nun denetiminden geçtiği bir gerçektir.&lt;br /&gt;Günümüz şartlarıyla neredeyse birebir örtüşüyor olması münasebetiyle, anılan bu yazıların bugün de yayınlanmasının yararlı olabileceğini düşündüm.&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;HAKİMİYET-İ MİLLİYE&lt;/span&gt;’ başlığıyla ilkini aşağıda bulabileceğiniz yazıyı ve bundan sonrakileri incelediğinizde görülecektir ki; o yıllarda Anadolu’nun, bugün de Türkiye Cumhuriyeti’nin önce bölünüp, parçalanmak ve sonra da yok edilmek istenmesi amaçlı oyunların tamamen uyum içinde olduğu, birebir örtüştüğü, aktörlerin de aynı emperyalist ve karanlık odaklara dayandığıdır.&lt;br /&gt;Türk Ulusu’nu bu konuyla da ilgili bilgi sahibi yapabilmek adına kaynağından derleyip, özüne dokunmaksızın bazı harf, kelime ve de kısa ifadelerde yaptığım küçük düzeltmelerden sonra yayına hazırladığım yazılar, dayatılan şartların durumuna göre sizlere sunulacaktır.&lt;br /&gt;Yazıların kaynağı; ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Kurtuluş Savaşı’nın İdeolojisi(Hakimiyet-i Milliye Yazıları), Kaynak Yayınları&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ olup, hepsinin altında, yazının &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hakimiyet-i Milliye Gazetesi&lt;/span&gt;’nde yayınlandığı tarih yer alacaktır. Bazılarının altında imza da bulunabilecektir.&lt;br /&gt;Ulusal Mücadele döneminin bir kısmını, çoğunlukla Mustafa Kemal’in kaleminden çıkmış ifadelerle yansıtan yazıları, bugün sizlere sunuyor olmaktan dolayı mutlu olduğumu belirtmek istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;HAKİMİYET-İ MİLLİYE&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bugünden itibaren yayımlanan ve sütunlarında bütün Anadolu ile onu alakadar eden muhitlerin ahval ve hadiselerini ihtiva edecek olan &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Gazetemiz&lt;/span&gt;’e bu ismi tesadüfi olarak vermedik. &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Gazetemiz&lt;/span&gt;’in ismi aynı zamanda takip edeceği mücadele yolunun da nevidir. Şu halde diyebiliriz ki; &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hakimiyet-i Milliye&lt;/span&gt;’nin mesleği, milletin hakimiyetini müdafaa olacaktır.&lt;br /&gt;Cihan’ın her tarafında en ileri ve en yüksek demokrasilere yönelik inkılaplar vücuda getirildiği, milletlerin, medeni ilerlemelerin dayandığı manevi hakimiyetlerden bile şikayetçi bulunduğu, servetler ve geçim hususunda bile eşitliğe doğru önüne geçilmez cereyanlar peyda olduğu bir zamanda, bilhassa meşrutiyeti getiren inkılaptan on iki sene sonra tekrar &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Milli Hakimiyet&lt;/span&gt; için mücadeleye ihtiyaç görünmesi biraz garip anlaşılabilir. Böyle düşünecek zevata şimdiden kısaca cevap verelim ki, &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Milli Hakimiyet&lt;/span&gt; hiçbir zaman meşrutiyet demek değildir. Meşrutiyet, ancak onun vasıtası olabilir.&lt;br /&gt;Her millet, inkılabını, hakimiyetini geri almak için yaptığı gibi, bizde de inkılabın hedefi &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Milli Hakimiyet&lt;/span&gt; idi. Meşrutiyetin ilanını takip eden ilk birkaç sene içinde bu hedefe az çok yaklaşıldığı halde bir taraftan irtica korkusunun tazyike başladığı hürriyetler, diğer taraftan milletin mukadderatına rekabetsiz el koymak garip ihtirasının bulandırdığı karışık dimağlarla birleşerek, geri dönüş hareketlerine sebep oldu. Ve millet hissetmeyerek, göz açıp kapayıncaya kadar, elinde tuttuğunu zannettiği hakimiyeti başından geçen velveledar fırtınalara kaptırmış bulundu. Bir gün geldi ki, hürriyetten bahsedilip dururken, hiç kimse istediği gibi hareketine, en meşru işlerinde dahi kendinde mezuniyet göremez oldu. Ve &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Milli Hakimiyet&lt;/span&gt; namına geçmiş zamanların belirsiz bir hatırasından başka bir şeye sahip olmadığını hissetti.&lt;br /&gt;Buna tahammül edilemezdi. Çünkü o hakimiyeti ele geçirinceye kadar ne fedakarlıklar yapılmış, ne kurbanlar verilmiş, otuz üç senelik bir zulüm saltanatının ne kara günleri, ne acıları, ne felaketleri, ne gözyaşları çekilmişti. Fakat daima sınırın bir köşesinden, sinsi ve hain, bir tecavüz fırsatı bekleyen düşman gözler, hiçbir gün parlamaktan geri kalmadı. Ve milletin hakimiyetini yine ona dayanarak gasp edenler, daima ufkun iki yuvarlak ateşle parlayan noktasını göstererek, tehditkar bir genişlik ile taşmak eğilimini gösteren sabır ve tahammülü teskin ettiler. Başarılı oldular. Çünkü bu millet hayat ve mevcudiyeti namına her fedakarlığı tereddütsüz kabulden hiçbir gün çekinmemişti. ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Vatan Endişesi&lt;/span&gt;’ karşısında onun unutmadığı kin ve intikam, terk ve feda etmediği emel ve menfaat, göze almadığı vaka ve tehlike yoktur. Mevcudiyetini koyduğu bir muharebede kendisine zafer vaat edenlerin, hakimiyetine tecavüz etmelerini hoş gördü. Fakat zafer yerine hezimet gelince, bu millet dünyanın hiçbir milletinde bulunmayan büyük ve metin bir alicenaplık ile hakimiyete sahip olduğunu gösterdi, başında bulunanları kırdı, devirdi.&lt;br /&gt;Mütarekeyi müteakip bekleniyordu ki, &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Milli Hakimiyet&lt;/span&gt; artık onu iptal hırsında olan pençelerden kurtarıldığı için, millete kaybın telafisi yolunda yüksek ve tesirli bir etken olacak ve onun geleceğe dair şartlarını temin hususunda her şeyden ziyade kuvvetli olan milli mevcudiyeti meydana çıkaracak ve ispat edecek, hezimetin dağıttığı muhtelif milli kuvvetleri birleştirerek ve uzlaştırarak hedefe sevk eyleyecek… Evet, böyle zannolunuyordu. Meğer bu memleketin hakimiyetinin harabesi üzerinde kirli ve çamurlu yuvalar kurmak isteyen baykuşlar daha eksilmemiş… Meğer maziye karıştığını zannettiğimiz mezalim devrinin dönüşü rüyasıyla yaşayanlar, gelecekteki saraylarının altın temellerini bu zavallı milletin kafatası üzerinde kurmak isteyen Hülagü torunları daha varmış… Mütarekenin hemen sonrasında iğrenç bir manevra ile iktidar mevkiine öyle hükümetler çıktı ve ilk darbe ile yıktıkları &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Milli Hakimiyet&lt;/span&gt;’in tesirlerinin aksinden korkarak öyle hıyanetler işlediler ki, memleketi düşmanların taksim masasına kolları bağlı sürüklemek, milleti tarih mezbahasına gözleri kapalı sevk etmek için düşman kuvvetlerine dayanarak öyle fenalıklar vücuda getirdiler ki, millet bu defa bütün kuvvet ve büyüklüğü ile mevcudiyetini ve hakimiyetini fiilen göstermek mecburiyetinde kaldı. İşte &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kuvay-ı Milliye&lt;/span&gt;, &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Teşkilatı&lt;/span&gt;, bu mecburiyetten doğmuştur ve bu ahval ve hadiselerin tabii neticesidir. &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hakimiyet-i Milliye Gazetesi&lt;/span&gt; de bu hadiselerden doğuyor.&lt;br /&gt;Bundan sonra &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Milli Hakimiyet&lt;/span&gt; ihlal edilemez. Buna şüphe yok. Millet bu en sonuncu tecrübesinden o kadar büyük bir uyanış ile çıktı ki, artık hakimiyet onun dimağından on iki sene evvelki Temmuz hatırasından daha çok derin, daha pek çok nüfuz etmiş bir iz teşkil ediyor. Dimağ melekeleri bu iz üzerinde durmadıkça işleyemez. Fakat memleketimizde &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Milli Hakimiyet&lt;/span&gt;’in düşmanları o kadar alçak ve o kadar aşağı bir mahiyettedir ki, düşman himayelerine sığınarak, yabancı kuvvetlerinden yardım umarak, milletin haklı sesini ve hakimiyetini boğmak teşebbüsünden kolay kolay vazgeçeceklerini zannetmiyoruz. Vaktiyle büyük inkılaplar sırasında, saraylarını düşman askerlerine muhafaza ettiren, milletlerine düşmanlarının süngülerini davet eyleyen hükümdarlar bile görülmüştü. Fakat unutulmamalıdır ki, bu hükümdarlar siyaset meydanlarında can verdiler ve daha fenası bütün insanlığın hafızasında lanetlenerek yaşıyorlar! Hükümdarları affetmeyen &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Milli Hakimiyet&lt;/span&gt;’in birkaç türediyi ne dereceye kadar hazmedebileceği meydandadır. İşte gazetemiz milletin hakimiyetine musallat olmak isteyecek şahıslara karşı mücahede ve mücadele için yayımlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hakimiyet-i Milliye&lt;/span&gt;’nin mücahedelerine daha çok zaman ihtiyaç görüyoruz. Meşrutiyetin, Meclislerin, oralarda herhangi birkaç manevra ile çoğunluk kazanacak fırkaların, siyasi zümrelerin arkasında Anadolu’nun saf, uzak görüşlü, mütevekkil ve alicenap, fakat daima azim ve iradesine sahip vicdanını kendisine rehber edinerek &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hakimiyet-i Milliye&lt;/span&gt; yaşayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hakimiyet-i Milliye&lt;/span&gt; üç büyük dayanak tanır: Zeka, irfan, hamiyet… Bunlar haricinde hiçbir şeye dayanamaz. Milletin hakimiyeti ne sermayelerin, ne içi boş siyasetlerin, ne kinlere, menfaatlere, ikbal ve geleceklere yönelik geçici heveslerin oyuncağı olamaz. Millet yaşamaya, hür ve bağımsız yaşamaya, yaşadıkça da mesut ve olgun bir ilerleme unsuru olmaya muhtaçtır. Hakimiyetini bunun için kullanacaktır. &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Gazetemiz&lt;/span&gt;’in de gayesi milletin bu ihtiyacıdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yazı İşleri Heyeti&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;10 Ocak 1920&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derleyen ve Yayına Hazırlayan&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-6148322496147853657?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/6148322496147853657/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=6148322496147853657' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/6148322496147853657'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/6148322496147853657'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/10/hakimiyet-i-milliye-yazilari-buyuk_23.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-2178267952519701414</id><published>2009-10-19T08:02:00.000-07:00</published><updated>2009-10-19T08:09:43.344-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;DEMOKRATİK AÇILIM&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun,&lt;br /&gt;istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık&lt;br /&gt;karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir&lt;br /&gt; muameleye lâyık sayılamaz&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;’&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bir-kaç gün önce sizlere gönderdiğim &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;AÇILIMLAR SAÇMALIĞI&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; başlıklı yazımda, uzun sayılabilecek bir süreden beri gündemde tutulan &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;AÇILIM&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; konusunu ele almış ve &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Ermeni Açılımı&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’nı da ayrıntılı olarak anlatmıştım.&lt;br /&gt;Şimdi ise, hükümetin üzerinde kıvrandığı ve bir türlü de içini dolduramadığı Demokratik Açılım konusuna sıra geldi.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Özellikle son gelişmeler baş döndürücü bir hızla seyrediyor.&lt;br /&gt;Önceleri &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Kürt Açılımı&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; dediler, sonra gelen tepkiler üzerine, güya biraz yumuşatarak &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Demokratik Açılım&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; diye söylemeye çalıştılar. Ancak, bu açılımın ne olduğunu hiç kimse anlamadı. Çünkü anlatamadılar. Fikri ortaya atan hükümet de; &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Açılım&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ı yeterince açamadı, içini gerektiği şekilde dolduramadı. Görüldüğü gibi kıvranıp duruyorlar…&lt;br /&gt;Türk Ulusu neler olup/bittiği konusunda şaşkına döndü dersek yeridir. Bizler de; Açılımların içini bir türlü doldurup, Türk Ulusu’na gerçekleri sunamadık. Çünkü hükümet kapalı kutu. Amacını bölüşmedi ki, üzerinde bir şeyler söyleyebilelim. Neler düşünüyorlarsa gidip Amerika ile görüşüyorlar. Bize gelince ketumlar…&lt;br /&gt;Olup/bitenler yeterince anlaşılamamışken; sanki üzerine tuz-biber ekiyormuş gibi, bir de RTE 19 bakanıyla birlikte Irak’a gitmez mi…?&lt;br /&gt;Sokaktaki vatandaşımız, bunları görünce olayın neler olabileceğini, Dil’in altındaki baklanın ne olduğunu nihayet anlamaya başladı.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Görünen o ki; Amerika’nın öteden beri istediği Ortadoğu haritasının yeniden şekillenmesinde acele ediliyor. BOP kapsamında planlananların uygulanmasında, Atatürk Türkiyesi’nin Hükümeti de, kendisine verilen görevin gereğini behemahal yapmaya soyunmuş görünüyor.&lt;br /&gt;Efendiler…! Gözünüzü açın!&lt;br /&gt;Yaptıklarınızın Türkiye Cumhuriyeti’nin olmazsa olmazlarını, kırmızı çizgilerini zorladığını, hatta ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu görmüyor musunuz?&lt;br /&gt;Yıllardır Irak’ın kuzeyinde Amerika tarafından beslenen bölücü terörün ekmeğine yağ sürmekte olduğunuzun farkında değil misiniz?&lt;br /&gt;Barzani denen sefil, nankör ve insanlıktan yoksun yaratık, Irak’ın kuzeyi için, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Kürdistan’ın Güney Bölgesidir&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ diyor, siz de buna, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Sen ne diyorsun arkadaş? Orası güney olursa; kuzeyi benim topraklarımda kalıyor. Bu ne biçim saçmalıktır. Bunun kabul edilebilir bir yanı olamaz…&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ diyeceğinize, kalkıp adamın ülkesine resmi ziyarette bulunuyor ve bu yetmemiş gibi; birde Irak’lı bakanlarla birlikte ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Ortak Bakanlar Kurulu&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ toplantısı düzenliyorsunuz…&lt;br /&gt;Eh! Pes doğrusu…!&lt;br /&gt;Sonuçta beyazlarla karalar ayrışmaya başladı.&lt;br /&gt;Hükümetin &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Açılım&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; adı altında Amerika’nın talimatlarını uyguladığı, AB’nin de bir kısım arzularını yerine getirmeye çalıştığı açıkça görülüyor...&lt;br /&gt;Büyük tabloya bakıldığında ve parçalar yerlerine doğru şekilde yerleştirildiğinde; uygulanmaya çalışılan saçmalıkların Büyük Ortadoğu Projesi’ne uygun olduğu ortaya çıkıyor. Zaten, istenen de bu değil mi…?&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gerçekten şaşılacak olaylara tanıklık ediyoruz.&lt;br /&gt;Atatürk Türkiye’sinin Başbakanı, Amerika’nın dayatmasıyla, bir yanda, doğuda Ermenistan’la iki sınır kapısının açılması başta olmak üzere, muhtemel ki daha bir yığın tavizin verildiği bir protokol imzalıyor.&lt;br /&gt;Diğer yanda da; 30 bini aşkın vatandaşımızın şehit olmasından ve binlerce ailenin ocağına ateş düşmesinden  sorumlu olan bölücü terörün işine yarayabilecek girişimlerde bulunuyor. Adına da &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Demokratik Açılım&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; deniyor…&lt;br /&gt;Bunların ve daha bir çok faaliyetin neden yapıldığına baktığımızda:&lt;br /&gt;1-&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Özellikle Amerika’ya karşı bedel ödenip, AB’ye şirin görünmeye çalışılması ve dolaysıyla da Laik Cumhuriyet’in önünde tek engel olarak görülen Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, AB üzerinden baskı yapılması,&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;2-&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Dışarıdan alınan talimatların gereği olarak, Cumhuriyet’in ilanından bu yana asla vazgeçilmeyen Karşı Devrimci faaliyetlerin sürdürülmesi,&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;3-&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Hayal edilen Devlet yapısına doğru adım adım gidilmesinin yollarının açılması,&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;4-&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Vatandaşımızın, ekonomik kriz altında ezilmesi, işsizlik, açlık, yetersiz sağlık hizmetleri, eğitim çıkmazı vb gibi daha bir yığın sorunlarının gündeme gelmesinin engellenmesi,&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; 5-&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Olası bir Erken Seçim’de, Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizde, Kürt vatandaşlarımızın ağırlıkla yaşadığı bir kısım illerden bir miktar daha oy çıkarılabilmesi,&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;gibi hususlar ilk göze çarpanlardır.&lt;br /&gt;Bunun adına &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Teslimiyetçilik &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;denilmez de ne denir?&lt;br /&gt;Ben başka bir isim bulamıyorum. Bulan olursa söylesin ki, ben de öğreneyim…&lt;br /&gt;Ülke’yi açıkça bölünmeye götürebilecek, kasıtlı ve bilinçli yapıldığı açıkça sırıtan acı uygulamaların tanığı oluyoruz.&lt;br /&gt;Atatürk İlke ve Devrimleri’ne inanmış, Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri’ne ve bugüne değin elde edilmiş Kazanımları’na, özde, bağlı ve &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; demekten bir an bile sakınmayan vatandaşlarımıza soruyorum;&lt;br /&gt;Sizce de öyle değil mi?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-2178267952519701414?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/2178267952519701414/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=2178267952519701414' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/2178267952519701414'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/2178267952519701414'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/10/demokratik-acilim-ne-kadar-zengin-ve.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-935408360250278127</id><published>2009-10-16T05:52:00.000-07:00</published><updated>2009-10-16T06:01:33.402-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;AÇILIMLAR SAÇMALIĞI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Gazi Mustafa Kemal Atatürk&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kürt Açılımı, Demokratik Açılım derken; bir de Ermeni Açılımı çıktı karşımıza. Yoksa bunların hepsi bir paket de, gündeme taksit taksit mi taşıyorlar…?&lt;br /&gt;Orasını bilemem. Ama bir şeylerin tezgahlandığı ortada. Planlamanın da yurtdışında yapıldığına inanıyorum.&lt;br /&gt;Obama Ankara’ya geldi ve Amerika’da her yıl Nisan ayındaki gerginliği gerekçe göstererek, üstü örtülü bir vaziyette ifadelerle, komşularla olan sorunların bir an evvel çözüme kavuşturulması vs gibi laflarla söyleyeceğini söyledi ve gitti.&lt;br /&gt;Bizdeki bir kısım şaşkınlar da arkasından methiyeler döktürdü. Yalakalıkta sınır tanımaz ifadeleri gazetelerin baş sayfalarına ve hemen her akşam televizyon ekranlarına taşıyıverdiler…&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ERMENİSTAN AÇILIMI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Ermenistan ile Protokol imzalandı.&lt;br /&gt;Yakında, sınırın karayolu çıkışı olan Alican Kapısı ile Demiryolu çıkışı Akyaka Kapısı açılır.&lt;br /&gt;Protokolle daha nasıl tavizler verildi henüz bilemiyoruz. Zaman ilerledikçe gelişmeleri birlikte göreceğiz.&lt;br /&gt;Uluslararası ilişkilerde Karşılıklılık(&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Mütekabiliyet&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;) esastır. Protokolün imzalanmasıyla verilen tavizlerin ileride başımıza iş açacağından endişe duyuluyor.&lt;br /&gt;Adamların neleri talep edeceğini kestirmek pek zor değil. Çünkü, Doğu Anadolu Bölgemizin büyük kısmını kendi toprakları olarak görüyorlar. Buraları bir an evvel ele geçirmek  arzusunda olduklarını her fırsatta dillendiriyorlar. Anayasalarında bile bu konuda maddeler var. Cumhurbaşkanlığı armalarının tam orta yerinde Ağrı Dağı’nın figürü bulunuyor.&lt;br /&gt;Bu durumda; Ermenilerle olan ilişkilerde dikkatli, uyanık ve akıllı olmak zorundayız.&lt;br /&gt;Ermenistan dediğinizin eti ne, budu ne ki böylesine tavizkar davranıyorsunuz? Alt tarafı 2.5 milyon nüfusa sahip, henüz tam anlamıyla devlet olma başarısını bile gösterememişler…&lt;br /&gt;Sağa sola saldıran, Azerbaycanlı kardeşlerimizin toprağını işgal eden, düne kadar Türk Diplomatları acımasızca katleden, her bulduğu fırsatta, Irak’ın kuzeyinde yuvalandırılıp, barındırılması sağlanan bölücü terör örgütüne bile destek vermeyi maharet sayan bir güruh…&lt;br /&gt;Efendiler!&lt;br /&gt;Aklınızı başınıza alın! Tarih önündeki sorumluluğunuz büyük…!&lt;br /&gt;Amerika istiyor diye; onu ver bunu yapmakla olmaz bu işler…&lt;br /&gt;Komşularımızla elbette iyi ilişkiler içinde olunmalı. Ama bunun yolu/yöntemi var. Cumhuriyetin kuruluşundan buyana uygulanmakta olan bir Onurlu Dış Siyasetimiz, hükümetin elinin tersiyle bir kenara itilip, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Ver Kurtul&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ zihniyetiyle hareket etmenin mantığını anlamak mümkün değildir.&lt;br /&gt;Nerede Kırmızı Çizgilerimiz, Olmazsa Olmazlarımız?&lt;br /&gt;Bir yanda Azeri kardeşlerimizin içleri eziliyor, canları yanıyor, Karabağ Ermeni işgalinde ve  sorun olduğu gibi duruyor; siz de bu adamlarla el sıkışıyor, protokoller imzalıyorsunuz.&lt;br /&gt;Bunu Amerika istedi ve AB de sık sık gündeme getiriyor diye mi yapıyorsunuz?&lt;br /&gt;Yoksa bir ihanetle mi karşı karşıyayız?&lt;br /&gt;Ermenistan’da da protokole karşı olan ve bu tarz sıcak ilişkiler kurulmasına karşı olan bir kısım insanlar var. Tepkilerini de oldukça sert bir şekilde gösteriyorlar.&lt;br /&gt;Gelişmeler üzerine Cumhurbaşkanı Sarkisyan, ülkesindeki tansiyonu düşürmek amacıyla yaptığı zehir-zemberek bir açıklamada; protokolün imzalanmış olmasının özellikle, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Türkler tarafından, Ermeni vatandaşların geçmişte katledilmiş olması gerçeğini değiştirmeyeceğini… Ermenilerin, söz konusu olayı unutulmasının mümkün olmadığını…&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ altını çizerek ve defalarca belirtti.&lt;br /&gt;Açıklamanın ardından kısa bir süre sonra da; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün resmi davetlisi olarak, Bursa’ya Türkiye-Ermenistan milli maçını izlemeye geldi. Her iki cumhurbaşkanı sarmaş-dolaş maç seyrettiler, yemek yediler, sohbet ettiler vs…&lt;br /&gt;Abdullah Gül, Ermenistanlı konuğunu ağırlamaktan mutluydu. En azından ekranlardan öyle görünüyordu. Çünkü, kendisi de, Erivan’a maç izlemeye gitmiş, aynı ilgiyle karşılanmış ve ağırlanmıştı. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ABDULLAH GÜL’ÜN AÇIKLAMASI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada biraz durup, Abdullah Gül’ün, bundan 16 yıl kadar önce ve Refah Partisi’nin bir milletvekili olarak, Meclis kürsüsünden, Demirel Hükümeti’ni muhatap alarak yaptığı konuşmayı, bir kez daha burada aktarmayı gerekli görüyorum. Bu konuşma metni, bugünlerde bir kısım gazetelerin köşe yazarları tarafından sıkça yazıldı. Ayrıca internet ortamında da oldukça yoğun bir şekilde  dolaşmakta…&lt;br /&gt;Bakın, Abdullah Gül 1993 yılında neler söylüyor:&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Hükümet, bu politikasıyla, geleceğimizi gerçekten ipotek altına almıştır ve öyle ipotek altına almıştır ki, Ermenistan Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanının cenaze merasimine katılma cesaretini göstermiştir… Sizin nasıl bir uzlaşmacı olduğunuzu, Türkiye’nin menfaatleri söz konusu olduğunda, sizin şahin gibi davranmayacağınızı ve yüzünüzün de ne kadar yumuşak olduğunu bildiği için cesaret bulmuş ve Türkiye’ye gelmiştir.&lt;br /&gt;Siz bana bir ülke gösterin ki, kardeşleriniz savaş halinde olacak, kardeşleriniz katledilecek ve onlar katledilirken, -Bunun müsebbibi Türkiye’dir- diye demeçler verecek; o kardeşlerimiz katledilirken, -Avrupa’nın haritaları bellidir, yerine oturmuştur; fakat Ortadoğu’nun, Asya’nın haritaları nihai şeklini almamıştır- diye açıklamalar yapacak; Kars’ın, Ermenistan toprağı olduğunu iddia edecek, bütün bunlardan sonra o adam Türkiye’ye gelecek ve siz de elini sıkacaksınız!...&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Böyle konuşmuş olan Abdullah Gül ile bugün görüldüğü gibi davranan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün aynı şahıslar olduğuna inanmanın ne kadar mümkün olabileceğini siz değerli dostların takdirine bırakmak istiyorum…&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Özellikle son gelişmeler baş döndürücü nitelikte seyrediyor.&lt;br /&gt;Dün ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Ak&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ dediklerine, bugün rahatlıkla ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Kara&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ diyebiliyorlar.&lt;br /&gt;Protokolün imzalanmış olmasının Türkiye Cumhuriyeti’ne bir yarar sağlamayacağı açıktır. Ancak, bu, Ermenistan için, ölüm döşeğindeki hastaya, onu iyileştirip, ayağa kaldırabilecek mucizevi ilacı vermek demektir.&lt;br /&gt;Adamları Batı’ya açıyor ve entegre ediyorsunuz. Azeri kardeşlerimize yaptıklarına karşılık, onları adeta ödüllendiriyorsunuz.&lt;br /&gt;Sözü uzatmanın ve sağa sola çekiştirmenin anlamı yok. Yapılanların tamamının tek bir anlamı var. O da; Türkiye’yi yönetenlerin, Amerika tarafından oluşturulmaya çalışılan yeni Ortadoğu haritasının şekillenmesine yardımcı olduğudur.&lt;br /&gt;Belki de bir bedel ödenmektedir.&lt;br /&gt;Kim bilir…?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-935408360250278127?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/935408360250278127/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=935408360250278127' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/935408360250278127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/935408360250278127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/10/acilimlar-sacmaligi-butun-bu-seraitten.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-4727866038404903157</id><published>2009-10-14T05:23:00.000-07:00</published><updated>2009-10-14T05:34:44.225-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;MUSTAFA KEMAL’İN&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;ÖNDERLİĞİNDE ULUSAL MÜCADELE&lt;br /&gt;DÖNEMİNDE ÇIKARTILAN GAZETELER&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;İLK GAZETE&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;İRADE-İ MİLLİYE&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;14 EYLÜL 1919 / SİVAS&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Kemal’in, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmasıyla fiilen başladığı kabul edilen Ulusal Mücadele’de öncelikli hedeflerden birisi, mücadeleyi vatan sathına yayıp, Türk Ulusu’nun, Vatan Bütünlüğü esasına dayalı tek bir güç olarak birleştirilmesiydi.&lt;br /&gt;Bütün çabalar bunun üzerine yürütülmekteydi.&lt;br /&gt;Sırasıyla gerçekleştirilen Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongreleri kararlarının Türk Ulusu’na, geciktirilmeksizin duyurulması da büyük önem arz etmekteydi.&lt;br /&gt;O dönemde Anadolu’nun çeşitli vilayetlerinde yayın yapan gazeteler olmasına karşın; ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Mütareke Basını&lt;/span&gt;’ olarak adlandırılan bir kısım işbirlikçi gazetelerin emperyalizmin emriyle ve güdümünde yayın yapıyor olmaları ve Ulusal Mücadele’ye yakın olan İstanbul’daki gazetelerin de; işgal güçlerinin baskısı altında bulunması ve yayınlarının sürekli olarak sansür edilmesi neticesinde, Devrimci Önder Mustafa Kemal, Ulusal Mücadele’nin her aşamasının, dolaysıyla da bütün gerçeklerinin ve Devrimci Çözümlerin Türk Ulusu’na ulaştırılması için ulusal hareketin kendi gazetesini çıkarmasını zorunlu görmekteydi.&lt;br /&gt;Konu, her ne kadar Sivas Kongresi öncesinde görüşülmüş olmakla beraber; Kongre’nin yoğun çalışma ortamı buna izin vermemişti.&lt;br /&gt;Nihayet, Sivas Kongresi sona ermiş ve Kongre Mustafa Kemal’in başkanlığında Heyet-i Temsiliye’yi seçmişti. Bundan böyle Heyet-i Temsiliye, Meclis açılıncaya kadar Türkiye’yi temsil edecekti.&lt;br /&gt;Mustafa Kemal, öncelikle Türk Ulusu’nu bilgilendirebilmek ve sonra da içeride  ve dışarıda yeterli kamuoyu oluşturabilmek amacıyla;  kongrede alınan kararların ve yapılan işlemlerin,  öncelikle duyurulması gerektiğine olan inancı gereği bir an evvel Ulusal Hareket’in yayın organı olacak gazetenin çıkarmasını istiyordu.&lt;br /&gt;Derhal girişimde bulunarak, Kongre üyesi ve Sivas’ın emektar öğretmenlerinden Rasim Bey’e, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bir Gazete çıkarmak amacındayım. Sorumluluğu üzerine alabilecek ve güvenilir birine ihtiyaç var…&lt;/span&gt;’ diye düşüncesini açıklar. Rasim Bey de; bunun üzerine gerekli araştırmayı yapar ve öğrencilerinden güvendiği biri olan Selahattin Bey’i bulur. &lt;br /&gt;Adı, Mustafa Kemal tarafından &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İRADE-İ MİLLİYE&lt;/span&gt; konulan Gazete, Selahattin Bey’in sorumluluğunda ve 14 Eylül 1919 tarihinde ilk baskısını çıkararak yayın hayatına başlar.&lt;br /&gt;İlk manşet yazısı da yine Mustafa Kemal tarafından bizzat kaleme alınır. Ayrıca, Mustafa Kemal’in Kongre’yi açış konuşması da; Gazete’nin ilk sayfasından Türk Ulusu’na duyurulur.&lt;br /&gt;Ondan sonraki sayılardaki bir çok yazı da; yine Mustafa Kemal’in kaleminden çıkmıştır. Bununla birlikte yazıların tamamı O’nun denetiminde yayına verilir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İRADE-İ MİLLİYE&lt;/span&gt;, yayınını sürdürdüğü müddetçe  Ulusal Mücadele ile iç içe olmuş ve bu ulvi mücadelenin gerçeklerinin Türk Ulusu’na ulaşmasında oldukça önemli bir görevi yerine getirmiştir.&lt;br /&gt;Hepimizin bildiği gibi; Heyet-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal ve diğer üyeler,  Ankara’ya ulaşmak amacıyla, 18 Aralık 1919 tarihinde Sivas’tan ayrılır.&lt;br /&gt;Mustafa Kemal, &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İRADE-İ MİLLİYE&lt;/span&gt;’nin Ankara’ya taşınmasını arzu etmiş olmasına karşın; Sivaslılar’ın ısrarlı talepleri karşısında gazetenin Sivas’ta kalmasını kabul eder.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İRADE-İ MİLLİYE&lt;/span&gt; Gazetesi, Mustafa Kemal’in Sivas’tan ayrılmasından sonra yayınını sürdürmeye çalışmış ama pek başarılı olamamıştır. Bir müddet sonra da kapanmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;İKİNCİ GAZETE&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;HAKİMİYET-İ MİLLİYE&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;10 OCAK 1920 / ANKARA&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Mustafa Kemal, Heyet-i Temsiliye üyeleriyle birlikte, 27 Aralık 1919 tarihinde Ankara’ya gelmiştir. Öncelikle Keçiören semtindeki Ziraat Mektebi’ne yerleşilmiş ve karargah burada oluşturulmuştur.&lt;br /&gt;Yapılacak ilk işin yeni bir gazete çıkarmak olduğu fikri Mustafa Kemal’in kafasında her daim şimşek gibi çakmaktadır.&lt;br /&gt;Çıkarılacak gazete, tıpkı &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İRADE-İ MİLLİYE&lt;/span&gt;’nin olduğu gibi; Ulusal Mücadele’nin hizmetinde ve O’nun yayın organı olmak durumundadır.&lt;br /&gt;Gazete’nin adı üzerinde bir iki kısa tartışmada bulunulur. Sonra da, Sivas’taki &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İRADE-İ MİLLİYE&lt;/span&gt; Gazetesi’nin adı bu kez Ankara’da &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;HAKİMİYET-İ MİLLİYE&lt;/span&gt; olarak verilir. Bu adı da Mustafa Kemal koymuştur.&lt;br /&gt;Gazete’nin adının konmuş olmasına karşın; ne baskının yapılabileceği bir matbaaları, ne de kağıtları vardı. Sonunda, Ankara Valiliği ile kurulan temas neticesinde, Valiliğin matbaası kullanılır ve kağıt ihtiyacı da Valilik’ten, ödünç olarak karşılanır. Bunun için gerekli izin de Valilik’ten alınır.&lt;br /&gt;Böylelikle; &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;HAKİMİYET-İ MİLLİYE&lt;/span&gt; Gazetesi, Recep Zühtü Bey’in imtiyaz sahipliğinde  ve ilk sayısını 10 Ocak 1920 tarihinde çıkartarak yayın hayatına başlar.&lt;br /&gt;Mustafa Kemal, yakın arkadaşlarından Hakkı Behiç Bey’in de Gazete’de görev almasını ister.&lt;br /&gt;Gazete’nin ilk sayısında, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hakimiyet-i Milliye&lt;/span&gt;’ başlıklı ve bütün ilk sayfayı dolduran başyazı Mustafa Kemal tarafından Hakkı Behiç Bey’e not ettirilmiştir. Bu yazıda; ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;HAKİMİYET-İ MİLLİYE Gazetesi’nin izleyeceği yol ve Ulusal Mücadele’nin amaçları…&lt;/span&gt;’ anlatılmaktaydı.&lt;br /&gt;Başyazıda özetle;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bugünden itibaren yayımlanan ve sütunlarında bütün Anadolu ile onu alakadar eden muhitlerin ahval ve hadiselerini ihtiva edecek olan gazetemize bu ismi tesadüfi olarak vermedik.&lt;br /&gt;Gazetemizin ismi aynı zamanda takip edeceği mücadele yolunun da nevidir.&lt;br /&gt;Şu halde diyebiliriz ki, Hakimiyet-i Milliye’nin mesleği, milletin hakimiyetini müdafaa olacaktır.&lt;/span&gt;’ denilmektedir.&lt;br /&gt;Gazetenin ilk sayısının yaklaşık olarak 1500 kadar basıldığı sanılmaktadır.&lt;br /&gt;Dağıtım da; öncelikle ordu birliklerine, İl ve İlçelerdeki Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri’ne, Valilikler’e, Dış Temsilciliklere ve bunların dışında da gerekli görülen diğer yerlere yapılmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;HAKİMİYET-İ MİLLİYE&lt;/span&gt;’nin başyazıları, genellikle imzasızdı. Bunların Mustafa Kemal’in kaleminden çıktığı biliniyordu. Gazetenin tavrı açıktı ve Kuvay-ı Milliye yanlısı olduğunu ve Ulusal Mücadeleyi desteklediğini ortaya koymuştu.&lt;br /&gt;Önceleri haftada iki sayı çıkabilen &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;HAKİMİYET-İ MİLLİYE&lt;/span&gt;, daha sonra ve 18 Temmuz 1920 – 6 Eylül 1920 döneminde haftada üç sayı çıkarmaya başladı. 30 Ekim 1920 tarihinden itibaren tekrar haftada iki sayı olarak çıktı.&lt;br /&gt;Mustafa Kemal’in düşüncesi ise; her gün yayın yapabilmekti. Yani &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;HAKİMİYET-İ MİLLİYE&lt;/span&gt; günlük çıkmalıydı. Hatta bir defasında, Ankara istasyonunda konakladığı binada, Hüseyin Ragıp Bey’i karşısına oturtup, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;HAKİMİYET-İ MİLLİYE’yi her gün çıkaracağız. Bununla da sen meşgul olacaksın. Her gün de Başmakale yazacaksın…&lt;/span&gt;’ diye söylediği bilinir…&lt;br /&gt;Bunun üzerine, &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;HAKİMİYET-İ MİLLİYE&lt;/span&gt; Gazetesi, kendi matbaasını kurmasının hemen ardından ve 6 Şubat 1921 tarihinden itibaren günlük çıkarak yayın hayatını sürdürmeye başladı.&lt;br /&gt;Ulusal Kurtuluş Savaşı boyunca yayınına ara vermeyen &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;HAKİMİYET’İ MİLLİYE&lt;/span&gt; Gazetesi, Cumhuriyet’in ilanı ve Türk Devrimleri’nin Türk Ulusu’na yayılması konularında,  basına düşen görevi, o dönemin sancak gemisi edasıyla başarıyla yerine getirmiştir.&lt;br /&gt;Büyük Zafer’in kıvancını Türk Ulusu’yla paylaşan &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;HAKİMİYET’İ MİLLİYE&lt;/span&gt;, yayınını Ankara’da ve aynı isimle 1934 yılına kadar sürdürdü.&lt;br /&gt;Gazete’nin adı, 1934 yılında ve 4797. sayıdan sonra, Gazi Mustafa Kemal’in bilgisi dahilinde, &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ULUS&lt;/span&gt; Gazetesi olarak değiştirildi.&lt;br /&gt;Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yayın anlayışıyla 14 Eylül 1919 tarihinde Sivas’ta çıkartılan &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İRADE-İ MİLLİYE&lt;/span&gt; Gazetesi, 10 OCAK 1920’de Ankara’da &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;HAKİMİYET-İ MİLLİYE&lt;/span&gt; ve 1934 yılında da &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ULUS&lt;/span&gt; Gazetesi olmuş ve Gazi Paşa’nın aramızdan ayrılışına kadar da &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ULUS&lt;/span&gt; Gazetesi adıyla yayın hayatına devam etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-4727866038404903157?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/4727866038404903157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=4727866038404903157' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/4727866038404903157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/4727866038404903157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/10/mustafa-kemalin-onderliginde-ulusal.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-5543571810092631369</id><published>2009-10-13T06:07:00.000-07:00</published><updated>2009-10-13T06:12:34.851-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;CUMHURİYET’İN BAŞKENTİ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;em&gt;‘&lt;span style="color:#993300;"&gt;Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara şehridir&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sivas Kongresi’nin ardından, Heyet-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal ve beraberindekiler, 27 Aralık 1919 tarihinde Ankara’ya geldiler.&lt;br /&gt;Neden Ankara?&lt;br /&gt;Mustafa Kemal’in;            &lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Asıl tehlike, batıda, arkasında emperyalist güçler bulunan Yunan Ordusu'dur. Bu bakımdan uygulanacak yol ve yöntem şudur ki; genel durumu yönetip, yürütme sorumluluğunu üzerine alanlar, en önemli hedefe ve en yakın tehlikeye, elden geldiği kadar yakın yerde bulunmalıdırlar. Yeter ki, bu yakınlık genel durumu gözden kaybettirecek derecede olmasın!&lt;br /&gt;Ankara bu şartları kendisinde toplayan bir noktada bulunmaktadır. O halde; cephelere ve İstanbul'a demiryolu ile bağlı olan ve genel durumu yönetme bakımından Sivas'tan hiç bir farkı olmayan Ankara'ya gelinecektir&lt;/span&gt;’  şeklindeki sözleri bu soruyu büyük bir isabetle cevaplıyor.&lt;br /&gt;O dönemde Ankara’nın hali içler acısı denebilecek durumdaydı. Kale’nin etrafına serpilmiş gibi duran yıkık-dökük evlerin oluşturduğu ve otuz bin kadar nüfusun yaşadığı, toz-toprak içinde  bir Anadolu kasabası...&lt;br /&gt;Modern şehir görünümünden uzak, halkın sosyal yaşamı yok denecek kadar az, ama buna karşın tekke ve dergahların çoğunlukta olduğu bir yerleşim birimi…&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ulu Önder, Ankara’yı rastgele seçmemiştir.&lt;br /&gt;Ulusal Mücadele’nin örgütlenmesine başlanmış ve Amasya Tamimi’nden sonra Erzurum ve Sivas Kongreleri tamamlanmış, alınan kararlar da Türk Ulusu’na duyurulmuştu.&lt;br /&gt;Mustafa Kemal, Ulusal Mücadele’yi ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı Ankara’dan yürütmeyi kafasına koymuş ve gelecekteki Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkenti’nin de Ankara olacağını kararlaştırılmıştı.&lt;br /&gt;Ankara’da Karargah olarak Ziraat Mektebi seçilmiş ve çalışmalar bütün yoğunluğuyla sürdürülmekteydi.&lt;br /&gt;O yıllar her türlü imkansızlığın olduğu ve halkın hemen tamamının, çeşitli nedenlerle padişaha kayıtsız-şartsız bağlı bulunduğu göz önüne alındığında; işlerin pek de kolay olduğu söylenemez.&lt;br /&gt;Mustafa Kemal, bir yandan düşüncelerini hayata geçirmeye çalışırken; bir yandan da halkın Ulusal Mücadele’ye katkısını sağlamaya çalışmıştır. Her konuda yapılan muhalefet ve ileri sürülen hilafet yanlısı düşünceler, mevcutlara ilaveten çok daha zor şartları da ortaya koymuştur.&lt;br /&gt;Nutuk’ta da açıklandığı üzere; Başkent konusunda İstanbul üzerinde ısrarla duranlar olmasına karşın; Mustafa Kemal bunlara fazla itibar etmemiş ve dönemin Dışişleri Bakanı İsmet Paşa ve ön dört arkadaşının imzalarıyla  9 Ekim 1923 tarihinde Meclis’e verilen bir kanun tasarısının görüşülmesi neticesinde, 13 Ekim 1923 tarihinde Ankara Başkent olarak kabul edilmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu yıl, başkent oluşunun 86. yılı kutlanacak olan Ankara, Atatürk Türkiyesi’ne yakışan bir başkent görüntüsü maalesef vermemektedir. Geçmişteki yazılarımda da bahsettiğim gibi; Başkent’in bir çok sorunu vardır. Su, temizlik, şehirleşme, park, ulaşım vb ilk akla gelenlerdir.&lt;br /&gt;Cumhuriyet’in önemli kazanımları olarak bilinen bir çok kurum ve kuruluşun özelleştirme adı altında emperyalist sermayeye peşkeş çekilmesi sonucunda; merkez teşkilatlarının İstanbul’a taşınması, Ankara’ya indirilen başka bir darbedir. Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınması bile halen gündemde tutulmaktadır.&lt;br /&gt;Şehir’de Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK adına ne varsa ortadan kaldırmak için sanki özel bir gayret sarf edilmektedir. Atatürk Bulvarı’nı paramparça eden Kuğulu Kavşakları buna örnek olarak gösterilebilir.&lt;br /&gt;Cumhuriyet’in Başkenti’ne yaraşır görüntülere özen gösterileceği yerde; her boş bulunan alana görkemli bir cami kondurulması da işin cabası. Bunun son örneği de; Çankaya’da Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nün arkasından Yıldız mahallesine dönülen  köşeye yeni yapılan camidir…&lt;br /&gt;Bir Müslüman için kainatın her köşesinin ibadethane olduğu gerçeği unutulmamalıdır…&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Atatürk İlke ve Devrimleri ile Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri ve bugüne değin elde edilmiş olan Kazanımları’na sahip çıkmak asli görevimizdir.&lt;br /&gt;Hiç şüphe yok ki; Ankara’da bunlardan birisidir.&lt;br /&gt;Her kim ne yaparsa yapsın, nerede ne söylenirse söylensin Cumhuriyet’in Başkenti, ilelebet Türkiye Cumhuriyeti’ne Başkent olmaya devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-5543571810092631369?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/5543571810092631369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=5543571810092631369' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/5543571810092631369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/5543571810092631369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/10/cumhuriyetin-baskenti-turkiye.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-7957413559979131220</id><published>2009-09-30T10:45:00.000-07:00</published><updated>2009-09-30T10:50:33.685-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;AMERİKA, AMERİKA&lt;br /&gt;AH  AMERİKA!&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Rastlantı mıdır bilinmez ama, son 50-60 yıldır iktidara gelen siyasilerin çoğunluğunun Amerika ile ilişkileri pek iyiydi. Hükümet olabilen bir kısım siyasi partilerin Amerika’dan icazet almadan işin başına gelemediği bilinen bir gerçektir.&lt;br /&gt;Siyasi partilerin bir kısmının Amerika tarafından kurdurulduğu bile söylendi. Halen de; Türk Ulusu’nun büyük çoğunluğunda bu inanç hakimdir.&lt;br /&gt;Kimin kiminle dost olacağı, ilişki kuracağı beni fazla ilgilendirmiyor. Ancak, Bu şahıslar, siyasi kimliğe bürünüp de Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetimine getirilmeye çalışılınca durum biraz değişiyor.&lt;br /&gt;O zaman olay hepimizi ilgilendirir bir boyut kazanıyor.&lt;br /&gt;Çünkü, iktidar sahiplerinin, Türk Ulusu üzerinde, dışarıdaki bir kısım emperyalist güçlerin dayatmasıyla oynamaya çalıştıkları oyun can yaktıkça; toplumdan da feryatların yükselmesi doğal oluyor elbette…&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ne varsa bu Amerika’da?&lt;br /&gt;Oraya eli, ayağı değenin huyu-suyu birden değişiyor.&lt;br /&gt;Özellikle bir kısım siyasilerimizin göstergeleri çabuk bozuluyor. Neredeyse milli duyguları yok oluyor, sanki kişisel benlikten sıyrılıyorlar gibi…&lt;br /&gt;Tabii, istisnalar kaideyi bozmuyor…&lt;br /&gt;Fazlaca da eski bir tarihe ve kültüre sahip olmayan bu derme-çatma ülke, nedense bir kısım insanımıza fazlasıyla cazip geliyor.&lt;br /&gt;En ufak bir rahatsızlığında Amerika’ya koşanlar mı istersin…?&lt;br /&gt;Çocuğu Amerika vatandaşlığını da alabilsin diye, doğumu Amerika’da yapanlar mı ararsın…?&lt;br /&gt;Dünyanın en güzel doğasına, deniz ve kumsalına sahip Ülkemiz kıyıları dururken; Amerika’da yazlık alanlar ile bütün yatırımını Amerika’da yapıp, han-hamam sahibi olanlar mı sorarsın…?&lt;br /&gt;Bir de; hastalığını bahane edip, Amerika’ya çöreklenip, oradan beri Türkiye’yi yönetenler ve Atatürk Türkiyesine karşı türlü tezgahlar ayarlayanları falan da saysam; liste uzayıp gider…&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hatırlanacağı üzere; Turgut ÖZAL ile Tansu ÇİLLER’in de Amerika ile ilişkileri oldukça iyiydi…&lt;br /&gt;Özal, President Bush(&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Baba Bush&lt;/span&gt;) ile konuşmadan Köşk’ten dışarı adımını atmazdı dersek yeridir. Bush’la konuşulmadan, ona danışılmadan iş yapmak ha…! Ne mümkün…!&lt;br /&gt;Körfez Savaşı’nda yaşadığımız kepazelik buna iyi bir örnektir. Bir koyup üç almayı düşünen Özal, bir koyup, üzerine üç daha eklediyse de olmadı.&lt;br /&gt;Havasını aldı…  &lt;br /&gt;Çiller’in durumu da pek farklı sayılmazdı. Onun da derdi varsa-yoksa Bill Clinton’du. Aralarında yapıldığı iddia edilen konuşmalar komedyenlere malzeme dahi olmuştu…&lt;br /&gt;Clinton’suz olmuyordu. Her şey onunla konuşuluyor, ona danışılıyor ve işler öyle yürütülüyordu.&lt;br /&gt;President Bush ve Bill Clinton’un Türkiye ziyaretleri de ayrı birer olaydı.&lt;br /&gt;Bu ziyaretler İstanbul’da hayatı felç eder, konuklar için alınan abartılı tedbirler neticesinde İstanbul’da yaşayan vatandaşlarımıza çektirilmedik kepazelik kalmazdı.&lt;br /&gt;Hatta, Clinton’un Türkiye’ye yaptığı  ziyaretlerin birinde bir bebeği kucağına aldığı adeta olay olduydu. Medya günlerce bu konuyu gündemde tutmuştu. Bebeğin istikbali parlaktı artık…&lt;br /&gt;Bir kısım genç anne-babaların bile, neredeyse yeni bir çocuk için hazırlanacakları esprileri bile yapıldıydı. Öyle ya; Clinton, ola ki bir daha gelecek olursa hazır olmalıydılar.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;O dönemler çok çabuk geçti. Olan-bitenler ve de çekilenler çabuk unutuldu. Herhalde Amerika bundan çok mutludur. Türkiye’de olayların çabucak unutulması, işlerine geliyordur. Yeni ve başka tezgahları daha rahat hazırlıyorlardır.&lt;br /&gt;Bizdeki bir kısım iktidar sahipleri de; Amerikasız iş yapamaz olmuşlardı. Bunun bugün bile sürdürüldüğünü görmek inanın çok acı olduğu gibi; çok da düşündürücü…&lt;br /&gt;RTE, diğerlerine nazaran çok daha şanslı. İki Amerikan başkanıyla birlikte çalıştı. Ellerini sıktı, sofralarında bulundu. Hikmetyar’dan sonra, Amerikan başkanlarından ikisinin de yanına oturdu. Oralardan aldığı destekle Türkiye Cumhuriyeti’ni Amerika’nın talimatları doğrultusunda yönettiği artık herkesin ağzında. Sokaktaki vatandaşımızdan bile bunu yüksek sesle dillendirdiğini duyarsınız.&lt;br /&gt;İki yıl önceki Teskere konusu ile bugünkü Demokratik Açılım ve Ermeni Protokolü,  söylediklerimi ispatlarcasına gözümüzün önünde gelişen hadiseler.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ülke’nin yönetimine talip olanların, Milli Mücadele tarihi ile Cumhuriyet Tarihi’ni bilmeleri bir zorunluluktur. Bunlar bilinmeden olmaz. Yapamazlar…!&lt;/span&gt;’ sözünü oldum olası çok sevmiş ve yazılarımda çokça kullanmışımdır.&lt;br /&gt;Bahsettiğim Muhteremler, Milli Mücadele yılları ile Cumhuriyet’in ilanından sonraki uygulamaları bilselerdi; bugünkü durumu böyle olmazdı.&lt;br /&gt;Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, Türk Ulusu adına uyguladığı onurlu dış siyaset öğrenilmiş olsaydı; her ulusal konumuzu Amerika’ya taşımak ve gözü Amerikan çıkarlarından başka hiçbir şeyi görmeyen Amerikan İdarecilerine danışmak gerekmezdi.&lt;br /&gt;Olay bununla da sınırlı değil tabii. Bahsettiğim siyasi kişilerin kiminin hanı-hamamının yanı sıra, bir kısmının da çocuklarının istikbali Amerika’da aranıyor.&lt;br /&gt;Türkiye’de, bir yanda okulları temizletecek para bulunamazken; veliler topluca okul temizliğini yaparlar, bir yanda da devleti yönetenlerin çocukları, ne idüğü belirsiz burslar temin edilerek Amerika’ya okumaya gönderilir…&lt;br /&gt;Meğer sen neymişsin be Amerika…!&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-7957413559979131220?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/7957413559979131220/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=7957413559979131220' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/7957413559979131220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/7957413559979131220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/09/amerika-amerika-ah-amerika-rastlant-mdr.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-5867623683695362513</id><published>2009-09-28T06:32:00.000-07:00</published><updated>2009-09-28T06:36:55.791-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;RTE’NİN AMERİKA ZİYARETİ&lt;br /&gt;VE SONUÇLARI&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;RTE ve ekibi Amerika’dan döndü. Havaalanı’nda yapılan ilk açıklama inandırıcılıktan uzaktı ve dolaysıyla da tatmin etmedi.&lt;br /&gt;Yanlış anlamadıysam; RTE, Obama ile yapılan görüşmenin 15 dakika kadar sürdüğünü söyledi. Bu süreye neler sığdırdılar bilinmez. Ama, geçmişten hatırlıyoruz ki; böylesi temaslarda işin aslı kapalı kapılar ardında halledilir.&lt;br /&gt;Açıklamanın devamında; Ermenistan ile olan protokolün 10 Ekim tarihinde imzalanabileceği de belirtildi.&lt;br /&gt;Muhterem, BM’deki konuşmasında da esip,gürledi.&lt;br /&gt;Konuşmanın ağırlığı Filistin üzerineydi. Filistin’deki insanlara; İsrail’in uyguladığı baskı ve zulüm elbette kabul edilebilir cinsten değildi. Gazze’ye, sadece kısıtlı miktarda gıda ve zorunlu sağlık malzemelerinin geçişine izin verilmesi İsrail’in ayıbı olduğu kadar,  insanlık ayıbıdır da…&lt;br /&gt;Ziyarette dikkati çeken bir başka konu da; RTE’nin korumalarıyla ABD’li korumalar arasındaki itiş-kakışın yarattığı arbedeydi. Olay, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın önünde oldu. ABD güvenlik görevlilerinin, Atatürk Türkiyesi’nin  Başbakanı önünde gösterdikleri davranışların diplomatik nezaketle  uzaktan - yakından ilgisi yoktu.&lt;br /&gt;Olup-bitenler karşısında Türk Resmi Heyeti sessizliğe büründü.&lt;br /&gt;ABD’li yetkililerin bir süre sonra gelen açıklaması ise;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Aramızda halleştik…&lt;/span&gt;’ şeklinde oldu… Bu kadar basit öyle mi?&lt;br /&gt;Başkan Obama, sonraki bir araya gelmelerinde RTE’ye sıcak ve samimi davranıyormuş da; bunlar bir anlamda özür dilemekmiş. Falan, filan… Yandaş medyanın  olay hakkındaki yorumu böyle…&lt;br /&gt;Yersen…!&lt;br /&gt;Resmi Ziyaret’ten dışa yansıyanlar işte bu kadardı…&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hatırlarsanız, yaklaşık iki yıl kadar önce de RTE’nin bir ABD ziyareti olmuştu. Hani önce Bush randevu vermemiş, onlar da torun ziyaretine gitmişti. Sonunda da beklenen randevu alınabilmiş ve resmi ziyaret de; büyük tantanalarla başlamıştı.&lt;br /&gt;O ziyaretten akılda kalanların, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı başkanlığındaki Resmi Heyeti’n Beyaz Saray’a arka kapıdan alınmasıydı. ABD’li yetkililerin gerekçesi de oldukça ilginçti. ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Öndeki kapının karşısında ve de caddenin öbür yanında, bölücü terörün ABD’deki uzantılarından üç-beş baldırı çıplak gösteri yapıyormuş da; güvenlik sorunu varmış…&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Düşünebiliyor musunuz?&lt;br /&gt;Dünyanın süper gücü olan ve güvenlik konusunda büyük imkanları bulunan ABD, bir resmi heyetin güvenliğini sağlayamıyormuş…  Biz de yuttuyduk…!&lt;br /&gt;O günlerde de söylemiştim, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Size verilen itibar bu kadardır…&lt;/span&gt;’ diye. Beyaz Saray’a mutfak kapısından alınıyorsunuz ve siz Atatürk Cumhuriyeti’nin Başbakanı ve Resmi Heyeti, halen Bush ile olan görüşmeye katılıyorsunuz…! Hatırladığımda bugün bile şaşıyor, sinirimden dudaklarımı ısırıp duruyorum…&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Halbuki iki yıl önceki ziyarette bir başka ilginç olay daha yaşanmıştı. Resmi Heyet’te bulunan Genelkurmay Genel Sekreteri Org. Ergun SAYGUN, ABD Genelkurmayı yetkilisi muhatabıyla görüşmeye gidiyor.&lt;br /&gt;Randevu saatinde, beraberindekilerle birlikte görüşmenin yapılacağı binaya gelindiğinde; üstleri aranmak isteniyor…&lt;br /&gt;Ergun SAYGUN paşa ne yapıyor biliyor musunuz?&lt;br /&gt;Bu tavrı içine sindiremediği için; derhal oradan ayrılıp oteline dönüyor ve dolaysıyla da görüşmeye katılmıyor. ABD’li muhatabı sonradan oteline kadar gelerek SAYGUN Paşa’dan özür diliyor ve görüşmelere otelde devam ediliyor.&lt;br /&gt;İşte size Devlet Adamlığı’na mükemmel bir örnek.&lt;br /&gt;Bu, nasıl mı oluyor diyorsunuz?&lt;br /&gt;Hemen söyleyeyim:&lt;br /&gt;Org. Ergun SAYGUN Paşa, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün okulunda yetişmiştir. Sanırım bu kadarı yeterlidir.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Malum Ziyaret’in sonuçlarını irdelediğimizde;&lt;br /&gt;Demokratik Açılım konusunda konuşulanlardan hiç bahsedilmedi.&lt;br /&gt;Konunun Amerikalı yetkililerle konuşulmamış olması asla inandırıcı olamaz…!&lt;br /&gt;İki yıl önceki ziyarette de böyle olmuştu. Dosyada Tezkere vardı. Başkan Bush’a danışılmadan   Meclis’ten alınan Tezkere’ye dayalı yetkiyi Türk Silahlı Kuvvetleri’ne vermediler. En azından Türk kamuoyundaki inanç böyleydi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Birlikte hatırlayalım; Tezkere’nin Meclis’ten çıkarılmasıyla, TSK’ya yetki verilmesi arasındaki süre tam bir aydı. RTE’nin o dönemdeki ABD ziyareti de bu süre içinde gerçekleştirilmişti. Onlar istedikleri kadar, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kimseye bir şeyler danışmaya ihtiyacımız yok…&lt;/span&gt;’ desinler…&lt;br /&gt;Açılım konusunun da böyle olduğunu düşünüyorum. Bu ve benzeri bir çok konudaki konuşmalar kapalı kapılar ardında yapılmış olmalı. Aksini düşünmek safdillik olur. Bunları zaman ortaya çıkaracak…&lt;br /&gt;BM’deki Filistin üzerine yapılan konuşma, sanki bir şov gibi geldi bana.&lt;br /&gt;Eğer, RTE samimiyse; o halde adama sormazlar mı?&lt;br /&gt;Senin ülkende insanlar geçim sıkıntısı içinde inlerken; BM kürsüsünden Filistin için ağıt yakar bir eda ile konuşmanın anlamı nedir? Sizce de bunca gerçeğe karşın; bu şov değil midir?&lt;br /&gt;Ermenistan konusundaki gerçeklerin, bir çok konuda olduğu gibi, Türk Ulusu’ndan gizlendiği inancındayım. Her şey kapalı kapılar ardında hallediliverdi… Bize anlatılacaklar sadece senaryodan ibaret olacaktır…&lt;br /&gt;Türkiye’nin Ortadoğu’da yapabilecekleri ABD tarafından projelendirilir ve Türkiye de talimatları aynen uygular. Bundan endişe edilmesin…!&lt;br /&gt;Meselenin Türk Ulusu’na anlatılmasına gelince; bunun gereğini yerine getirmek de RTE’ye düşer. O da yapıyor zaten...&lt;br /&gt;Sonuçta, RTE’nin Amerika ziyareti sona erdi. Resmi temaslarda yapılan görüşmelerin, geçmişte de yapıldığı iddia edildiği gibi, belki bir çoğu muhtemel ki kayıt altına alınmamış olabilir. Kanaatim de bu yöndedir.&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinden, kim bilir, bu sefer neler feda edilmiştir?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-5867623683695362513?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/5867623683695362513/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=5867623683695362513' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/5867623683695362513'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/5867623683695362513'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/09/rtenin-amerika-ziyareti-ve-sonuclari.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-2887753119255576813</id><published>2009-09-26T09:03:00.000-07:00</published><updated>2009-09-26T09:11:43.427-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;DİL BAYRAMI&lt;br /&gt;VE TÜRKÇEMİZ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;&lt;em&gt;Herkes ulusal görevini ve sorumluluğunu bilmeli,&lt;br /&gt;memleket meseleleri üzerinde o düşünceyle,&lt;br /&gt;düşünüp çalışmayı görev edinmelidir.&lt;/em&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;’&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dil, insanlar arasındaki en önemli bir iletişim aracıdır. Aynı zamanda ulusal yapıyı oluşturan ve sağlamlaştıran ortak bağdır. Kişilerin birbirleriyle olan  duygu, düşünce ve dileklerini anlatmada kullandıkları ve kendi kurallarına sahip bir işaretler sistemi Dil’in ana yapısıdır… Toplumda ortak anlaşma ve iletişim aracı olan ifadelerin ve dilbilgisi kuralları olarak tanımlanan kurallar ile bunların doğru kullanılması Dil’i oluşturur… İletişimin en temel unsuru olan Dil, kendi özel kurallarıyla canlı bir yapıdır. İnsan yaşamıyla birlikte de sürekli gelişir ve kendini yeniler.&lt;br /&gt;Cumhuriyet döneminde ve Gazi Mustafa Kemal’in önderliğinde Dil’e büyük önem verilmiştir. Dilimizin, Türk Kültürü’nün anlaşılmasında çok önemli bir etken olduğunu bizzat vurgulayan  Mustafa Kemal, Türk Dili konusunda önemli çalışmalar yapılmasına önderlik etmiş ve 1932 yılında Türk Dil Kurumu’nun kurulmasıyla, bundan sonra yapılacak çalışmaların da bir disiplin altında ilerlemesi ve gelişmesini esasa bağlamıştır.&lt;br /&gt;Her yıl 26 Eylül’de kutlanan Dil Bayramı, geçmişteki bu onurlu çalışmaları anmanın yanı sıra Dil’de olabilecek gelişmelere ve yeniliklere Toplumun da ilgisini çekmek bakımından önemlidir.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Atatürk’ün 1932 yılında başlattığı Dil Devrimi çalışmaları, Ulusal Kültür Politikası’nın zorunlu gördüğü bir anlayışla sürdürülmüş ve Türk Kültürü’nün öğrenilmesinde Türkçenin ne denli önemli olduğu, her defasında vurgulanmıştır. Türk Ulusu için hedeflenen Çağdaş Medeniyetler Seviyesi’ne ulaşmada, Türkçenin önemi sürekli öne çıkarılarak, bilim dili olarak Türkçeye  hak ettiği değer verilmiştir.&lt;br /&gt;Türkçenin, özellikle yabancı sözcüklerden arındırılarak, kendi yapısı içinde arı, saf ve temiz konumu korunmaya gayret edilmiş ve gelecek nesillerin de bunu böyle sürdürmeleri özendirilmiştir.&lt;br /&gt;Ancak, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün aramızdan ayrılmasının ardından başlayan sinsi ihanet faaliyetleri yapacağını yapmıştır. Toplumun her kesimindeki yozlaşma ve adeta çürüme, ne acıdır ki Türkçe Dili’nde de kendisini göstermiştir.&lt;br /&gt;Özellikle, 1950’lerden sonra dayatılan ABD ve genel anlamda Batı özenticiliği, bir çok Temel Değerlerimizi ortadan kaldırmayı amaçladığı gibi; Türkçe Dili’ni de yozlaştırmayı amaçlamıştır.&lt;br /&gt;Son 50-60 yıllık siyasi tarihimizin sorumluları, her ne kadar her siyasi doğru yaptığını iddia ediyorsa da; Türkçemiz’in de bugünkü duruma sürüklenmiş olmasında esas sorumludurlar. Hiç kimse suçu başkalarına ve dayanaktan yoksun sebeplere yüklemeye çalışmasın.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;ATATÜRK’ün, Gençlerle olan bir konuşmasında Türkçe Dili konusundaki, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dilimiz çok zengindir, güzeldir. Bunu ortaya çıkaracaklar, sizin gibi duygusu derin, yorulmaz Türk Gençleridir. Türkçemizi günün en ileri bilgi dili yapmak, değerli araştırmalarınızdan beklenir&lt;/span&gt;’ şeklindeki büyük anlam içeren ifadesi, sanki hiç yokmuşçasına, söylenmemişçesine davranılmış, insanımızın kültürel geleceği, basit siyasi hırslar uğruna adeta heba edilmiştir.&lt;br /&gt;Bu noktada Biz  ATATÜRK Gençliği’ne büyük sorumluluklar düşmektedir.&lt;br /&gt;Muhteşem dilimizi, yabancı dil ve kelimelerin kıskacından ve yozlaşmış kültürlerin gereği olan sokağın argo dilinin etkisinden kurtarmak için gerekenin yapılması önemli bir zorunluluktur.&lt;br /&gt;Gerçeği görebilmek için uzaklara gitmeye, çokça ansiklopedi ve kitaplar karıştırmaya ihtiyaç yok. Herkes, bulunduğu yerde etrafına şöyle bir baksa yeterli...&lt;br /&gt;Özellikle, büyükşehirlerin yaya kalabalığının yoğun olduğu semtlerindeki işyerlerinin tabelaları, anlattıklarımın kanıtlarını ortaya koyuyor. Tabelaların çoğunluğu ya İngilizce yazılmış, yada İngilizce kelimeler öne çıkarılmış… Kendinizi bir an yabancı bir ülkede zannetmeniz işten bile değil…&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Halbuki;  Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ulusal his ile Dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin ulusal ve zengin olması, ulusal hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk Dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk Ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır&lt;/span&gt;’ sözleriyle yapılacak olanı işaret etmiştir.&lt;br /&gt;Yol haritası ortaya konulalı epey zaman olmuştur. Ama, bir çok değerimizi olduğu gibi; Türkçe Dilimizi de; politikacılarımızın siyasi hırslarına kurban vermişiz.&lt;br /&gt;Efendiler!&lt;br /&gt;Zaman çok geç değildir.&lt;br /&gt;Konuya ilişkin hassasiyetimiz bir an önce gösterilmeye başlanırsa; uzun zamanda kaybettiklerimizi, çok kısa bir zaman diliminde yeniden kazanmak mümkün olabilir diye düşünüyorum. Bunun için, çaresizce çırpınmanın anlamı yok. ATATÜRK’ün ulusal sorumluluk konusundaki söyledikleri yeter de artar bile…&lt;br /&gt;Elbette ki hassasiyetimizi sadece Türkçe üzerine yoğunlaştırmayacağız. Amaç, &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ&lt;/span&gt;’ne ulaşmaktır. Bunun için; Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri için de gayret göstermeyi göz ardı etmeyeceğiz. Bu gayretler içinde, Türkçe Dili için de gereken zaten yapılmış olacaktır.&lt;br /&gt;Bu düşüncelerle; Türk Ulusu’nun &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;DİL BAYRAMI&lt;/span&gt;’nı kutluyorum…&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-2887753119255576813?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/2887753119255576813/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=2887753119255576813' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/2887753119255576813'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/2887753119255576813'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/09/dil-bayrami-ve-turkcemiz-herkes-ulusal.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-4574212555560984582</id><published>2009-09-19T03:49:00.000-07:00</published><updated>2009-09-19T04:03:30.629-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;SINIR ÖTESİ OPERASYONLAR&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin,&lt;br /&gt;Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.&lt;br /&gt;Ordumuz, Türk topraklarının ve Türkiye idealini&lt;br /&gt;tahakkuk ettirmek için sarf etmekte olduğumuz&lt;br /&gt;sistemli çalışmaların yenilmesi imkânsız&lt;br /&gt;teminatıdır&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir önceki yazımda RTE’nin suni gündem yaratmada sorun yaşamadığı ve becerikli bir ekibe sahip olduğunu yazmıştım. Hatta, yeni bir gündemin sinyalinin verilmeye başlandığı da yazımda yer almıştı…&lt;br /&gt;RTE, bir-kaç gün önce, sözüm ona, muhteşem Demokratik Açılım Projesi konusunda ahkam keserken; Ankara’da kulaktan kulağa dolaşan ve henüz malum medyanın dillendirmediği bir konu daha ortaya çıkmaya başladı.&lt;br /&gt;AKP ve Zihniyeti hükümeti, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sınır ötesi operasyonlar konusunda, yeniden yetki verecek miydi?&lt;br /&gt;TSK, talebini 14 Eylül 2009 günü hükümete iletmişti. Açıklama böyleydi…&lt;br /&gt;Hükümetten, konu hakkında bugüne kadar bir ses duyulabilmiş değil. Nasıl duyulsun ki…?&lt;br /&gt;TSK’nın 17 Ekim 2009 tarihinde dolan sınır ötesi operasyon yetkisinin süresi uzatılsa bir türlü, uzatılmasa bir başka türlü… Sonra, Demokratik Açılım konusunda roller çok iyi oynanmaya başlanmışken; şimdi pişmiş aşa su katmanın gereği var mıydı? Edinilen bilgilere göre; RTE başta olmak üzere, hükümeti kara düşünceler sarmaya başlamış. Ne yapsa, nasıl etse de bu sarmaldan kurtulabilseler…?&lt;br /&gt;Yakın geleceğin gündemi böylelikle ortaya çıkmaya başladı…&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Hatırlarsanız; Sınır Ötesi Operasyon yapılmasının ilk yetkisi çıkarılmaya çalışıldığında çok bocalamışlar, her gün üç-beş askerimiz kalleşlerin kurşunuyla şehit düşerken; Meclis’in verdiği Yetki, ABD’ye danışılıp, onayı alınmadan TSK’ya kullandırılmamıştı. Tezkere’nin Meclis’ten çıkarılmasının ardından, RTE, ABD’ye resmi bir geziye çıkmış, Başkan Bush’la ikili görüşmede bulunmuş(&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;…ki bu görüşmenin bir kısmının kayıtlara dahi geçirilmedi iddiaları yaygın&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;), hanidir sonra Türkiye’ye dönmüş ve Yetki TSK’ya verilmişti. Yani, Tezkere’nin Meclis’ten alınmasıyla TSK’ya verilmesi arasında, yaklaşık, bir aylık bir süre vardı…&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, ABD, Irak’ta yapacağını yapmış, Irak’ın kuzeyinde de; adına Bölgesel Yönetim deniliyor olsa bile, Kürdistan Devleti’ni kurmuştu. Önceki yazımda da söylediğim gibi; nankör Barzani’nin bile, Irak’ın kuzeyi için Güney Kürdistan sözünü etmesi boşuna değildi…&lt;br /&gt;Öteden beri bilinen bir başka gerçek ise; bölücü terörün Irak’ın kuzeyinde yuvalanmasını sağlayan ve her türlü ihtiyacını temin eden, hiç kuşku yok ki ABD’dir. Barzani ise sadece ayak işlerini yerine getirmektedir.&lt;br /&gt;Bu gerçeklere karşın; Türkiye’nin de ABD’nin talimatları ve AB’nin istekleri doğrultusunda ve dışarıdan yönetildiğini ve üzerimizde oynanan her türlü oyunun dışarıda tezgahlandığını göz önünde bulundurursak; yapılmaya çalışılanlar daha bir net olarak kendini gösterir…&lt;br /&gt;Aslında, hükümetin anlattıkları, RTE’nin gayretleri, vs hepsi palavra.&lt;br /&gt;Açıkça söylüyorum; olup bitenler bir tertiptir. Yapılanlar ve yapılmak istenenlerin tamamı ABD’nin ve dolaysıyla da AB’nin baskısı ve dayatmasıdır. Çünkü ABD’nin bölgede çıkarları söz konusudur.&lt;br /&gt;Baksanıza, alfabemize Q, W ve X harflerini bile eklemeye kalkışıyorlar. Bunlar amaçlı ve kasıtlı çabalardır. Gerçi geçmişte, aynı zihniyetin Kültür ve Turizm bakanı olan ve her mekanda uyumasıyla tanınan Atilla KOÇ da, Arapça bazı telefuzların iyi yapılabilmesi için alfabeye bazı harflerin eklenmesini dillendirmiş, ama itibar görmemişti…&lt;br /&gt;Muhteremlerin asıl dertleri Laik Cumhuriyet’le hesaplaşmaktır… &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti’nin, hiç kimsenin bir karış toprağında gözü olmadığı gibi; kimseye de bir saksı dolusu toprak dahi vermek gibi bir zafiyeti söz konusu değildir.&lt;br /&gt;Lozan’ın imzalanmasıyla(&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;ABD, Lozan Anlaşması’nı halen imzalamamıştır&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;) kendini dünyaya kabul ettiren Türkiye Cumhuriyeti, mevcut sınırları içinde ve &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Yurtta Sulh Cihanda Sulh &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;şiarıyla, barış içinde yaşamayı amaç edinmiştir. Bunu bozmak isteyenlere, gerekçesi ne olursa olsun, asla müsamaha gösterilmeyecektir.&lt;br /&gt;Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, bölücü terörle yaptığı mücadele, son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar sürdürülmelidir. TSK’nın açıklamaları da bu şekildedir. Bunu engellemeye hiç kimsenin gücü yetmez.&lt;br /&gt;Siyasi iktidar da; bölücü terörün yok edilebilmesi için üzerine düşeni bir an evvel yapmak zorundadır.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda; RTE’nin işi oldukça zor. Bir yanda ABD baskısı ve AB’nin sınırsız istekleri, bir yanda ise; Türkiye Cumhuriyeti’ni ali menfaatleri.&lt;br /&gt;Yakında, uzaktan kumanda ile yazan ve arkasını sıkınca öten oyuncak ördek yavruları örneği, başı okşandığında konuşmaya başlayan sözde yorumcular döktürmeye başlarlar.&lt;br /&gt;Kraldan çok kralcı geçinen bu zavallılar, bölücü terörün çıkarını okşadıklarını bilmezcesine, Sınır Ötesi Operasyonların gereksizliğini, sivillere zarar verdiğini, askerimizin helak olduğunu vb sıralamaya başlarlar. Güya kamuoyu oluşturacaklar ya…&lt;br /&gt;Sonra da sahneye RTE çıkıp, toplumdaki mevcut eğilimden falan bahsetmeye başlar.&lt;br /&gt;Hal böyle olunca da; Sınır Ötesi Operasyon yetkisinin süresinin uzatılıp uzatılmayacağı büyük önem kazanmaktadır.&lt;br /&gt;Gelişmeleri önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz…&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;Laik Cumhuriyet’in bekası temennilerimle,&lt;br /&gt;Şeker Bayramınızı kutlarım&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-4574212555560984582?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/4574212555560984582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=4574212555560984582' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/4574212555560984582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/4574212555560984582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/09/sinir-otesi-operasyonlar-ordumuz-turk.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-5911572904162653932</id><published>2009-09-17T10:41:00.000-07:00</published><updated>2009-09-17T10:47:35.479-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;NELER OLUYOR?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;Önce Kürt Açılım dediler. Bekledikleri olmadı. Ardından Demokratik Açılım başlığıyla yeniden denemeye başladılar. Dikkatleri buraya çekebilmek için de; yandaş basın ve bir kısım kiralanmış kalemler devreye sokuldu.&lt;br /&gt;Dört bir yandan kağıda dökülen yazılar, adeta, havada uçuşmaya başladı.&lt;br /&gt;Biraz kıpırdanma olur gibi göründüyse de; yeterli hareketi sağlayamadılar. Dolaysıyla da; ilgiyi buraya kenetleyip, başka alanları gözden yeterince kaçıramadılar.&lt;br /&gt;Gelişmeler üzerine RTE, çareyi başka ifadelerde aramaya koyuldu.&lt;br /&gt;AKP ve Zihniyeti İstanbul İl Başkanı’nın, Suriye Devlet Başkanı Başer Esad onuruna, WOW Otel’de verdiği iftar yemeğinde konuşan RTE, sözü dönüp dolaştırıp Demokratik Açılım’a getirmeyi başardı.&lt;br /&gt;Demek ki; buna ihtiyaç vardı…&lt;br /&gt;RTE’ye göre bu bir Açılım değilmiş.&lt;br /&gt;Bazılarının yaptığı gibi bir satıra indirgenmiş bir başlık hiç olmazmış.&lt;br /&gt;Paket olması, asla mümkün değil. Çünkü, paket olursa; başı ve sonu belli olurmuş…&lt;br /&gt;Peki, ne menem şeymiş o halde bu saçmalananlar…?&lt;br /&gt;Bir süreçmiş efendim… Bir süreç…!&lt;br /&gt;Tarih içinde kendiliğinden yol alacak ve sorunların Demokrasi yoluyla aşılacağı bir süreç…&lt;br /&gt;Meğerse; muhteremler bu süreci başlatma gayreti içindelermiş.&lt;br /&gt;Sıkıntıları buymuş gariplerimin…&lt;br /&gt;Şunu açık açık söyleseniz de; biz de anlam kargaşasına düşmesek ya…!&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;RTE, bu sıkıntıların için de çabalayadursun; sokaktaki vatandaş sıkıntılı.&lt;br /&gt;Eve ekmek götürmede zorlanılıyor. Ramazanın sonlarına gelinmiş olmasına karşın, dinci kesim tarafından, ramazan öncesi adeta propaganda şeklinde dillendirilen ramazan bereketine bir türlü kavuşamadıklarını, her fırsatta söylediler. Halen de söylüyorlar.&lt;br /&gt;Sokağın bu tavrı, Hükümetin bir kısım üyelerini de çıldırtmaya yetiyor da artıyor bile.&lt;br /&gt;Üstüne, bir de Sel Felaketi ve yol açtığı yaralar eklenmedi mi? RTE, iyice agresifleşti. Gündemi yeniden yoğunlaştırma çabaları arttı.&lt;br /&gt;Ne yapıp ne edip, Türk Ulusu’nun dikkatini, bir şekilde bir yerlere çekip, milletimizi oralarda, olabildiğince, oyalayabilmeliydi. Çünkü, yaratılan yapay gündem ve ramazan öncesi dinci kesimin propaganda söylemleri, gelişmeleri hükümetin lehine çevirmeye yetmedi.&lt;br /&gt;Aklı başında herkesin gördüğü gerçeğin de iç açıcı olmadığı ortada. İktidar nimetlerinden nasiplenen bir kısım yalakaları saymazsak; nüfusun çoğunluğu, neredeyse bir ramazan pidesi alırken bile kara kara düşünür oldu.&lt;br /&gt;Hükümet aleyhine, oy aldıkları kesimlerden bile aykırı sesler yükselmeye başladı. Buna, düne kadar canciğer kuzu sarması oldukları ve bir dönem Ekonomi’nin emanet edildiği bakan olan, bugünkü Türkiye Partisi Genel Başkanı  Abdüllatif ŞENER’in, ekonomik ağırlıklı muhalif sözleri de eklendiğinde; durum çığırından çıkabilecek noktaya ulaştı.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Neler oluyor dersiniz?&lt;br /&gt;Bana göre deniz bitti ve gemi kumsala oturdu. Bundan sonrası karayolu ve ardından da; Anadolu köylüsü Ahmet Efendi’nin tarlası uzanıyor boylu boyunca…&lt;br /&gt;Gemiyi, bu noktada değil hareket ettirmek, kımıldatmanın bile imkanı olmadığını, az çok paradan anlayan ve hesap yapabilen herkes görebilir…&lt;br /&gt;Değirmene su gelemeyecek noktaya ulaşıldı.&lt;br /&gt;Ama, değirmenin çalışması ve çarkların, dolaysıyla da taşın dönmesi gerekir.&lt;br /&gt;Peki nasıl olacak bu…?&lt;br /&gt;Elbette ki parasal güç veya destekle.&lt;br /&gt;Üretim yapılmadığına göre para nereden bulunacak?&lt;br /&gt;ABD emperyalizmi ve IMF ne güne duruyor. AB karşısında neden el ovuşturulup, kapı önlerinde bekleşiliyor?&lt;br /&gt;Gidilir, hemen borç alınır. İyi de; kazın ayağı pek öyle değil. Elin adamı borç verir de; karşılığını da fazlasıyla alır. Bu da yetmez dediklerini, istediklerini bir güzel yaptırır.&lt;br /&gt;Hatta dayatmaları ve talimatları ard arda sıralar…&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;O halde, siz hükümet olsanız ne yapardınız?&lt;br /&gt;Üretim yapabilecek alt yapıya altı yılı aşkın bir zamandır hiç eğilmemiş, hatta itibar bile etmemişsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sıcak paraya da ihtiyacınız var. Yüksek değerlere sahip Cumhuriyet Kurum ve Kazanımları’nın en önemlilerinden bir kısmını da elden çıkarıp, ağırlıklı olarak şeriat sermayesine peşkeş çekmişsiniz. Satabilecek fazla bir şeyiniz de kalmamış.&lt;br /&gt;Ne olacak şimdi?&lt;br /&gt;Yorulmayın! Hemen söyleyeyim…&lt;br /&gt;Yeni bir gündem yaratmak gerek.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hani geçmişte sıkça yapılan, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Cambaza Bak&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ deyip, insanımızı tel üzerindeki cambaza baktırıp, geriden her türlü numarayı çevirme dönemi var dı ya…! Tıpkı onun gibi…&lt;br /&gt;Yeni ve ilgi çekebilecek, Türk Ulusu’nu biraz daha oyalama amacına yönelik yeni bir gündem oluşturacak konular bulmak.&lt;br /&gt;RTE’nin bunda fazla bir sıkıntısı olmadığı biliniyor. Suni gündem yaratmada iyi bir ekibe sahip olduğu dikkatlerden kaçmıyor. Yeni gündem konuları çarçabuk bulundu ve RTE de bunları dillendirmeye başladı bile…&lt;br /&gt;İzniniz olursa, yeni gündem konularını da gelecek yazımda sizlerle paylaşmak istiyorum…&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi            &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-5911572904162653932?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/5911572904162653932/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=5911572904162653932' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/5911572904162653932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/5911572904162653932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/09/neler-oluyor-once-kurt-aclm-dediler.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-1860544218743451472</id><published>2009-09-15T07:29:00.000-07:00</published><updated>2009-09-15T07:38:45.796-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;AÇILIM MI?&lt;br /&gt;ÜLKE’Yİ BÖLMEK Mİ?&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi&lt;br /&gt;gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler&lt;br /&gt;bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha&lt;br /&gt;tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;&lt;em&gt;yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir&lt;/em&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;’&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Son bir-iki aydır hükümet ve yandaş medya ile bir kısım hain ve işbirlikçinin ağzından düşürmediği sözde Demokratik Açılım gündeme iyiden iyiye yerleşti. Hele, aydın kisveli bazı zavallılar, tutulup kapılmıyor. Nereye baksanız onları görüyorsunuz. Gazete sayfaları, televizyon ekranları… Hatta magazin sayfaları ve programlarında bile varlar…&lt;br /&gt;Demokratik Açılım adı altında ülkeyi sürüklemeye çalıştıkları yer, aklı başında duyarlı vatandaşlarımızı derinden düşündürdüğü gibi, her an içimizi acıtmaya da devam ediyor.&lt;br /&gt;Efendiler…!&lt;br /&gt;Sizin ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu? Terörün bitirilmediği ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, son terörist yok edilinceye kadar silahlı mücadelenin aralıksız ve kesintisiz sürdürüleceğini açıkça söylediği günümüzde, siz hep bir ağızdan Neyin Açılımı’nı yapıyorsunuz?&lt;br /&gt;Açılımdan kasıt Kürt kökenli vatandaşlarımıza bir takım ayrıcalıklı haklar vermekse; bir kısım vatandaşlarımız farklı bir muamele mi görüyorlar da; buna ihtiyaç duydunuz? Bunun için mi Demokratik Açılım konusunu gündeme getirdiniz? Yoksa bu gayretler; bölücü teröre bir şekilde destek sağlamak amaçlı mı…?&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Türkiye’nin Kürt sorunu yok, aksine bölücü terör sorunu vardır. Terörü bitirmeden, Kürt kökenli vatandaşlarımızın ağırlıklı olarak yaşadığı Güneydoğu Bölgemizdeki sorunlar çözülemez. Öncelikle güvenlik sağlanamaz ki; diğer sorunlar çözülebilsin…&lt;br /&gt;Terörü bitirmek için önce arkasındaki siyasi gücü ortadan kaldırmak gerekir. Bu mücadelede sadece TSK tarafından yürütülen silahlı mücadele yeterli olmuyor. Olmaz da…! Olayın, ekonomik, kültürel, siyasi ve eğitim gibi çok yönlü önemli boyutlarının daha olduğu görmezden gelinemez. Bunlar ise; siyasi iktidarların görev sahasına giren hususlardır.&lt;br /&gt;Böylesi gerçekler gün gibi ortada dururken; Siz, Demokratik Açılım saçmalığıyla hangi kesime hizmet verilmeye çalışıldığının bilincinde misiniz?&lt;br /&gt;Barzani nankörü, Irak’ın kuzeyine Güney Kürdistan diyor. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden hiçbir yetkili çıkıp da; ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Sen ne diyorsun Arkadaş? Güney Kürdistan dediğin yerin kuzeyi benim Vatan topraklarımda kalıyor. Bunu nasıl söylersin…?&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ diyemiyor. Aksine, bu sözün sahibi şarlatanla ikili görüşme için masaya oturuluyor. Ankara’ya davet edilip, ağırlanıyor. Bunun da adına diplomasi deniyor öyle mi? Sevsinler sizin diplomasi zihniyetinizi…&lt;br /&gt;Bilmemek değil, öğrenmemek ayıptır. Lütfedip de Cumhuriyet Tarihimize bir göz gezdirirseniz; Diplomasi’nin nasıl olduğunu görebilir, öğrenebilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kürt kökenli vatandaşlarımızla hiçbir sorunumuz yoktur. Olması da düşünülemez. Ancak, bölücü terörün ve dış desteklerinin, içimizdeki hainler ve işbirlikçilerle birlikte sergilemeye çalıştığı ve ABD’nin BOP projesine hizmet eden tezgahlara dikkat etmek gerek. Hiçbirisi iyi niyetli girişimler değildir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Türk Ulusu, bir asırdır oynanan bu oyunun, bugüne değin sergilenmiş bir çok tezgahına şahit olmuştur. Hepsinin de ters yüz edildiği, Milli Mücadele ve Cumhuriyet Tarihimizin altın sayfalarında yerini almıştır. İsteyen ve bilhassa bilmeyenler açar, okur ve de öğrenir. Böylesi hassas konular, ABD’nin talimatları, AB’nin arzuları ve içimizdeki Hainler ve İşbirlikçilerin verdiği gazla çözülmez. Çözülemez…!&lt;br /&gt;Anadolu’da; ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;El adamın öğüdünü verir de ekmeğini vermez…&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ diye güzel bir söz vardır. Zaman, aklı başa alma zamanıdır… Ülkeyi kaosa ve akabinde de muhtemel bir bölünmeye götürebilecek olaylara sürüklemenin hiçbir haklı mantığı olamaz!&lt;br /&gt;Konunun Oldukça hassas olduğu doğrudur. Çok dikkatli olmak zorundayız. Etnik ayrımcılığa çanak tutan zihniyet, olayın nerelere varabileceğinin hesabını iyi yapmalıdır. Aksi halde; işin vebali ağır olur…&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yarın, daha bir çok farklı kökenden gelen Lazların, Çerkezlerin ve Tatarlar gibi vatandaşlarımızın kendi dillerinde eğitim yapılması, üniversitelerde dilleri-kültürleri konusunda bölüm veya enstitü açılması, devletin televizyonunun, yine kendi dillerinde yayın yapmasını istemeleri söz konusu olduğunda; acaba buna nasıl bir çözüm bulmayı düşünürsünüz?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yoksa; Demokratik Açılım 1, 2, 3, 4, vb gibi sıralama mı yapacaksınız?&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Emperyalist güçler istiyor diye; İmralı’daki katili, ömür boyu besleyecek, belki ileriki zamanda, sıkılmasın diye, yanına arkadaş bile verecek ve bölücü terörün siyasi uzantısı olduğu herkesçe bilinen siyasi parti mensuplarını hapisten çıkarıp, milletvekili olarak Meclis’e getireceksiniz… Ardından da; sanki Türk Ulusu’yla alay edermişçesine, Demokratik Açılım’dan söz edeceksiniz. Ortaya konulmaya çalışılan garip uygulamaların sonuçları iyi hesap edilmeli.&lt;br /&gt;Efendiler…! Akıllı olun ve Türk Ulusu’nun olmazsa olmazlarına, kırmızı çizgilerine büyük özen ve dikkat gösterin.&lt;br /&gt;Atatürk Türkiyesi’nde yaşayan her kim olursa olsun; Türk Ulusu’nun geleceği ile böylesine oynanmasına asla müsamaha gösterilemez. Buna hiç kimsenin hakkı yoktur. Olamaz da…!&lt;br /&gt;Yapılmaya çalışılanların Demokrasiyle, Açılımla falan bir ilgisi yok. Böylesi bir uygulamaya, olsa olsa &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Türkiye’yi Bölme Projesi&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; ismi konulabilir…!&lt;br /&gt;Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün; ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Herkes ulusal görevini ve sorumluluğunu bilmeli, memleket meseleleri üzerinde o düşünceyle, düşünüp çalışmayı görev edinmelidir&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ şeklindeki veciz ifadesi sanki bugünler bilinerek söylenmiştir…&lt;br /&gt;Atatürk Gençliği olarak bizlere büyük görevler düşmektedir.&lt;br /&gt;Gençliğe Hitabe ve Bursa Nutku asla akıldan çıkarılmamalıdır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-1860544218743451472?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/1860544218743451472/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=1860544218743451472' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/1860544218743451472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/1860544218743451472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/09/acilim-mi-ulkeyi-bolmek-mi-uluslar.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-2171616132450214752</id><published>2009-09-13T05:55:00.000-07:00</published><updated>2009-09-13T06:08:26.438-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;ÇAMUR ÜZERİNDEN&lt;br /&gt;SİYASET YAPMAK&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000066;"&gt;İstanbul ağırlıklı olmak üzere çevre illerin bir kısmında ve Anadolu’nun yine çeşitli il ve ilçelerinde yaşanan son sel felaketi, Türk Ulusu’nun, konuyu siyasallaştırmak istemeyen fertlerini olduğu gibi, beni de derinden üzdü.&lt;br /&gt;Hepimiz sel felaketini üzüntüyle izlerken; bir kısım televizyon ve medya organlarının alışılmış yayın anlayışını sürdürmeleri düşündürücüydü…&lt;br /&gt;Hayatını kaybeden ve henüz nerede bulunduğu belirlenemeyen vatandaşlarımıza üzülüyor olmamın yanı sıra, evini-barkını, bağını-bahçesini, malını-mülkünü sel felaketinde yitiren vatandaşlarımızın durumu gerçekten içimi acıtıyor.&lt;br /&gt;Çağdaş toplum ve yönetimlerde, böylesi olağanüstü durumlarda, hükümetler hemen acil tedbirleri alır, yaraları çarçabuk sarmaya başlar ve mağdur vatandaşlarımızı, devlet adına, bir baba şefkatiyle bağrına basar, acılarını hafifletecek tedbirleri hemen uygulamaya koyar…&lt;br /&gt;Ama, nerede o günler…?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000066;"&gt;Özellikle İstanbul’un Ayamama Deresi ve civarında, yağmurun yoğun düştüğü yerlerde, Dere, yatağına sığmayarak taşmış, büyük su baskınları yaşanmış ve beraberinde her yerleri çamur kaplamış… &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000066;"&gt;Olayın hemen ardından gözler İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve ilgili personelini oralarda aradı.&lt;br /&gt;Ama ne gezer…?&lt;br /&gt;Başkan, bir müddet sonra bir kısım televizyon ekranlarında, olayın sorumlusunun, İstanbul’u 44 yıldır yönetmiş olan CHP’de olduğunu anlatma gayretindeyken görüldü. Ardından da, ayağında koyu renk çizmeleriyle çamurlu yollarda ve oy ağırlığının kendisine kaydığı bilinen kenar semtlerde gezindiğine şahit olundu…&lt;br /&gt;Başkanın yüzü çok bozuktu. Dün birer torba bulgur, makarna ile üç-beş çuval kömür karşılığı oyunu almayı becerdiği vatandaşlardan tepki görmeye başlamıştı. Çamur söylemlerinden siyasi rant çıkaramayacağını anladığında oradan ayrılıp, soluğu RTE’nin yanında aldı ve İstanbul’a, birlikte, havadan bakmaya başladılar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000066;"&gt;Baba şefkati göstermesi beklenen hükümetin olaya pek fazla eğildiği görülmedi. Başbakan’ın İstanbul’da olduğunda; felaketin ağırlıkla yaşandığı her yere uğrayıp vatandaşla birebir temas kurması beklenirken; kendilerinin, varoşların da en kenarı sayılabilecek mahallelerde olduğu izlendi. Temaslarında, vatandaşla, yaşadığı çamura batmış mahallede neden halen kirada oturduğu ve aynı paradan daha azını vererek TOKİ’den ev almadığı muhabbetinin ağırlıkta olduğu görüldü.&lt;br /&gt;Bunun dışında da;&lt;br /&gt;İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyla birlikte İstanbul’a havadan baktığı görüntüleri çıktığı ortaya…&lt;br /&gt;Elbette ki bunları hep birlikte izledik.&lt;br /&gt;Ama, en çok olayın tamamıyla ilgili CHP’ye yüklendiği konuşmaları çınladı kulaklarımızda.&lt;br /&gt;Başbakan’a göre;&lt;br /&gt;-&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ayamama Deresi’nin taşmasının,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;-&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;24 vatandaşımızın sele kapılarak canını vermesinin,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;-&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;9 vatandaşımızın sel sularında kaybolmasının,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;-&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dere yatağına imar izni verilmesinin,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;-&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bazı yerlerde yandaşlara imar imkanı açabilmek uğruna dere yatağında daraltma çalışmaları yapılmasının,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;-&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yine aynı yerlerde TIR parkı izni verilmesinin,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;-&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;M&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;addi zararın boyutlarının trilyonlarca liraya ulaşmasının,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;-&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ve daha bir çok olayın,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;sebebi ve sorumlusu CHP’li yönetimlerdi. Kendisinin Büyükşehir Belediye Başkanlığı dahil AKP ve Zihniyeti dönemi yönetiminin hiçbir sorumluluğu yoktu.&lt;br /&gt;Başbakanın böyle ifadeler sarf ettiği TV haberlerinden kulaklarımızda kalanlardır. Kısaca yaşananların tamamı CHP’ye mal edilip, İstanbul’la birlikte bir çok il ve ilçede yaşananların ve her yerlerin de çamura bulanmasının sorumlusunun onlar olduğu hükümetin ağzından düşmemektedir.&lt;br /&gt;CHP’li ilgililer ise sorumlunun hükümet ve dolaysıyla Başbakan olduğu, çamura yol açan ve büyük kayıplara sebebiyet verenin hükümetin uygulamaları ve dolaysıyla AKP ve Zihniyeti olduğunu ısrarla söylüyorlar…&lt;br /&gt;Muhalefetin diğer bir kısmı da; aynı hususları dillendirerek, hükümetin sorumluluğunu hatırlatıyor ve çamur üzerinden siyaset yapma gayretinde olduğu görüntüsü veriyordu…&lt;br /&gt;Siyasiler’den ilk etapta alınan tepkiler böyleydi. Muhteremlerin görüşlerinde bundan sonra değişmeler olacak mı?&lt;br /&gt;Bilemem… !&lt;br /&gt;Olursa birlikte görür, izleriz…&lt;br /&gt;Başka bir gerçek var ki; hiçbirinin, Anadolu’nun diğer yerlerindeki yağmurun ve sel felaketlerinin yarattığı sorunlara ve bundan sonra olabilecekler konusunda alınabilecek tedbirlere değinmek gibi bir arzusu olduğunun görülmediğidir. Çünkü, oy potansiyeli ağırlığı İstanbul’da…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000066;"&gt;Sonuçta; olanlar yine vatandaşa oldu. Siyasilerin hiç birinden acil çözüm konusunda dikkat çekici bir öneri geldiği görülmedi. İktidar yanlılarıyla muhalefet ilgililerinin çamur üzerinden siyaset yapma gayretleri hepimizin gözleri önünde gerçekleşti.&lt;br /&gt;Vatandaşın başına gelen bunca acıya karşın, böylesine çamur muhabbetinden medet umma çabaları, hiçbir çağdaş ülkede görülebilecek bir manzara değildir. Olamaz da…!&lt;br /&gt;Oysa gerek hükümet, gerekse muhalefet ilgililerinden; yaraların nasıl sarılacağı ve acıların nasıl dindirileceği ile maddi kayıpların ne şekilde karşılanabileceği ve evsiz-barksız kalmış vatandaşlarımız konusunda neler yapılabileceği hususlarında acil çözüm önerileri beklenirdi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000066;"&gt;Alınan tedbirler açıklanır ve derhal uygulamalara geçilsin istenirdi…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000066;"&gt;Ama, Çamur Üzerinden Siyaset Yapmak varken, neden böylesi çağdaş uygulamalar yapılsın ki…?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-2171616132450214752?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/2171616132450214752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=2171616132450214752' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/2171616132450214752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/2171616132450214752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/09/camur-uzerinden-siyaset-yapmak-istanbul.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-272902568606676670</id><published>2009-09-11T06:50:00.000-07:00</published><updated>2009-09-11T07:00:27.605-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;GÜNDEM ÜZERİNE&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dostlara Merhaba,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Uzun sayılabilecek bir zamandan buyana yazamadım. Bunun, elbette çeşitli sebepleri var.&lt;br /&gt;Herkesin olabileceği gibi; benim de çeşitli sorunlarım oldu. Araya yaz aylarının bunaltıcı havası da girince; sorunlarla boğuşma oldukça zamanımı aldı. Bir süreliğine Ankara dışında bulunmuş olmam da ilave sebepler olarak değerlendirilebilir.&lt;br /&gt;Umarım bir daha öylesi yoğun sorunlar yaşamak zorunda kalmam.&lt;br /&gt;Ülkenin içinde bulunduğu güçlüklerle baş etmeye çalışırken; kişisel konular da devreye girince, inanın bunalttı…&lt;br /&gt;Hepsi şimdilik geçti.&lt;br /&gt;Bu dönemde, gerek konferans ve panel davetinde bulunan, gerekse çeşitli konularda görüşmek isteyen dost, arkadaş ve kardeşlerime cevap veremediğim için beni bağışlamalarını ve hoş görmeye çalışmalarını istiyorum.&lt;br /&gt;Böylesi taleplerin yinelenmesi halinde değerlendirebileceğimi belirtirim.&lt;br /&gt;Nihayet Ankara’ya döndüm ve yazılarıma yeniden başladım…&lt;br /&gt;Bir daha öylesi yoğunluk yaşamayacağımı umarım.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yoğun sorunlar içinde boğuşurken gündemden neler gelip geçtiğine bir göz gezdirelim:&lt;br /&gt;Ermenistan’la sınır kapısı açılması konusundaki gayretkeşlikler unutulacak gibi değil. ABD’nin dayatması ve AB’nin de ısrarcılığı ile bu ülke ile sıcak ilişkiler kurulmak istenmesinin üzerine söylenebilecek çok söz var.&lt;br /&gt;Bulduğu her fırsatta Türkiye’nin altını oymaya çalışan, bölücü teröre halen açık desteğini sürdüren ve özellikle de Erivan’daki muhalefetin sert tepkileri halen devam eden Ermenilerle, ABD ve AB dayatmalarına istinaden sıcak ilişkiler içine girme çabalarının izah edilebilecek yanı olamaz. Hele, bir çok değerimizin görmezden gelinerek, düşmanlıklarını saklama ihtiyacı dahi duymayan bu ülke ile gizli protokoller yapmak, elbette etik değerlerle uyum sağlamıyor. Sağlayamaz da…!&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti’nin 90 yıllık onurlu dış politikası bir kalemde kenara konulamaz. Bunun ısrarla yapılmak istenmesi halinde; uygulamanın Cumhuriyetimize ve Cumhuriyet Tarihimize ihanet anlamına geleceği açıktır...!&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yaklaşık üç aydan buyana açıklanan enflasyon değerleri çok komik. Bulunduğum farklı yerlerdeki vatandaşlarımızla yaptığım sohbetlerde durumdan memnun olana rastlamadım. Her ne kadar, hükümetin yandaşları için yarattığı açıkça sırıtan imkanlardan beslendiği her halinden belli olan bir-kaç kişinin memnun olduğu görülse bile; bunların dışında hiç kimsenin yüzü gülmüyor…&lt;br /&gt;Ama, aylık enflasyon değerleri sıfıra yakın değerler olarak açıklanıyor. Bazen sıfırın altına çekildiği de olmuyor değil hani.&lt;br /&gt;Esnafı, çalışanı, emeklisi, memur ve işçisi, hatta sokaktaki vatandaşı bile enflasyonun böylesi düşük olmasını, hiçbir şekilde fark edemediklerini belirtiyor. Ceplerindeki paranın ve dolaysıyla da alım gücünün, her gün, süratle eridiği ifade ediliyor.&lt;br /&gt;Alınan kısa vadeli tedbirlere karşın(&lt;span style="font-family:times new roman;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Bir kısım mal ve hizmetlerdeki KDV ve ÖTV gibi vergilerde indirim yapılması&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;) işçisinden sanayicisine, köylüsünden memuruna ve gencinden yaşlısına durumundan memnun olan henüz yok…&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Söylemler, her ne kadar anlattıklarımla çelişiyor gözüküyorsa da; Anadolu’ya gidip baktığınızda, gerçeğin acıklı yüzüyle karşı karşıya kalıyorsunuz.&lt;br /&gt;Bir kısım üreticilerimiz ve köylü vatandaşlarımız, karayolu kıyısında mekan tutup, ürettiğinin bir kısmını gelen-geçene satmaya çalışıyor. Ne yapsın ki…? Eve ekmek gitmek zorunda.&lt;br /&gt;Kısacası, Anadolu karnını doyurabilmek için yollara dökülmüş…&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yılın ikinci yarısı Açılım Dönemi oldu denilebilir.&lt;br /&gt;Kendilerine Aydın sıfatı yapıştıran bir kısım sözde yazar-çizer ve hatip özenticileri, güdümlü ve bilinçli olarak gündeme taşınan Demokratik Açılım projesi konusunda pek cevvalleştiler. Neler saçmalamıyorlar ki…?&lt;br /&gt;Projeyi gündeme taşıyanı bile şaşırtacak nitelikteki bu Kraldan Çok Kralcı Tavırlar, aklı başında her vatandaşı derin derin düşündürmelidir.&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti’nin Ulusal ve Üniter Devlet yapısından rahatsızlık duyan bu sömürge veya manda özlemcisi zihniyet, işin ulaşabileceği boyutları yeterince düşünmeden estirip duruyor. Böylesi sorumsuzluğun altında ülkeyi önce bölüp, parçalamak ve sonra da yok etmek zihniyetinin yattığı sizce de sırıtmıyor mu…?&lt;br /&gt;Ülkemizin Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri ağırlıkta olmak kaydıyla bir çok şehrimizde yaşamlarını sürdürmeye çalışan Kürt kökenli vatandaşlarımızla; dün olduğu gibi bugün de hiçbir sorunumuz yoktur. Olamaz da…! Yarın da olamayacağını garanti ederim.&lt;br /&gt;Ancak, Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası için olmazsa olmazımız olan temel değerler konusundaki ortak inançtan vazgeçilmeyecektir. Dolaysıyla da; bizi bölüp, parçalamak ve sonra da yok etmek isteyenlerin oyunları bozulmuş olacaktır.&lt;br /&gt;Atatürk Türkiyesi’nin Kürt sorunu yoktur, bölücü terör sorunu vardır.&lt;br /&gt;Bu konuda da; hainler ve işbirlikçilere karşın, bugüne değin oldukça mesafe alınmış ve bölücü terörle olan top yekün silahlı mücadele kararlılıkla sürdürülmektedir. Diğer alanlardaki mücadelenin de aynı inançla sürdürülmesi gerekir…&lt;br /&gt;Son haftalarda, hükümetin de ağzından düşürmediği ve çeşitli biçimlere sokarak şirin bir görünüme büründürmeye çalışıldığı izlenimi veren Demokratik Açılım söylemleri, nedense Milli Mücadele döneminden; ‘&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#cc0000;"&gt;…padişahın İngilizlere, padişah ve efradı ile mevcut kişisel mallarının korunması karşılığında, Anadolu’nun istedikleri yerini, diledikleri miktarda askerle işgal edebileceklerini istediği şeklinde bir talepte bulunduğu…&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;’ anekdotunu hatırlatıyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yaşanan son Sel Felaketi üzerine söylenebilecek hususları, zaten bir çok arkadaşımız, çok isabetli tespitlerle dile getirmiş bulunuyor.&lt;br /&gt;Ancak şunu bir kez daha vurgulamak gerekir:&lt;br /&gt;Bu Sel Felaketi’nin sorumlusu, kurum olarak Yerel Yönetimler, kişi olarak da onun başında bulunanlardır. Olayı şuraya buraya çekmenin hiçbir anlam ve mantığı olamaz. Mağdurlara ‘&lt;span style="font-family:times new roman;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Geçmiş Olsun&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ temennilerimi sunuyorum…&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bekir COŞKUN’un, Hürriyet Gazetesi’nden ayrıldığını üzüntüyle öğrendim. Sizler gibi ben de konu hakkındaki açıklamayı okudum. Yıllardır yazılarını büyük keyifle okuduğumuz Bekir COŞKUN’un, Hükümetin Basın üzerinde kurmaya çalıştığı baskının etkisiyle Hürriyet’ten ayrılması elbette düşündürücü. Doğan Grubu ile Hükümet arasındaki ilişkilerin ayrıntısını, zaten çoğunluğumuz gibi ben de medyadan izliyorum. Onun için bu konuya fazla girmeyeceğim. Ama, baskı hangi konuda olursa olsun ve nereden gelirse gelsin kabullenmem imkansız…!&lt;br /&gt;Bekir COŞKUN gibi toplumun hararetle ve büyük istekle yazılarını okuduğu kişilerin yazdığı yayın organının adı çok da önemli değil. Çünkü, bu kalemlerin, Türk Ulusu’na karşı bir ihanet tezgahı içinde bulunan kesimle bir uyum içinde olabileceklerinin düşünülemeyeceği inancındayım…&lt;br /&gt;Bekir COŞKUN büyüğümüze, bundan sonraki yayın yaşamında sağlık içinde ve Türk Ulusu’nu aydınlatmaya devam eder nitelikte yazılarının devamını getirmeyi temenni ettiğimi belirtmek isterim…&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Geçtiğimiz aylarda ve sizlere yazılarımı gönderemediğim dönemde gündeme irili ufaklı bir çok konunun daha getirilmiş olmasına karşın; sizleri sıkmamak adına yazıyı uzatmanın gerekli olmadığını düşünüyorum.&lt;br /&gt;İleriki zamanlarda yine gündemde yer alabilecek konular hakkında yazmayı sürdüreceğimi belirtmek isterim.&lt;br /&gt;Atatürk Türkiyesi’ne karşı yapılmaya çalışılan sinsice ve alçakça saldırıların organize bir şekilde tertiplendiği sizin de dikkatinizden kaçmıyordur. Geçmişte de sıkça dile getirdiğim gibi, karşı devrimcilerin boş durmadıkları açıktır.&lt;br /&gt;Atatürk İlke ve Devrimleri’ne inanmış, Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri’ne ve bugüne değin elde edilmiş  Kazanımları’na bağlı olan Atatürk Gençliği’nin dikkat etmesi gereken en önemli ayrıntı, Karşı Devrimci Güçler’in, Arkalarında ABD ve AB’nin desteği ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin her türlü olanaklarını kullanarak kendi devletlerini yaratma gayreti içinde olduklarıdır. Bu, asla gözden uzak tutulmamalıdır.&lt;br /&gt;Mücadelemiz kesindir ve Laik Cumhuriyet’in bekası için ilelebet sürecektir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-272902568606676670?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/272902568606676670/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=272902568606676670' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/272902568606676670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/272902568606676670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/09/gundem-uzerine-dostlara-merhaba-uzun.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-8841296878854310312</id><published>2009-06-08T07:35:00.000-07:00</published><updated>2009-06-08T07:51:12.999-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;TÜRKİYE – AVRUPA BİRLİĞİ&lt;br /&gt;İLİŞKİLERİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;(&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;6&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar, AB’nin kişiliğini, neler yapmaya çalıştığını ve Türkiye üzerindeki esas amacının neler olduğunu, dilimin döndüğünce anlatmaya ve açıklamaya çalıştım.&lt;br /&gt;Artık, AB’yi karakteri itibariyle tanıyor, bundan böyle, AB ile ilişkilerimiz konusunda neler yapmamız ve AB’ye karşı da nasıl davranmamız gerektiğini biliyor olmalıyız.&lt;br /&gt;Ancak, ne acıdır ki; Türkiye’nin bugün içine düşürüldüğü durum çok farklıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerine geçirdikleri her fırsatta;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;-Atatürk ve O’na ait değerleri yerden yere vurma,&lt;br /&gt;-Atatürkçü Düşünce’yi ve Laik Cumhuriyet’in ve Temel&lt;br /&gt;Değerleri ile bugüne değin elde edilmiş Kazanımları’nı yok&lt;br /&gt;etme,&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;gayretinde oldukları görüntüsü veren Dinci, yobaz, çağdışı Zihniyet’in, Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki görüşünün tamamen Teslimiyetçilik anlayışına dayanmakta olduğu açıkça sırıtmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dayatılan şartlarla AB’ye üye olmak demek;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;-Atatürk Türkiyesi’ni emperyalist güçlerin kucağına &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;yeniden atmak,&lt;br /&gt;-ABD ve AB’nin dayatmalarına boyun eğip, &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;hegemonyasına teslim olmak,&lt;br /&gt;-Sömürge olmayı peşinen kabullenmek,&lt;br /&gt;-Kısacası, Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmek,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, asla kabul edilemez!&lt;br /&gt;Eğer böyle olacaksa; onca can ve kan pahasına Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı neden yaptığımızı ve Lozan Anlaşmasını niçin imzaladığımızı ve en önemlisi de Cumhuriyeti hangi amaç için kurduğumuzu gelecek nesillere nasıl anlatırız…?&lt;br /&gt;AB yanlısı güçlerin, önlerinde engel olarak gördüklerinin başında Türk Silahlı Kuvvetleri gelmektedir.&lt;br /&gt;Önceki bölümlerde de açıklamaya çalıştığım üzere; anayasamız Atatürk İlke ve Devrimleri, Devletin Birlik ve Bütünlüğü ile Laik Cumhuriyetin Temel Değerleri’nin korunması ve yüceltilmesi konusundaki sorumluluk görevinin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait olduğunu teminat altına almıştır.&lt;br /&gt;İşin nirengi noktası da burasıdır.&lt;br /&gt;Neyi nasıl yapıp da bu engeli ortadan kaldırsınlar bilemiyorlar. Bunu becerebilmek için AB kapılarında yalvarıp yakarmalardan tutun da, AB’de önemli etkiye sahip ülkeler önünde dil döktürmelere kadar yapılmayan şaklabanlık kalmadı.&lt;br /&gt;Türk Ulusu’nun onuru ayaklar altına alındı.&lt;br /&gt;Cumhuriyet kurulduğundan bu yana, hiçbir hükümetin Dışişleri Bakanı, bir Avrupa ülkesinin havaalanında ve bir minibüsün içinde, &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;Vizesi Yok!&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt; &lt;/span&gt;gerekçesiyle, saatlerce bekletilmedi. Buna bile,&lt;span style="color:#000066;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;Eyvallah…!&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt; &lt;/span&gt;denildi.&lt;br /&gt;Öteden beri gösterilen gayretlerin altında yatan gerçeğin, AB’nin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sesinin ve soluğunun bir an evvel kesilmesini sağlaması olduğu görüntüsüdür. Sokaktaki vatandaş bile bunu böyle bilmekte ve söylemektedir. Yoksa düne kadar ağız dolusu küfürler savurdukları, kendi tabirleriyle, &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;Hıristiyan Kulübü&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt; &lt;/span&gt;olarak tanımladıkları AB’ye girebilmek için neden böylesine çabalasınlar ki?&lt;br /&gt;Türk Ulusu, Milli Mücadele yıllarında, bu anlayışın çok daha kötüsüne, hatta ihanete varan şekline tanık olmuştur. İçinde, zerre kadar vatanseverlik duygusu bulunmayan ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bile &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;Hain!&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt; &lt;/span&gt;olarak nitelendirdiği padişah Vahidettin başta olmak üzere Damat Ferit ve Kabinesi’ndeki bir kısım işbirlikçilerin, canları ve mallarının korunması karşılığında, İşgalcilerle girdikleri çıkar ilişkileri tarih sayfalarındaki yerini almıştır. Bu Hainler, İşgalci emperyalist güçlere, Anadolu’nun, istedikleri yerlerini işgal etmelerine ses çıkartmayacakları garantisini vermişlerdir. Yeter ki canları ve malları korunsun.&lt;br /&gt;Bugün için görünenin de pek farklı olmadığı şeklinde Halkımızda bir inanç oluşmuştur.&lt;br /&gt;Türk Ulusu’nun en temiz, saf ve dokundurtmaya kıyamadığı dini inançlarını kullanarak, ABD’nin, Ilımlı İslam saçmalığıyla dayatmaya çalıştığı sözde yeni bir dini anlayışın yerleştirilmek istendiği de açıktır. Oyunun kurgulanmasının, ABD’de beslenen bir kısım odakların, ABD’nin belli kuruluşlarından sağladıkları destekle yapıldığı herkesçe bilinmektedir. Acı olan da; bu tezgahın Türkiye’de destek buluyor olmasıdır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;SONUÇ OLARAK&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun; İstiklal’den &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;olma &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;mevkiinden yüksek bir muameleye layık sayılmaz.&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;‘&lt;span style="font-size:100%;color:#000066;"&gt;Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK&lt;/span&gt;’&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Değerli Dostlar,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Dünya üzerinde Cumhuriyet Rejimi’yle yönetilen bir sürü ülke var. Yeryüzünün değişik bölgelerinde bulunan bu ülkelerin Cumhuriyet Rejimleri arasında elbette farklılıklar da var.&lt;br /&gt;Örneğin:&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;İran, bir İslam Cumhuriyeti’dir. Çin, Sosyalist bir Halk Cumhuriyeti’dir. ABD ise; Federal bir Cumhuriyet’tir.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ancak, Mustafa Kemal’in, Milli Mücadele kapsamında gerçekleştirdiği Ulusal Kurtuluş Savaşı neticesinde kurduğu &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Türkiye Cumhuriyeti; Halkın Egemenliği Esası’na Dayalı, Laik, Demokratik, Çağdaş ve Hukukun Üstünlüğü İlkesi esasları üzerine oturtulmuş bir Cumhuriyet’tir.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;Görülebileceği gibi; Türkiye Cumhuriyeti’nin yapısı ve ruhu, Dünya üzerindeki diğer cumhuriyet rejimlerinden farklıdır.&lt;br /&gt;Biz Atatürk Gençliği’nin en büyük hedeflerinden birisi de; Türkiye Cumhuriyeti’ni Muasır Medeniyetler Seviyesine Ulaştırmaktır. Bunun için de AB’ye veya bilmem nereye girmek da şart değildir.&lt;br /&gt;Çünkü, &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Atatürk İlke ve devrimleri ile Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri’ne, canı pahasına bağlı ve bölgesinde de önemli bir konuma sahip olan Türkiye Cumhuriyeti’nin, ne başkası ve/veya başkalarının himayesine, ne de başkası ve/veya başkalarını koltuk değneği yapmaya ihtiyacı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;Ama, aynı bölgede bulunmamız ve ortak sınırlara sahip olmamız münasebetiyle Avrupa Ülkeleriyle bir ortaklık ve/veya birlik içinde olunacaksa; bu değerlendirilebilir. Komşularımızla iyi ilişkiler içinde bulunmak barış ve huzuru tesis ederek mutlu yaşamaya çalışmak ana amaçlarımız arasındadır.&lt;br /&gt;Ancak, unutulmamalı ki; Ulusumuz, onuruna büyük önem vermektedir. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bize emanet ettiği Laik Cumhuriyet Rejimi’ni korumak ve yüceltmek en başta gelen ulusal görevimizdir. Ne yapacaksak; bu temel çizgimizden sapmadan yapacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok gerekli olmamakla beraber, bir gün AB üyeliği söz konusu olacaksa;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;-Kişiliğimize ve kimliğimize sahip çıkacağımızdan,&lt;br /&gt;-Temel haklarımızı sonuna kadar savunacağımızdan,&lt;br /&gt;-Tam bağımsızlığımıza bağlı kalacağımızdan,&lt;br /&gt;-Onurlu Ulusal Dış Politikamızı terk etmeyeceğimizden,&lt;br /&gt;-Özgürlüğümüzden asla en ufak bir taviz vermeyece- &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;ğimizden,&lt;br /&gt;-Barışçıl, birleştirici ve uzlaştırıcı çizgimizden kopmayacağı-&lt;br /&gt;mızdan,&lt;br /&gt;-Hiçbir şekilde ve ad altında dayatma, himaye, manda &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;kabul etmeyeceğimizden ve sömürge olmayacağımızdan,&lt;br /&gt;-En önemlisi olan Atatürk İlke ve Devrimleri ile Laik&lt;br /&gt;Cumhuriyet’in Temel Değerleri’ne olan bağlılığımızdan&lt;br /&gt;kesinlikle ayrılmayacağımızdan,&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;hiçbir şekilde endişe duyulmamalı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;…………………..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Dürüst ve gerçekçi olmalıyız.&lt;br /&gt;Farklı kültürlere sahip yaklaşık 250 milyon civarındaki Avrupa insanının, ortak sınırlarla, beraberce ve sorunsuz bir şekilde yaşamaları elbette kolay değildir. Böyle bir birlik oluşturulacaksa; bunu sağlamanın, madalyonun arkasını önüne çevirmek kadar kolaylıkla sonuçlanabileceğine inanmak safdillik olur.&lt;br /&gt;Unutulmamalıdır ki; Milletler kolayca ve emek harcamadan elde ettiklerinin bedelini, gelecek nesilleri vasıtasıyla ve çok ağır olarak öderler. Son birkaç yüzyıllık tarihe bakıldığında, bunun sayısız örneklerini görebilmek olasıdır.&lt;br /&gt;O halde; Akıllı olmak gerekmektedir!&lt;br /&gt;Bu itibarla, Türkiye–AB ilişkileri, Türkiye’nin de üye olması şeklinde şekillendirilmek isteniyorsa; üyelik için ilk başvuru tarihi esas alınarak;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;-Gümrük Birliği Anlaşması(&lt;span style="font-size:100%;color:#000066;"&gt;TBMM’nin onayı alınmadığı için&lt;br /&gt;hukuken geçerli değildir…&lt;/span&gt;),&lt;br /&gt;-Bugüne değin yapılmış bütün anlaşmalar ve altına girilmiş&lt;br /&gt;taahhütler,&lt;br /&gt;-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin durumu ve Kıbrıs'ın &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;geneli konusuyla ilgili hususlar,&lt;br /&gt;-Her ne şart altında ve amaçla atılmış olursa olsun bütün&lt;br /&gt;imzalar,&lt;br /&gt;-Kısacası AB ile Türkiye arasındaki her husus,&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;birbirimize karşı saygılı olmak ve yukarıda da değindiğim maddeler göz önünde bulundurulmak kaydıyla yeniden ele alınıp görüşülmelidir.&lt;br /&gt;Ülkemizin, bazı Avrupa ülkeleri ile olan ve yıllardan beri süregelen anlaşmazlıkların, Türkiye Cumhuriyeti’nin hassasiyetleri ve kırmızı çizgileri göz önünde bulundurularak çözüme kavuşturulması önemlidir.&lt;br /&gt;Türkiye’nin, hiç kimsenin bir karış toprağında ve malında gözü yoktur. Ama, Bize ait değerler söz konusu olduğunda da; onları koruma konusunda canımızı bile verebileceğimiz gözden uzak tutulmamalıdır. Bunların dışında bir Birlik veya Topluluk üyeliğini kabul etmenin; Atatürkçü Düşünce ve Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri’ne ihanet etmekle eş anlamlı olacağı açıktır.&lt;br /&gt;Bundan hiç kimsenin en küçük bir endişesi dahi olmasın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-8841296878854310312?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/8841296878854310312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=8841296878854310312' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/8841296878854310312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/8841296878854310312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/06/turkiye-avrupa-birligi-iliskileri-6.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-8153967777905520143</id><published>2009-06-06T08:29:00.000-07:00</published><updated>2009-06-06T08:39:49.479-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;TÜRKİYE – AVRUPA BİRLİĞİ&lt;br /&gt;İLİŞKİLERİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;(&lt;/span&gt;5&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Avrupa Birliği’nin Gerçek Yüzü&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;(&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;C&lt;/span&gt;)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            &lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;Avrupa Birliği’nin Türk Silahlı Kuvvetleri’nden Rahatsızlığı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;            Bugüne değin, gerek AB’nin ilerlemeden sorumlu yetkililerinin söylemlerinde, gerekse AB Dönem Başkanı’nın Türkiye ziyareti esnasındaki açıklamalarında, üstü kapalı bir şekilde, sözün ucu mutlaka Türk Silahlı Kuvvetleri’ne getirildi.&lt;br /&gt;            Konu hakkında dillendirilen ifade;&lt;br /&gt;            &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Sivil Yönetimi önemli oranda etkilediği...&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt; &lt;/span&gt;tarzında, yuvarlak ve mesaj verir mahiyette. Yani, &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;Lafın tamamı deliye söylenir&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; ifadesinde söylenmek istendiği gibi, o muhteremler de, lafı tam söylemiyor, &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;…anlayan anlasın…&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; dercesine, yarım bırakıp, gerisini de, &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;Anlayın Artık!&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; demeye getiriyor.&lt;br /&gt;            Onların söylemeye can atıp da söyleyemediklerinin ne olduğunu açıkça söylersek:&lt;br /&gt;            Diyorlar ki; &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Türk Silahlı Kuvvetleri, siyasi otoriteye müdahale ediyor. Bunu doğrudan yapmasa bile; açıklamalarıyla mesajlar vererek dolaylı olarak yapıyor. Bu yapılmasın…&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;            AB’nin sözde cevvalleri, karton kahramanlar böyle havlarken, misyonlarının gereğini yerine getiriyor. Onlara yüklenen görev bu. Adamlar görevlerini yapıyor. Burada sorun; bu sözleri onlara söyleten ağababalarının kim oldukları ve bunları söylemeye nasıl cesaret bulduklarıdır. Kendi yurdumuzda, sömürgelerindeymiş gibi rahat hareket edip, talimat verircesine konuşma haklarını nasıl oluyor da kendilerinde görüyorlar? Bunların iplerinin ABD’nin elinde olduğu tartışılmaz bir gerçek. İyi de; Atatürk Türkiyesi’nin yöneticileri nerede? Onların neden hiç sesleri çıkmıyor?&lt;br /&gt;            Efendiler!&lt;br /&gt;            Herkesler aklını başına almalı. Öteden beri bu adamların densizlikleri ve dolaysıyla da saçmalıkları yetti artık. Şimdi de, Trakya’yı bize bırakın deme terbiyesizliğini dillendiriyorlar. Henüz, siyasilerimizden ciddi bir tepki de görmüş değiller.&lt;br /&gt;            Bu ne küstahlık!?&lt;br /&gt;            Bu aciz yaratıklara ağızlarının paylarını vermesi gereken Türkiye Cumhuriyeti hükümeti neden hiçbir şey söylemiyor? Yoksa bir korku, bir endişe mi söz konusu?&lt;br /&gt;            Burada bir kez daha hatırlatmakta yarar olduğunu düşünüyorum:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Anayasamızın amir hükümleri gereği olarak, Devletin Birlik ve Bütünlüğünü korumak ve Laik Cumhuriyet Rejimi'nin yılmaz bekçiliği ve koruyuculuğunu yapmak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en başta gelen asli görevidir.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;Ancak, AB’nin cevval görünümlü acz içindeki görevlilerinin ve Türkiye’deki AB çığırtkanları ve heveslilerinin söylemek istedikleri husus;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;Zamanla dinci, şeriat heveslisi, çağdışı, yobaz ve Atatürk ile O’na ait bütün değerlere düşman olduğunu saklamaya dahi ihtiyaç duymayan bir kısım zavallıların, Atatürk İlke ve Devrimleri ile Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri’ne ve bugüne değin elde edilmiş Kazanımları’na zarar veren açıklamaları, Vatan’ın bütünlüğü ve bölünmezliği hakkındaki saçma sapan değerlendirmeleri ile Laiklik tanımının yeniden yapılması, İrtica tehlikesinin bulunmadığı vb şeklindeki şeriat motifleriyle süslenmiş açıklamaları gibi söylemleri karşısında; Türk Silahlı Kuvvetleri, Yargı Organları Temsilcileri, Üniversiteler, Demokratik Kitle Örgütleri  gibi kurumlar ile bu çerçeve ve anlayıştaki kişilerin, adı geçen söylemler karşısındaki  oldukça sert bir tarzda cevap veriyor olmaları&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;ise; bunu açık yüreklilikle söylesinler.&lt;br /&gt;Zaten, öteden beri kurgulanan oyun ortada. Atatürk Türkiyesi hakkında, &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;…böl, parçala ve yok et…&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt; &lt;/span&gt;planı uygulandığı adeta sırıtıyor.&lt;br /&gt;Olayın, yeterince açık bir şekilde anlaşılabilmesi için, birkaç yıllık geçmişte yaşanan ve medyada da geniş bir şekilde yer alan bazı açıklamaları, kısaca hatırlatmak istiyorum:&lt;br /&gt;O dönemde, Cumhurbaşkanı başta olmak üzere Genelkurmay Başkanı, Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanları, &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;Cumhuriyet Rejimi, Laiklik, İrtica ve Vatanın Bölünmez Bütünlüğü&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt; &lt;/span&gt;konularında ciddi açıklamalarda bulundular.&lt;br /&gt;            Başta Başbakan ve bazı Bakanlar, hemen yanıt verdiler :&lt;br /&gt;           &lt;span style="color:#000066;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;Türkiye Yasalarında İrtica diye bir suç yoktur. Laikliğe aykırı davranan varsa bize haber versinler gereğini yapalım.&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;            Bu açıklamaların üzerinden fazla bir zaman geçmeden Anayasa Mahkemesi, şu an hükümette olan siyasi parti hakkında, &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;Laikliğe karşı eylemlerin odağı…&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; şeklinde bir hüküm verdi. Bunlar göz ardı edilebilecek hususlar değildir.&lt;br /&gt;            &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;…………………&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;            Türk Silahlı Kuvvetleri’ni savunmak benim işim değil. Buna ihtiyaçları da olmadığı inancındayım. Ama, Anayasamızın gereği olan bir husus neden kabullenilmiyor? Üstelik de bunlar, Anayasa’nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeleridir. Bunun Türk Ulusu tarafından iyi bilinmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;            AB’nin kabullenmek istemediği de bu. Hatta Anayasamızın değiştirilmesi, Sivil Anayasa yapılması gibi hususların sıkça dillendirilmesi de buradan gelmektedir.         &lt;br /&gt;            Dertleri, Türkiye Cumhuriyeti’ni savunan güçleri önce yıpratmak ve zayıflatmak, sonra da başarabilirlerse ortadan kaldırmak.&lt;br /&gt;            Onlara verilebilecek tek cevap:&lt;br /&gt;           &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt; &lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;Ordumuz, Türk Birliğinin, Türk Kudretinin ve kabiliyetinin, Türk Vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir. Ordumuz, Türk Topraklarının ve Türkiye idealini gerçekleştirmek için harcamakta olduğumuz sistemli çalışmaların, yenilmesi imkansız teminatıdır.&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Gazi Mustafa Kemal Atatürk&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu sözler, üzerinde tartışılamayacak tarihi ifadelerdir. Buna itirazı olanlar varsa; çıksın açıkça, mertçe söylesin. Söylesin ki; biz de kimin ne olduğunu bilelim!&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Sürecek&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;  Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-8153967777905520143?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/8153967777905520143/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=8153967777905520143' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/8153967777905520143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/8153967777905520143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/06/turkiye-avrupa-birligi-iliskileri-5.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-6115148614155860958</id><published>2009-06-05T07:09:00.000-07:00</published><updated>2009-06-05T07:21:06.700-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;TÜRKİYE – AVRUPA BİRLİĞİ&lt;br /&gt;İLİŞKİLERİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;(&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;4&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Avrupa Birliği’nin Gerçek Yüzü&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;’ &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;(&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;B&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Azınlıklar ile Vakıfları ve Ekümeniklik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Azınlıklar olarak tanımlanan Türk vatandaşlarından, herhangi bir sebeple ülkemizden ayrılıp başka ülkelere yerleşmiş olanlar; dünyanın hiçbir ülkesinde, Türkiye’de olduğu kadar özgür olamamışlardır. Bunun örnekleri için tarihe bakmak yeterlidir.&lt;br /&gt;Yakınçağ tarihimize şöyle bir göz gezdirildiğinde; topraklarımız üzerinde, yüzyıllardır, toplumun en lüks ve zengin yaşamını Azınlıklar sürdürmüşlerdir. Ülkenin dört bir yanındaki kiliselerinden yükselen çan seslerinin, minarelerdeki ezan seslerini bastırmasına bile hoşgörü ile bakılmıştır. Osmanlı döneminde Ordu içerisinde üst düzey komutanlık rütbesine kadar yükselebilmişler, devlet memuriyetinde en üst unvanlarda dahi görev yapabilme imkanına kavuşmuşlardır, bakanlık dahi yapanlar vardır.&lt;br /&gt;Bunca hoşgörünün sonucunda ne ile karşılaşmışız?&lt;br /&gt;Elerine ilk imkan geçtiğinde; &lt;span style="font-size:180%;"&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;i h a n e t ç ı ğ l ı k l a r ı&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’&lt;/span&gt; atmışlardır.&lt;br /&gt;Tabii burada, halen Türkiye’de yaşayan ve ülkesine bağlılığı konusunda en ufak bir endişe duyulmayan vatandaşlarımızı, bu nitelemenin dışında tutuyorum. Onlar, bizim vatandaşımız oldukları sürece; her zaman başımızın üzerinde yerleri olacaktır. Sakın bir yanlış anlama olmasın. Onlara kimsenin bir diyeceği de yoktur.&lt;br /&gt;Asıl söylenmek istenen; Azınlık Vakıfları Kurulması, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması ve özgürce din adamı yetiştirilebilmesi adı altında, Ekümenik sıfatı ve nitelikleriyle, Lozan Anlaşması’na karşın, İstanbul’da, tam bağımsız bir Ortodoks Rum Devleti kurulmak istenmesidir.&lt;br /&gt;Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti içinde, bağımsız Ekümenik Ortodoks Rum Devleti nasıl kurulabilir? Yani Devlet içinde, her yönüyle bağımsız başka bir Devlet! Nerede kaldı Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda şehit verdiğimiz onca vatan evladının ardından elde ettiğimiz ve Lozan Anlaşmasıyla da bütün dünyaya kabul ettirerek tescillettirdiğimiz tam bağımsızlığımız?&lt;br /&gt;Bunu önerenlerin amacı belli. Önceki bölümde de söylediğim gibi; emperyalistlerin dertleri, Lozan Antlaşması ile kaybettiklerini; dolaylı yoldan, yeniden ele geçirmektir. Elin ağzı torba değil ki; büzerek bir kenara koyasın. Ama, gereken tepkiyi vermeyen siyasi iktidarlara ne demeli?&lt;br /&gt;Şu gerçek asla göz ardı edilmemeli ve de unutulmamalıdır:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Türkiye Cumhuriyeti’nin, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Anlaşması’yla elde ettiklerinin, AB’nin, çeşitli Bizans oyunları yöntemleriyle geri almaya çalışmasına hiçbir zaman müsaade edilmeyecektir. Bunun için, Türk Ulusu’nun cesedinin çiğnenmesi gerekecektir!&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;Ulusumuz, tam bağımsızlığı uğruna bunca şehidi boşuna vermemiştir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Ermenistan Meselesi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ermenistan ile olan sorun sadece sınır konusu değildir. Açıklanmak istenip de açıkça söylenemeyen husus; Sözde Ermeni Soykırımı’nın kabul edilip / edilmeme meselesidir.&lt;br /&gt;Şimdi, biraz tarihsel gerçeklere bakalım :&lt;br /&gt;Birinci Dünya Savaşı yılları. Osmanlı ordusu bir çok cephede düşmanla savaş halinde. Padişah ve İstanbul Hükümeti, keyfi uygulamalarla günü kurtarma gayretlerinde. Anadolu, sadece sıra vergi almaya geldiğinde hatırlanıyor ve ilgileniliyor. Padişah ve İstanbul Hükümeti, koltuklarını koruma derdinde.&lt;br /&gt;Ülke bu durumda iken; Anadolu’nun, daha çok doğusunda ağırlıklı olarak yerleşmiş olan Ermeniler, ayaklanmışlardır. O bölgede Ruslarla savaş halinde bulunulmaktadır. Ermeniler, Ruslarla birlik olup, Osmanlıya karşı cephe almışlardır. Daha da önemlisi, çeteler oluşturmuşlar ve orduyu arkadan vurarak bölgedeki bir kaç vilayetimizi de zaptetmeyi başarmışlardır.&lt;br /&gt;Aslında, o dönemde, ülkenin başka yerlerinde de yerleşik durumda olan Ermeniler vardır. Ama, asla diğer bölgedekilerin yaptıklarını tasvip etmemişlerdir. Her fırsatta da; yapılmakta olanın bir &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;i h a n e t&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; olduğunu ve bunu asla kabul edemeyeceklerini ifade etmişlerdir.&lt;br /&gt;Tarihimizin hiç bir döneminde ihanete müsaade edilmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;E r m e n i İ h a n e t i'&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; ne de müsaade edilmemiştir. Derhal zorunlu göç kararı alınarak; Ermeniler, güneyde kalan topraklarımıza yani bugünkü Irak, Ürdün ve Suriye gibi ülkelere gönderilmeye başlanmıştır.&lt;br /&gt;Göç esnasında, Ermeni çetelerin provokatif hareketleri karşısında, Ordu, hem kendi askerini, hem de himayesinde bulunan Ermenileri korumaya çalışmıştır. Bu da doğal olarak ciddi çatışmalar yaratmıştır. Sonuçta, her iki taraftan da can kaybı olmuştur. Ama katiyetle bir Ermeni Soykırımı söz konusu değildir.&lt;br /&gt;Savaşta bile düşmanına insanca muamele gösteren Türk Askeri, değil ki böyle bir göç esnasında himayesindekini öldürsün. Bu mümkün değil. Olamaz da!&lt;br /&gt;Bunun tarihte bir çok örneği olmasına karşın; Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan bir örnekle yetinelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;“.&lt;/span&gt;..Halide Edip Hanım, Ruşen Eşref Ünaydın ve Binbaşı Kemal Bey otomobille Adala'ya(&lt;span style="color:#000066;"&gt;Büyük Taarruz'da 2. Ordu Karargahı&lt;/span&gt;) yetişmeye çalışıyorlardı.&lt;br /&gt;Binbaşı birden, şoföre;&lt;br /&gt;‘Dur !’ diye bağırdı.&lt;br /&gt;Araba yavaşlayıp durdu. Binbaşının dikkatini bir esir Yunan subayını geriye götüren bir asker çekmişti. Yunan subayı eşeğe binmişti. Asker yayaydı. Asker binbaşıyı görünce selam verdi. Yunan subayı eşekten indi. Hasta suratlı biriydi.&lt;br /&gt;-Kim bu?&lt;br /&gt;-Bir esir.&lt;br /&gt;-Nereye götürüyorsun?&lt;br /&gt;-Geriye. Alay karargahına.&lt;br /&gt;Binbaşı kızdı;&lt;br /&gt;-Ulan sen bunun seyisi misin, yoksa hizmet eri misin? Hayvana sen bin, o yürüsün.&lt;br /&gt;Asker, üçünün de yüreğini titreten bir iç temizliğiyle,&lt;br /&gt;-Hiç olur mu Komutanım... dedi.&lt;br /&gt;-O şimdi ocağından kopmuş bir gurbet adamı. Misafir. Bana emanet.&lt;br /&gt;Binbaşı gözlerinin dolduğunu belli etmemek için başını çevirip şoföre ‘Yürü!’ diye bağırdı.&lt;br /&gt;Araba hareket etti. Asker selam durdu. Sonra Yunan subayına eşeğe binmesini işaret etti :&lt;br /&gt;-Haydi bin çorbacı. Akşam karavanasına yetişelim. Aç kalma.&lt;br /&gt;Yola düştüler.&lt;span style="color:#000066;"&gt;”&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;(&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Turgut ÖZAKMAN, Şu Çılgın Türkler,s: 659&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta; 1915 yılındaki zorunlu göç esnasında, asla bir Ermeni Soykırımı olmamıştır. Söz konusu dahi değildir.&lt;br /&gt;Bilakis, her iki taraftan, salgın hastalıklar itibariyle çok sayıda insan zaiyatının bulunduğunu tarih de kaydetmektedir.&lt;br /&gt;Görüldüğü üzere; yaşadıkları yerlerde iki ateş arasında kalan Ermenilerin korunmaya çalışılması, diğer taraftan Ruslarla işbirliği yaparak Ordu ile savaşan ve bir de Ermeni Çetelerin, ihanet ederek, Orduya arkadan saldırılarda bulunmasını önlemek amacıyla yapılmış olan zorunlu göç esnasında, çoğunlukla da baş gösteren salgın hastalıklar neticesinde meydana gelen ölüm olaylarına, &lt;span style="font-size:180%;"&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Ermeni Soykırımı yapılmıştır&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’&lt;/span&gt; yakıştırması yapmanın mantığı yoktur. Ermeni kökenli tarihçiler bile böyle bir Sözde Ermeni Soykırımı’nın olmadığını, belgelerle anlatmaktadır. Ama olayın arkasında ABD ve uluslararası alanda oldukça büyük ekonomik gücü ellerinde bulunduran Ermeni Lobisi vardır. Türkiye’yi, bir an evvel bölüp, parçalamak ve sonra da yok etmek için bir kampanya da bu kanattan sürdürülmektedir.&lt;br /&gt;Ancak, ne acıdır ki; Türk Ulusu içinde yaşadığımız yıllarda, &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;Türkler 1.5 milyon Ermeni’yi öldürdüler.&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; diyen bir yazarının olduğunu ve son zamanlarda maalesef, &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;Ermeniler’den Özür Dileme Kampanyası&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt; &lt;/span&gt;başlatan sözde aydınların bulunduğunu da görmüş ve yaşatılan çirkin havayı yaşamıştır…&lt;br /&gt;Buna, Anadolu’da söylendiği şekliyle, &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘&lt;/span&gt;Ağacın kurdu içinde…&lt;span style="color:#000066;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt; &lt;/span&gt;ifadesi yakıştırılabilir. Ama bu topraklar üzerinde asırlardır yaşayan bu Türk Ulusu, ne pahasına olursa olsun, eminim ki bu badirelerin de üstesinden gelecektir.&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Sürecek&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-6115148614155860958?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/6115148614155860958/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=6115148614155860958' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/6115148614155860958'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/6115148614155860958'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/06/turkiye-avrupa-birligi-iliskileri-4.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-849952716923224826</id><published>2009-06-03T23:48:00.000-07:00</published><updated>2009-06-03T23:55:04.387-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;TÜRKİYE – AVRUPA BİRLİĞİ&lt;br /&gt;İLİŞKİLERİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;(&lt;span style="color:#000066;"&gt;3&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Avrupa Birliği’nin Gerçek Yüzü&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;(&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;A&lt;/span&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar bazı ayrıntıları anlatmış olmamla beraber; AB olayının gerçek yüzü, sadece, bu anlattıklarımla sınırlı değildir. Bunlar genel çizgilerdir. Masa başında yapılan ikili müzakereler bize ne kadarı anlatılıyor dersiniz? Sizce, Türk Ulusu, AKP ve Zihniyeti iktidarınca sürdürülen müzakerelerden tam manasıyla haberdar ediliyor mu?&lt;br /&gt;Hiç sanmıyorum!&lt;br /&gt;Gelinen noktaya baktığımızda; bugüne değin olan ilişkilerde, şartların yeterince tetkik edilmediği, içeriye dönük basit siyasi hesaplar, çıkarlar ve kısaca siyasi hırs ve çeşitli rant uğruna her şeye evet denildiği açıkça sırıtmaktadır. Bir kısım siyasilerin, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ülkeyi Avrupa Birliği’ne sokma yolunda büyük adımlar attık, vs&lt;/span&gt;’ şeklindeki söylem ve propagandalarının oy avcılığı için yapıldığı açıkça ortada. Onlar da biliyorlar ki; Avrupa Birliği, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni, hiçbir zaman değil daimi, üye olarak bile almayacaktır. Nitekim, son zamanlarda Fransa Cumhurbaşkanı ile Almanya Başbakanı’nın söyledikleri, bu ifadelerimin açık birer kanıtı değil mi?&lt;br /&gt;AB, kendi bildiği yolda kararlı bir şekilde yürüyor. Sorun bizim siyasilerde. Gerçekleri görmezden gelmeleri, hatta görmek istememeleri başımıza çok işler açtı. Daha da açacağı geride. Açıkçası insanlarımız uyutuluyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;…………….&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bütün olup bitenlere karşın, asli görevimiz, Türk Ulusu’nu gerçeklerden haberdar etmektir. Gayretlerimiz bunun üzerinedir.&lt;br /&gt;Öncelikle de; Avrupa Birliği’nin Gerçek Yüzünü görebilmemiz için, bizden istenenlerin bir kısmına, kısmen, bakmakta yarar var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Adalet Sistemimiz&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Adalet, adil uygulanabildiği zaman bir anlam taşır. Bu, bütün dünya için böyledir.&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti, Demokratik, Laik, Hukukun Üstünlüğü ilkesini prensip edinmiş sosyal ve üniter bir devlet yapısını esas almıştır.&lt;br /&gt;Unutulmamalı ki; Hukuk, bir gün herkese lazım olacaktır.&lt;br /&gt;Ancak, Türkiye’ye adalet ve hukuk sistemleri konusunda akıl vermeye, yol göstermeye çalışan AB’nin, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı her türlü suçu işlemiş olan, teröristinden katiline kadar bütün suçluların, üye ülkeler tarafından korunuyor, besleniyor ve destekleniyor olmasının mantığını açıklaması gerekmiyor mu? Suçluyu besleyerek himaye edecek, oluşturdukları terör örgütlerine destek verip büyümelerini, gelişmelerini sağlayarak, her türlü yardımda bulunacak, propagandalarını rahatça yapsınlar diye yasa dışı televizyon yayınını bile yapmalarına izin verilecek, bir de eline silah tutuşturup Türkiye üzerine salacaksınız; sonra da hukuk, adalet sistemi ve insan hakları gibi temel kavramlar üzerine ahkam keseceksiniz.&lt;br /&gt;Yemezler Efendiler, Yemezler!&lt;br /&gt;AB, belki mevcut siyasilerimizle iyi temaslar içinde bulunabilir. Müzakereler yürütülüyormuş gibi yapılıp, kapalı kapılar ardında Türkiye Cumhuriyeti’nden hangi tavizlerin nasıl koparılabileceğinin hesapları yapılıyor olabilir. Bu görüşmeler, tarih mahkemesinin önüne çıkmasın diye, tutanaklara da geçirilmeyebilir.&lt;br /&gt;Hatta siyasilerimiz, Avrupa Birliği’ne Uyum ve Entegrasyon gibi saçmalıkları gerekçe gösterip, Meclis çoğunluğundan da yararlanarak, bir kısım yasalarımızla oynamış ve onları, amiyane tabirle, kuşa çevirmiş de olabilir.&lt;br /&gt;Ancak, Türk Ulusu’nun sabrının da bir sonu olduğu gözden ırak tutulmamalıdır. Ozan’ın dediği gibi ; ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bu Ülke, Otuz Kupon’a alınmadı… !&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Türk Ulusu artık gözleriyle değil, beyni ile de görmeye başlamıştır.&lt;br /&gt;Kapısının önünü temizlemekten acze düşmüş ve yakın geçmişte, kendi vatandaşlarına bile köle muamelesi yaptıkları tespit edilmiş olanların, Türkiye’ye, hukuktan, adaletten ve insan haklarından bahsetme hakları yoktur.&lt;br /&gt;Olmamalıdır da!&lt;br /&gt;Efendiler! Siz öncelikle kendi kapınızın önünü temizlemelisiniz...!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Eğitim Sistemimiz&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti, üniter bir devlet olup, eğitim dili Türkçe’dir. Ülkenin her bireyinin eğitimden eşit olarak yararlanmak en doğal hakkıdır. Bunda hiçbir kısıtlama söz konusu değildir.&lt;br /&gt;Hatta eğitimin ilk 8 yıllık İlköğretim kısmı da zorunludur. Bu uygulama, yasalarla da teminat altına alınmıştır.&lt;br /&gt;AB’nin cevvalleri ise; ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;…herkese eşit ve anadillerinde eğitim hakkı sağlanmalı…&lt;/span&gt;’ diye saçmalayıp duruyor. Ne acıdır ki; işin aslı astarı yeterince anlaşılmadan, bazı aklı evveller hemen konuya balıklama atlayıp, yazıp, söylemeye, televizyon ekranlarından döktürmeye başlıyor.&lt;br /&gt;Söylenmek istenip de açıkça söylenemeyen konu; şimdilik Kürtçe dilinde eğitim imkan tanınmasıdır. Dil altındaki baklaların birisi de; Ülkenin belirli yörelerinde, Kürtçe, Çerkezce, Tatarca, Lazca, vb dillerinde resmi eğitim yapılmasıymış!&lt;br /&gt;Nerede, bu ülkenin binlerce şehidin kanı uğruna elde edilen tam bağımsızlığı?&lt;br /&gt;Nerede, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Birliği, Bütünlüğü ve Üniter yapısı?&lt;br /&gt;Acaba, bu dillerde eğitim yapacak olanlarla konuşsak; böyle bir istekleri var mıdır?&lt;br /&gt;Elbette ki yok!&lt;br /&gt;AB kim oluyor da benim yani Türkiye Cumhuriyeti’nin, tam bağımsızlık anlayışına müdahale etme hakkını ve haddini kendinde bulabiliyor?&lt;br /&gt;Bunların böylesine pervasızca havlamalarına kimler müsaade ediyor? &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Neden?&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Sürecek&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-849952716923224826?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/849952716923224826/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=849952716923224826' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/849952716923224826'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/849952716923224826'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/06/turkiye-avrupa-birligi-iliskileri-3.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-2555105173203794275</id><published>2009-06-01T05:14:00.000-07:00</published><updated>2009-06-01T05:28:08.575-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;TÜRKİYE – AVRUPA BİRLİĞİ&lt;br /&gt;İLİŞKİLERİ&lt;br /&gt;(&lt;span style="color:#000066;"&gt;2&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;‘&lt;em&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Avrupa Birliği’nin Amacı Nedir?&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;AB Komisyonu, her yıl güz aylarında Türkiye İlerleme Raporu hazırlar ve bunu, sömürge ülkeleri muhtırası gibi de yayınlar. Bizdeki siyasi iktidarlar da; bundan sonra sözü dolandırıp, Türk Ulusu’na pembe tablolar çizme gayretine soyunur. Ülkeyi yönetenler, kendi Ulusu’nun yanında olacağına, düne kadar küfrettiği, ‘Hıristiyan Kulübü’ dediği AB’nin çıkarlarını savunur bir havaya bürünür.&lt;br /&gt;Bu, Türkiye İlerleme Raporu’na biraz değinelim:&lt;br /&gt;Raporun İçeriği; yayınlandığı tarihten itibaren gelecek rapor tarihine kadar olan dönemde yapılması istenenlerin listesini kapsar. Yani, diğer bir ifadeyle, bizden yapmamız istenen hususlardır. Sömürge Talimatnamesi de diyebilirsiniz…&lt;br /&gt;Genel hatlarıyla Türkiye’den istenen nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Anayasa tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri’ne verilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama görevinin olabildiğince törpülenmesi. Diğer bir ifadeyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sesinin kesilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Adalet Sistemi’nde, kendi arzularına uygun düzenlemeler yapılması.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;3-&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Fener Rum Ortadoks Patrikhanesi’nin ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması ve Yabancı Dini Azınlıklara ve Vakıfları’na mal edinebilme haklarının yeniden verilmesi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;4-&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Milli Eğitim’in revize edilmesi ve eğitim dilindeki Türkçe zorunluluğunun kaldırılması.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;5-&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kıbrıs konusunda Rum isteklerinin kayıtsız şartsız kabul edilmesi. Kıbrıs’ın verilip sıkıntının sona erdirilmesi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;6-&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dini topluluklara ilişkin hakların verilmesi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;7-&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ermenistan’la olan sorunların çözüme kavuşturulması. Yani, Sözde Ermeni Soykırımı’nı kabul edilmesi ve Türkiye-Ermenistan sınırının açılması.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;8-&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Irak’ın Kuzeyi’nde barındırılan ve Kürt kökenli vatandaşlarımıza da oldukça zarar veren bölücü terör örgütüyle olan sorunların giderilmesi. Yani, diğer bir ifadeyle teröristlerle masaya oturulup konuşulması ve el sıkışılması.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;…………….&lt;br /&gt;Çok özetle yazmaya çalıştığım bu konuları daha ayrıntılı açtığımızda; ortaya dosyalar, klasörler dolusu istekler çıkmaktadır. Ama, genel hatlarıyla istenenler de bunlardır. Bugüne değin birkaç kez yayınlanan Türkiye İlerleme Raporları’nda bunlar ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Siyasi irade de; bunlar üzerine kafa yormuşlar, zaman harcamışlar ve olabildiğince de gayret gösterme sevdasına düşmüşlerdir.&lt;br /&gt;Fakat asıl çığırtkanlar başkadır. Malum Raporlar yayınlanır yayınlanmaz, birden Herkes konunun uzmanı olur. Köşe yazıları, televizyon kanallarında açık oturumlar. Ortalık şamatadan, ahkam kesmelerden geçilmez. Toz duman içinde sapla saman birbirine karışır ki, ayır ayırabilirsen.&lt;br /&gt;Samimi olanlara diyecek sözüm yok. Ellerinden geleni yapmaya çalışırlar. Ama; bir de Ali Kemal ruhlular var ki; sormayın gitsin! Öyle görüşler açıklarlar ki; anlayanlar çok iyi anlıyor da, genelde bu AB çığırtkanlarının söylediklerini Türk Ulusu’nun çoğunluğu anlamaz. Zaten onların amacı da budur. Yoksa Halkımızın anlama konusunda bir sıkıntısı yok. Anlatanlar böyle yaparlar ki; ortalık daha da karışsın ve önemli bir şeyler anlatılıyormuş havası yaratılsın. Bunu yaparken de; riyakarlıkları gereği, Atatürk’ün ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Muasır Medeniyetler Seviyesine Ulaşma&lt;/span&gt;’ sözüne atıfta bulunmaktan geri kalmazlar. Hani sözüm ona, Atatürkçü gözükerek inandırıcı olacaklar ya!&lt;br /&gt;Halbuki çok önemli bir gerçek gözden kaçırılmaktadır…&lt;br /&gt;Atatürk’ün ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Muasır Medeniyetler Seviyesine Ulaşmak&lt;/span&gt;’ olarak işaret ettiği; Batı’nın, yani bize göre daha gelişmiş milletlerin bilim, sanayi, teknoloji, sanat, eğitim vb gibi hususlardaki gelişmelerinin, Ülkemiz şartlarına uygun düşebilecek kısımlarının örnek olarak alınması ve Türkiye şartlarına göre bu konularda uygun çabaların gösterilmesi esastır. Zamanla bir kısım kıt akıllılarca söylendiği gibi, Atatürk’ün bu sözünün amacı, Asla Batıcı olmak veya Batı Taklitçiliği yapmak falan değildir!&lt;br /&gt;Bunların amaçları başkadır. Çığırtkanlar da bu işin tellallığını yaparlar.&lt;br /&gt;Atatürk Türkiyesi, bir şekilde oyuna getirilmek istenmektedir. Bu bir asırlık bir rüyadır. Birileri çıkıp da akıl hocalığına boşuna soyunmasın. Altı yüzyılı aşkın bir süre, Padişahlıkla yönetilmiş bir ülkede; Ümmet iken Millet ve Teba iken de Vatandaş olma başarısını gösterebilmek uğruna bir çok cephede, nice evlatlarını, gözünü kırpmadan şehit vermiş olan Yüce Türk Ulusu, adına Avrupa Birliği denilen ve emperyalizmin, çağımızdaki en önemli maşası durumunda olan bir topluluğun, saçmalıklarına gerek kalmaksızın, kendi ayakları üzerinde ve onuruyla durabilme büyüklüğüne sahiptir ve sahip olmaya da devam edecektir! Bundan hiç kimsenin zerre kadar endişesi olmasın..!&lt;br /&gt;Türk Milleti’nin gerçek dostu sadece ve sadece kendisidir! Tarihimizin onurlu sayfalarında hak ettiği yeri almış bulunan örnekler, bunu ispatlamaya yeter de artar bile!&lt;br /&gt;Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yıllar öncesinden, sanki bugünlere atıfta bulunarak, olayın adını koymuştur:&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Paniğe kapılmaya gerek yoktur. Mevcut siyasi irade de elbet gerçekleri er veya geç görecektir. Türkiye’yi asla AB üyeliğine almayacakları, yapılanların tamamının oyalama olduğu, siyasi irade tarafından nasıl olsa bir gün öğrenilecektir.&lt;br /&gt;Umarım çok geç kalınmaz.&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Sürecek&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-2555105173203794275?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/2555105173203794275/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=2555105173203794275' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/2555105173203794275'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/2555105173203794275'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/06/turkiye-avrupa-birligi-iliskileri-2.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-3226560616492811220</id><published>2009-05-30T14:10:00.000-07:00</published><updated>2009-05-30T14:16:16.567-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;TÜRKİYE – AVRUPA BİRLİĞİ&lt;br /&gt;İLİŞKİLERİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Avrupa Birliği’ni Tanıyalım&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Uzun zamandan beri ülke gündeminden düşmeyen Avrupa Birliği(&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;AB&lt;/span&gt;) ile olan ilişkilerde halen somut sonuçlara ulaşılamamış olması oldukça düşündürücü. Yatıyoruz kalkıyoruz AB ile. Her şeyimiz AB’ye endeksli hale geldi neredeyse. Ama nedense, Türkiye Cumhuriyeti lehine bir arpa boyu bile yol alınamıyor. Sizce de garip değil mi?&lt;br /&gt;            Bunun üzerine; AB’yi, genel hatlarıyla önce bir anlatmak, sonra da Türkiye-AB İlişkileri’nin seyrini şöyle bir ortaya koymak geldi içimden.&lt;br /&gt;            Olay, 1958 yılında kurulan Avrupa Ortak Pazar’ına kadar uzanır. Ardından, 1964 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu(&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;AET&lt;/span&gt;) oluşturulmuştur. Üyelik için ilk başvuran  ülkelerden birisi de Türkiye’dir. 1990’lı yıllara gelindiğinde ise; bu isim, Avrupa Birliği ( &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;AB &lt;/span&gt;) adını almıştır.&lt;br /&gt;            AB ile yürütülen yaklaşık 50 yıllık ilişkilerimizde; adeta, havanda su döğülmüştür. Hep bizden bir şeyler istenmiş ve alınmış, ama karşılığında bize hiçbir şey verilmemiştir. Buna, söz verilenler de dahildir. &lt;br /&gt;Her defasında sudan bahaneler çıkarmışlar karşımıza. Çoğunlukla ağzımıza bir nebzecik pekmez sürüp savuşturmuşlar bizi. Siyasi iktidarlar, AB üyesi olabilme hayaliyle yanıp / tutuşmuşlar. Tam küçücük bir hedefe yaklaşıldı derken; bir başka engel konulmuş masaya.&lt;br /&gt;            Bu oyalamalarla, 1995’li yıllara gelindiğinde; &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Gümrük Birliği Antlaşması&lt;/span&gt; taslağı konmuş önümüze. Bizimkiler, ne olduğunu yeterince anlayamadan attırıvermişler imzayı anlaşmanın altına. Tabi bunu zorla yaptırmamışlar. Ancak, dönemin siyasi iktidarı, ihtiraslarının kurbanı olup, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayını dahi almaksızın, imzalayıvermiş &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Gümrük Birliği Anlaşması&lt;/span&gt;’nı.&lt;br /&gt;            Adı geçen iktidar, hiç düşünmemiş ki; söz konusu anlaşmanın, TBMM’nin onayından geçirilmemiş olması münasebetiyle geçerliliği bulunmayacağını. Yani, Gümrük Birliği Anlaşması, Türkiye açısından yasal değildir.         &lt;br /&gt;Bunca debelenmenin içinde, Türkiye’deki siyasi iktidarların  yeterince ve gerektiği şekilde duyarlı davranamadığını, aksine siyasi ihtirasları ön plana çıkardığını fark eden emperyalistler; fincancı katırlarını ürkütmemek amacıyla, Aralık-2004’te, bir yıl sonrasını, yani 3 Ekim 2005 tarihini Müzakerelere Başlama Tarihi olarak  vermişlerdir.&lt;br /&gt;            ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Aman efendim! Bu ne büyük bir zafer!&lt;/span&gt;’  Ülkede bayram havası estirilmiştir. Başbakan ve Müzakerelere Başlama Tarihi alabilme görüşmelerini sürdüren heyetin Ankara’ya gelişinde, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nce, Kızılay meydanı bayraklarla süslenmiş, davullar çalınmış, balonlar uçurulmuş, bir yığın tantana ve şamatalar yapılmış yani kendilerince zafer havası estirilmeye çalışılmıştır. Çok geçmeden gerçekler anlaşılmış ve iktidarın şapkası öne eğilmeye, kel görünmeye başlamıştır. Daha bu olayların sıcağı soğumadan, 17 Aralık 2004’teki Brüksel zirvesinde ise, Ek Protokol olarak bilinen dayatma belge getirilmiş önümüze ve Türk  Hükümeti olarak tereddütsüz imzalamışız.&lt;br /&gt;            Siyasi iktidar, Brüksel zirvesinde, Türk Ulusu’na yakışan  dik duruşu yani onurlu tavrı ortaya koyamamıştır. Eğer, gelişmelerin seyri karşısında Halkın görüşüne başvurulabilseydi; bugün meydana getirilmiş ve içinden çıkılmaz durumlarla uğraşmak zorunda kalınmayacaktı. Ama, maalesef bu yöntemi denememişlerdir bile. &lt;br /&gt;            Bu noktada, konu hakkında fikir sahibi olanlarımızdan bir kısmı, doğruları halka anlatmaya çalışmışlar. Başkaları ise; yani günümüzün Ali Kemal’leri, diğerlerini adeta yalanlayarak, işin doğrusunun, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;her ne pahasına olursa olsun&lt;/span&gt;’, kesinlikle AB üyesi olmak olduğunu ısrarla vurgulamışlar.&lt;br /&gt;Halkımız da; haklı olarak, bu iki ayrı fikir arasında daha çok şaşkınlığa düşmüştür. Çoğunluğumuz, bavulumuzu kaptığımız gibi, ver elini Roma, Paris, Londra, Viyana gibi bütün Avrupa’yı serbestçe  liman / karaman dolaşabileceğimiz hayallerine kapılmıştır. Heyhat! Buzdağının, suyun altında da önemli bir kısmının bulunduğunun fark edilmesi pek uzun sürmemiştir.&lt;br /&gt;            Siyasi iktidarı derin düşünceler sarmaya başlamış. Bir koyup üç almayı hesaplarken; şimdi yüz yüze olduğu AB Dayatmaları’nı, nasıl yenilir yutulur bir hale getirip de halka anlatacağının hesaplarını yapmaya koyulmuştur. Hamasi nutuklar gitmiş, yerini endişeler almıştır.  Özellikle Başbakan’ın,  zamanla kabadayılaşmaya varan tarzda söylemleri doldurmuştur gündemi. Tabii bu tür popülist çıkışlar iyi alkış almış, ama sorunu çözmek şöyle dursun; gerçekleri gizlemeye dahi yetmemiştir.&lt;br /&gt;            Aslında, sözü edilen AB Dayatmaları, pek hazmedilebilen cinsten de değildir zaten. Bu dayatmaların esası, yıllardır üzerinde tartışılan ve hassasiyetimiz olan konulardır. Ki, AB bunları, biraz diplomatik ve kibar ifadeyle söylemeye çalışmaktadır. Türk Ulusu olarak; bölgemizdeki konumumuz itibariyle; herkeslerin gözü üzerimizdeyken, dikkatli olmaktan öte, emperyalizmin muhtelif Bizans oyunlarına karşılık, sürekli teyakkuz halinde bulunmak gibi bir durumdayız.&lt;br /&gt;            Aksi halde, Atatürk’ün, yıllar öncesinden ifade ettiği gibi; iç ve dış güçler, bizi parçalama emelleri için alenen düğmeye basmakta, hatta gerekli adımları ivedilikle atmakta bir an bile tereddüt etmeyeceklerdir.&lt;br /&gt;Avrupa Birliği’nin bizden istediği nedir?  Ne yapmaya çalışılmaktadır?&lt;br /&gt;Sözü dolandırmadan söylemek gerekirse;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Özetle, kayıtsız şartsız tam sömürge olmayı kabullenmemiz istenmektedir.&lt;br /&gt;Amaçları, Lozan Antlaşması ile kaybettiklerini bir şekilde yeniden elde etme gayretinden başka hiçbir şey değildir. Türkiye Cumhuriyeti önce bölünüp, parçalanacak ve sonra da yok edilecektir. Bütün tezgah bunun üzerinedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Olayın arkasındaki malum güç ABD’dir. Avrupa’daki AB’nin önde gelen ülkeleri, ABD’nin maşasıdır. Bundan şüphe duyulmamalı.&lt;br /&gt;            Emperyalist sermaye amacına ulaşma konusundaki planını adım adım uygulamaktadır. Bunun için izlediği yöntem dolaylı olmuş, doğrudan olmuş hiç fark etmiyor. Hal böyle olunca da; AB’yi ilgilendiren; ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;her ne pahasına olursa olsun&lt;/span&gt;’, hedefe varmaktır.&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Sürecek&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;  Cumhuriyet Neferi&lt;br /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-3226560616492811220?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/3226560616492811220/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=3226560616492811220' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/3226560616492811220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/3226560616492811220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/05/turkiye-avrupa-birligi-iliskileri.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-5248342166508388677</id><published>2009-05-23T01:51:00.000-07:00</published><updated>2009-05-23T02:00:50.489-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;ATATÜRK&lt;br /&gt;YENİDEN SAMSUN’DA!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;(&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;8&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;22 Mayıs 2009 tarihli yazımın devamı&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;’&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;-&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;ATATÜRK’ÜN KONUŞMASI&lt;/span&gt;-&lt;br /&gt;(&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;4&lt;/span&gt;)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;“&lt;/span&gt;(…)Şu onursuzluğa, şu kişiliksizliğe, şu millete güvensizliğe, şu kavrayışsızlığa, şu cahilliğe, şu zavallılığa, şu alçaklığa ve şu hainliğe bakınız!&lt;br /&gt;Bağımsızlık düşünce ve onurundan, milli duygu ve bilinçten bütünüyle yoksun, aşağılık duygusu içindeki bu zavallı, korkak, pısırık, uşak ve dilenci ruhlu, bencil, çözüm olarak vatan topraklarını peşkeş çekmekten utanmayan, milletin ırzına, namusuna ve acısına böylesine kayıtsız olan bu insanlar gökten yağmadı, kendiliğinden böyle olmadı.&lt;br /&gt;Bu kafalar ve bu vicdanlar, konuşmamın başında kısaca anlattığım o geri ve çağdışı düzenin, çürümüş ortamın ürünüdür.&lt;br /&gt;İstanbul yönetimini bu insanlar temsil etmiştir.&lt;br /&gt;Buna karşılık, uyanık anne babaların eğittiği, yeni, farklı, çağa açık eğitim kurumlarında yetişmiş olan ya da aklını kullanan, kendini yetiştiren yurtsever insanlar bu düzenin ve ortamın etkisi dışında kalmayı başarmışlardır. Bunların çok büyük çoğunluğu Milli Mücadele safında yer alacaklardır. Türkiye’yi bunlar kurtarmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şimdi burada durup şu soruya yanıt arayalım:&lt;br /&gt;Zaferden sonra ne yapmalıydı?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İki yol vardı.&lt;br /&gt;Birinci yol,&lt;/span&gt; TBMM’ni ve Ankara hükümetini dağıtıp yeniden İstanbul yönetimine bağlanmaktı. Ama bu kafa ve vicdanlarla nereye varılabilirdi? Uzun uzun düşünmeye gerek yok. Nereye varılabileceğini Osmanlı Devleti’nin son 150 yılı ve Milli Mücadele yılları açıkça göstermektedir. Bu kafanın ve vicdanın Sevres Andlaşması’nı imzalamış olduğun, Ankara’ya kabul ettirmek için de çabaladığını hatırlamak yeter.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İkinci yol ise,&lt;/span&gt; yüz binden fazla asker ve sivil kayıp vererek, dört yıl gözyaşı, göz nuru, ter ve kan dökerek kavuştuğumuz bağımsızlığımızı bir daha yitirmemek, bu acı günleri bir daha yaşamamak, bir daha ayak altında kalmamak, bir daha yenilmemek, ezilmemek, sömürülmemek, horlanmamak, insan gibi yaşamak için, kısacası hızla ilerlemek ve çağdaş uygarlığı paylaşmak için, yeni insanlardan oluşan yeni bir toplum ve yeni bir devlet kurmaktı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Haklı olarak ikinci yol seçilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Cumhuriyet, fikri ve vicdanı hür, bilinçli, bilime saygılı, yurtsever, onurlu, bedence ve ruhça sağlıklı, çağdaş, sanatsever, hurafelerden, yobazlıktan ve bağnazlıktan uzak, hoşgörülü, yeni insanı ve yurttaşı yaratmayı amaçlamıştır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bütün devrimlerin, kararların, yeni kurumların amacı budur!&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Sevgili Yurttaşlarım!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu uzun ve zor yıllar boyunca, içeriye dönük tek sorunumuz Milli Mücadele’ye karşı tavır almış olan bu insan taslaklarından ibaret değildir. Tarihten gelen bir çok zaafımız, yetersizliğimiz daha ortaya çıktı. Bir yandan savaşıyor, bir yandan da bir daha bu duruma düşmemek için ne yapmak gerektiğini düşünüyor, tartışıyor, araştırıyor, köklü, kalıcı, kurtarıcı çözüm yolları arıyorduk. Askeri zafer bir son değil, bir başlangıçtır. Bir daha bu hale düşmemeyi sağlayacak çözümler bulunmaz ve uygulanmazsa, zafer boşa giden bir çırpınış olurdu.&lt;br /&gt;Çözümleri, yaşadığımız hayatın içinden çıkardık. Hiçbiri sebepsiz değildir, hepsi hayat kadar güçlü gerçeklere dayanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Bu yüzden;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;-Saltanatı kaldırıp Cumhuriyeti ilan ettik;&lt;br /&gt;-Dinle devleti birbirinden ayırdık, laikliği benimsedik;&lt;br /&gt;-İnananları, Allah’ı ve inancı ile baş başa bıraktık;&lt;br /&gt;-Dinin siyasete alet edilmesini engelledik;&lt;br /&gt;-Tarikatları, tekkeleri, dergahları, çağın çok gerisinde kalmış olan medreseleri ve dinsel mahkemeleri kapattık;&lt;br /&gt;-Eğitimi millileştirip çağın ve ülkemizin gereklerine göre düzenledik, bize özgü eğitim ve kültür kurumları kurduk;&lt;br /&gt;-Ümmet döneminden millet dönemine geçtik;&lt;br /&gt;-Akla ve vicdana özgürlüğünü verdik, bilimin önünü açtık, aydınlanmayı başlattık;&lt;br /&gt;-Son yüz elli yıl içinde iliğimize işlemiş olan aşağılık duygusunu yendik;&lt;br /&gt;-Kadınlar yarı köle durumundaydı, kadın-erkek eşitliğini sağladık.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Kısacası;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;-Ölüyorduk, dirildik;&lt;br /&gt;-Kulduk, vatandaş olduk;&lt;br /&gt;-Yarı sömürgeydik, Tam Bağımsızlığa kavuştuk;&lt;br /&gt;-Çağdışıydık, çağı yakaladık;&lt;br /&gt;-Dünyaya kapalı bir toplumduk, dünyaya açıldık;&lt;br /&gt;-İkinci sınıf bir devlet muamelesi görürken, milletler ailesinin eşit bir üyesi olduk;&lt;br /&gt;-Her yerde ve her düzeyde saygı gördük;&lt;br /&gt;-Uygar dünyanın kamuoyu karşımızdaydı, yanımızda yer aldı;&lt;br /&gt;-Milli ekonomi ve planlı kalkınma dönemini açtık;&lt;br /&gt;-Batı on yıl tek kuruş kredi vermediği halde, dürüst ve bilinçli bir yönetim sayesinde sanayi dönemini başlattık;&lt;br /&gt;-Birçok fabrika kuruldu;&lt;br /&gt;-Osmanlı Devleti borca batıktı, bütün borçlarını son kuruşuna kadar ödedik;&lt;br /&gt;-Kıt kanaat geçindik ama tüm yabancı kurumları ve demiryollarını millileştirdik;&lt;br /&gt;-Yeni demiryolları yaparak yurdun batısıyla doğusunu, kuzeyiyle güneyini birleştirdik;&lt;br /&gt;-Sanata, kültüre, spora büyük önem verdik;&lt;br /&gt;-Onurlu, bağımsız bir dış politika izledik;&lt;br /&gt;-Bütün komşularımızla dostça ilişkiler kurduk.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Sevgili Yurttaşlarım!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Türkiye, İkinci Dünya Savaşı başladığı zaman, ağır sanayisini kurmuş, denizaltı ve küçük uçaklar yapabilen, gelişen, çağdaşlaşma ve milletleşme yolunda hızla ilerlemiş, tam bağımsız, borçsuz, geleceğe büyük umutlarla bakan, başı dik bir ülkeydi.&lt;br /&gt;Şunu da ekleyeyim:&lt;br /&gt;Daha 1924’te, rejim henüz bir yaşındayken, yeni bir parti kurulmuştu. Ama yazık ki din sömürüsü dış etkenler hemen devreye girdi. Şeyh Sait ayaklanması başladı. Bu parti Cumhuriyet Hükümeti’nce kapatıldı. 1930’da hevesle çok partili hayatı başlatmak istedik. Din yine siyasete alet edilip yer altına kaymış olan irtica başını kaldırınca, bu parti de, namuslu kurucuları tarafından feshedildi.&lt;br /&gt;Bizden sonrakilerin, aydınlanmayı sürdüreceği, ekonomik ve sosyal kalkınmayı birlikte götüreceği, eksikliklerimizi tamamlayacağı, demokrasiyi yerleştirip geliştireceği ümit edilirdi.&lt;br /&gt;Ama ne yazık ki ümitlerimizin çoğu gerçekleşmedi.&lt;br /&gt;İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çok partili hayata geçilir geçilmez din yine siyasete alet edildi. Oy için devletin temelleri zayıflatıldı, kamu yararları ihmal ve imkanlarımız çarçur edildi. Az çok birbirine benzeyen iktidarların yönetiminde bugünlere geldik.&lt;br /&gt;Kaç zamandır Türkiye’de o uğursuz Mütareke dönemini andıran bir durum var:&lt;br /&gt;Damat Ferit kafasıyla Kurtuluş Savaşı’nı karalamaya, küçültmeye çalışan yalancılar, sahte tarih imalcileri, dolaylı-dolaysız Sevres’i savunmaya cüret edenler, Cumhuriyet düşmanları, her uygarca atılımı, her milli değeri örselemek ve karalamak için yırtınanlar; neredeyse bütün komşularımızla sorunlar; ikiye bölünmüş, millilik niteliği örselenmiş, yetersiz bir eğitim; hızlı işlemeyen bir adalet, donatımsız üniversiteler, gerektiğinden çok fazla imam okulları, iki ayrı kaynaktan yetişen bölünmüş bir gençlik, işsizlik, yüksek enflasyon, iç ve dış borç, Duyun-u Umumiye yerine IMF, kapitülasyonları canlandırma girişimleri, Batının kapısı önünde lütuf beklemeler, çeteler, soyguncular, yağmacılar, ülkeyi bölü parçalamaya çalışanlar, yaygın bir terör, silahlı-silahsız şeriatçılar, ümmetçiler, Arapçılar, Osmanlıcılar, körü körüne Batıcılar, Batılı olmayı rezilce yaşamak sananlar, Vahidettinciler, yobazlar, din tüccarları ve aktörleri, yeniden canlandırılan tarikatlar, tekkeler, dergahlar, cemaatler, şeyhler,sarıklar, takkeler, çarşaflar, peçeler, türbanlar…&lt;br /&gt;Gözlerini kameraya dikti.&lt;br /&gt;Şimdi, eski, yeni bütün siyasetçilere, yöneticilere ve bunlara destek verenlere soruyorum. Tarihten hiç mi ders almadınız? Elli yılda devleti ve milleti bu hale getirmeyi nasıl başardınız? Milli Mücadele’ye, Cumhuriyet’e, çağdaşlığa, laikliğe, dolaysıyla demokrasiye, aydınlanmaya karşı olan bu kafalar ve bu kalemler, neden ve nasıl yeniden üredi ve türedi?&lt;br /&gt;Düşünün!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Sevgili Yurttaşlarım,&lt;br /&gt;Siz de düşünün!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hepinizi sevgi ve saygı ile selamlarım.&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Değerli Dostlar,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Atatürk’ün, bu ziyareti esnasında bundan başka konuşmaları da oldu. Bunları da yine TRT ekranlarından Türk Ulusu’na seslenerek yaptı. Konuşmaların hepsi bir öncekinden çok daha etkiliydi. Her konuşmanın ardından Halk sokaklara döküldü, &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Onuncu  Yıl&lt;/span&gt; ve &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağ Başını Duman Almış&lt;/span&gt;  marşlarını, aralıksız ve hep birlikte söylemeye başladılar. Yer gök inliyordu sanki. Türkiye’de tarih bir mucizeye  daha tanıklık ediyordu.&lt;br /&gt;Atatürk, daha sonra, dönemin siyasetçileri ile görüşmeler yaptı. Kendisiyle görüşülecek kişi Çankaya’ya çıkıyor, Atatürk’ün yanındakiler ilgiliyi adeta sorguya çeker gibi sorular sorup, gerektiğinde acımasızca da eleştiriyorlardı. Atatürk de; aynı kişiyle son konuşmayı yapıyordu… Konuşmadan çıkan siyasetçilerin hemen tamamının yanakları alı al, moru mor olmuş vaziyette idi. Kolay değildi elbet… Bir dönemin hesabını veriyorlardı sanki…&lt;br /&gt;Takdir edilebileceği gibi bunları ve bütün ayrıntıları yazmak mümkün değil. Onun için de bu yazı dizisini burada bitiriyorum.&lt;br /&gt;Bu konuda beni hoş görebileceğinizi umuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;  Cumhuriyet Neferi &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-5248342166508388677?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/5248342166508388677/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=5248342166508388677' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/5248342166508388677'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/5248342166508388677'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/05/ataturk-yeniden-samsunda-8-22-mays-2009.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-5197400440166207893</id><published>2009-05-22T01:10:00.000-07:00</published><updated>2009-05-22T01:25:48.184-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;ATATÜRK&lt;br /&gt;YENİDEN SAMSUN’DA!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;(&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;7&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;20 Mayıs 2009 tarihli yazımın devamı&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;’&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;-&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ATATÜRK’ÜN KONUŞMASI&lt;/span&gt;-&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;(&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;3&lt;/span&gt;)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;“&lt;/span&gt;(…)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;İngiliz Muhipleri Derneği Başkanı,&lt;br /&gt;Adliye Nezareti Müsteşarı ve yazar Sait Molla:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘(İngiliz askeri ataşesine) &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İngiltere Osmanlı Devleti’nin yönetimine el koyarsa, saltanat ve hilafetin İngilizlerin elinde bulunduğunu gören Mısır ve Hindistan Müslümanlarının da İngiltere’ye dost olmanın gereğine inanacakları..&lt;/span&gt;’(5 Mayıs 1919)&lt;br /&gt;‘(Belediyelere genelge) &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İngiliz mandası istediğinizi bütün İtilaf temsilcilerine, hükümete ve gazetelere bildiriniz!&lt;/span&gt;’(23.05.1919)&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Milli hareket boşa gitmeye mahkumdur.&lt;/span&gt;’(1.05.1920)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Jandarma Genel Komutanı Kemal Paşa:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yunanla çarpışmaktan vazgeçiniz. Zira bu teşebbüsünüz beyhudedir.&lt;/span&gt;’(3.08.1919)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Fransız ve Ermenilere karşı güneyde direnişe geçilmiştir. Bunun üzerine; İstanbul Hükümetinin Adana Valisi Abdurrahman’ın demeci:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ayaklanmak için sebep yoktur. Fransızlar bizim iyiliğimizi istiyorlar.&lt;/span&gt;’(5.11.1920)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;İstanbul Hükümetinin İzmir Valisi Kambur İzzet’in genelgesi:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yunan kuvvetlerinin özel bir tören ve saygı ile karşılanması..&lt;/span&gt;’(26.05.1919)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;İstanbul Hükümetinin Balıkesir Mutasarrıfı Aznavur Ahmet:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Padişah Yunanlılara karşı harp edilmesine razı değildir. Yunanlılar bizim dostumuzdur. Padişahın emir ve rızası hilafına olarak, onlara silah çekmek küfürdür, isyandır.&lt;/span&gt;’(1920)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Gerede isyanı öncülerinden Divitli Eşref Hoca:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İngilizlere meydan okuyoruz. Bu en büyük küfürdür.&lt;/span&gt;’(1920)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Konya’da isyan eden Delibaş Mehmet’in tellalı:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Halifenin müttefiki olan İngilizler Pınarbaşı’na doğru geliyorlar. Onlarla birlik olup Kuva-yı Milliyecileri yeneceğiz!&lt;/span&gt;’(1920)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Konya isyanı öncülerinin halka söylediklerinden bir örnek:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kim milliyetçilerle birlikte Yunana karşı giderse, şer’an kafirdir!&lt;/span&gt;’(1920)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Konya’nın 27 köyünün eşrafının, İngiliz temsilcisine başvurusu:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Milliyetçileri ezmek için İngiliz hükümetinin bize yardım elini uzatması..&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;(28 Ekim 1920)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;İslamı Yüceltme Derneği’nin bildirisi:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yunan ordusu Halife’nin ordusu sayılır. Hiç de zararlı bir topluluk değildir. Asıl kafası koparılacak mahlukat Ankara’dadır.&lt;/span&gt;’(1920)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Cemiyet-i Müderris’in (&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Medrese  Hocaları Derneği&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;) bildirisinden:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kuva-yı Milliyeciler kudurmuş haydutlardır.&lt;/span&gt;’(1920)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Şeyhülislam Mustafa Sabri’nin başkanlığındaki Anadolu Cemiyeti adlı Vahidettin’ci örgüt, İstanbul’daki Yunan Yüksek Komiserliği ile görüşmelere girişir. Bir de yazılı öneri verir. Bu öneriden bazı maddeler:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Amaç, Ankara Hükümeti’ne karşı, Yunanistan’ın yardımıyla, Sultan’ın ve Yunanistan’ın himayesi altında bir Batı Anadolu Devleti’nin kurulmasıdır… Kemalist kuvvetler bastırılacak, bütün Anadolu M. Kemal’in elinden kurtarılacak… Bunun için kurulacak gönüllü Anadolu Ordusu’nun talim ve silahlandırılmasından Yunan başkomutanı sorumlu olacak, bir miktar Yunan subayının bu orduya katılması sağlanacak… Yunanistan, masraflarını karşılamak üzere, cemiyete yüz bin Türk Lirası verecek..&lt;/span&gt;’(9.12.1921)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;İngiliz Yüksek Komiserliği’ne verilen 76 imzalı muhtıradan:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ankara şeflerinin ve Büyük Meclis adı verilen meclis üyelerinin çoğu, müttefik devletlerin cani olarak tutuklanmasını istedikleri kimselerdir.. Son savaşın galipleri, bu yabancı ve maceracı çeteyi bertaraf etmelidir.&lt;/span&gt;’ &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bu muhtırada imzası olanlar:&lt;br /&gt;Fatih, Süleymaniye ve Beyazıt  medreseleri adına 9(Dokuz) kişi, Kadiri ve Rufai tarikatları adına 10(On) kişi, İstanbul Yönetimi adına Rıza Tevfik ve 13(On üç) kişi, Anadolu eşrafı diye anılan ve Yıldız’da misafir edilen 44(Kırk dört) kişi.(12.05.1922)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;İzmir Belediye Başkanı Hacı Hasan Paşa’nın, Ege’de Yunanistan’a bağlı uydu İyonya devletinin ilanı üzerine demeci:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Her cins ve mezhepteki halkın mutluluğuna yönelmiş bu düzenden dolayı, İzmir Müslümanları adına Yunanlılara teşekkür ederim!&lt;/span&gt;’(8 Ağustos 1922)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Çerkez Ethem’in Yunan uçaklarıyla Türk Cephesine atılan bildirisi:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kardeşlerim! Yunanlıları pek iyi tanırım. Dinimizi, namusumuzu, hürriyetimizi ve malımızı müdafaa ediyorlar… Yunan ordusu şehirlerinizi ve köylerinizi işgal ettiği zaman korkmayınız. İşgal edilmiş yerlerde hüküm süren asayiş ve hürriyetten siz de yararlanacaksınız.&lt;/span&gt;’(27.03.1921)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Adana Renin Gazetesi’nden:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Mustafa  Kemal Paşa Anadolu’da bir hareket-i milliye vücuda getirmeye çalışıyor. Bu ne çocukça hayaldir. Bütün cihanın kuvvetine karşı, harpten ezilmiş olan zavallı Anadolu’nun kuvveti ile kafa tutmanın ne hükmü olabilir?&lt;/span&gt;’(11.10.1919)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Yazar avukat Lütfi Fikri:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İngiltere’ye düşmanlık, hatta çekingen davranmak, bize hüsrandan başka bir şey getirmez..&lt;/span&gt;’(13.11.1919)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Yazar ve Nazır Ali Kemal:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Düşmanlar, Teşkilat-ı Milliye’den bin kere daha iyidir.&lt;/span&gt;’(23.04.1920)&lt;br /&gt;‘(Ankara’dakilerin) &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yunanlılara hala meydan okumalarına, çılgınlıktan başka bir sıfat verilemez. Yunanlılarla aramızda akılca da, ilimce de, kuvvet bakımından ve her açıdan bu kadar fark varken, onlarla muharebeye girişilemez.&lt;/span&gt;’(7.08.1920)&lt;br /&gt;‘(Kars’ın geri alınması üzerine) &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Demek ki işlemediğimiz bir hata kalmıştı. Ermenistan’a taarruz ile onu da tamamladık(…) Ankara yaranı nihayet meramlarına erdiler. Ermenistan’a yürüdüler. Kars’ı işgal ettiler.&lt;/span&gt;’(17 Ekim- 11 Kasım 1920)&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Avrupa ile başa çıkmayı asırlardan beri Asya’nın hangi kavmi başardı ki biz başarabilelim?&lt;/span&gt;’(6.02.1921)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Yazar Hafız İsmail:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bilmiyorlar ki İngiltere tehdide gelmez.&lt;/span&gt;’(5.03.1920)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Yazar Refi Cevat Ulunay:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Türkler kendi güçleri ile adam olamaz. İngilizler elimizden tutarak bizi kurtaracak.&lt;/span&gt;’(21.05.1919)&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İstiklal diye bağıranlar kötü niyetlidir.&lt;/span&gt;’31.08.1919)&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Tek çarenin galiplerle uyuşmak ve anlaşmak olacağı, bu kafasızlarca ne zaman anlaşılacak?&lt;/span&gt;’(23.03.1920)&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Milli hareketi yok etmek, millet için var olma meselesidir… O alçaklara karşı çıkanlar, dine, Halifeye ve millete unutulmaz hizmette bulunmuş olacaklardır.&lt;/span&gt;’(4.04.1920)&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yunanistan, kısa zamanda Mustafa Kemal kuvvetleri denen çapulcuları tamamen tepeleyecektir.&lt;/span&gt;’(8.09.1920)&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Anadolu ile değil Yunanistan’la anlaşmalıyız.&lt;/span&gt;’(15.10.1920)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Edirne Te’min Gazetesinden:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Müftü Hilmi efendi, Selimiye camiinde, hürriyetin ve adaletin saygıdeğer temsilcisi olan Venizelos hazretlerinin sağlığı için güzel bir dua okumuş ve hazır bulunanlar şükran duygularını belirterek duaya katılmışlardır.&lt;/span&gt;’(13.08.1820)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Yazar Hakkı Halit:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ankara’nın istiklal-i tamcıları kimi aldatıyorlar? İstiklal-i tamın mümkün olmadığını bu beylerin, paşaların bilmeleri lazım.&lt;/span&gt;’(16.06.1921)&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Sürecek&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;  Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-5197400440166207893?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/5197400440166207893/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=5197400440166207893' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/5197400440166207893'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/5197400440166207893'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/05/ataturk-yeniden-samsunda-7-20-mays-2009.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-4031219449203112213</id><published>2009-05-20T08:58:00.000-07:00</published><updated>2009-05-20T09:12:10.632-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;ATATÜRK&lt;br /&gt;YENİDEN SAMSUN’DA!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;(&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;6&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;19 Mayıs 2009 tarihli yazımın devamı&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;-&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ATATÜRK’ÜN KONUŞMASI&lt;/span&gt;-&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;(&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;2&lt;/span&gt;)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;“&lt;/span&gt;(…) Peki, bütün bu olaylar ve gelişmeler yaşanır, millet kan içinde yüzer ve kan ağlarken, İstanbul yönetimi ne yaptı dersiniz?&lt;br /&gt;Yer yer direnişe geçen halka, hiç olmazsa el altından cesaret ve destek mi verdi?&lt;br /&gt;Hayır!&lt;br /&gt;Bu kanlı oyunu sahneye koyan galiplere karşı ciddi bir tepkide mi bulundu?&lt;br /&gt;Hayır!&lt;br /&gt;Bu kıyımları duyurup da dünya kamuoyunu mu aydınlattı?&lt;br /&gt;Hayır!&lt;br /&gt;Padişah protesto olarak tahtından mı çekildi?&lt;br /&gt;Hayır!&lt;br /&gt;İstanbul yönetimi, kısa süren bir kararsızlıktan sonra, bu direnişe karşı çıkmayı kararlaştıracak ve Milli Mücadele’ye son vermek için harekete geçecektir.&lt;br /&gt;Kısacası, hem milletin namusunu, canını, onurunu korumayacak, hem de bu amaçla direnip çırpınanları engelleyip dağıtmaya çabalayacaktır. Kuva-yı Milliye’yi asi, Milli Mücadele’yi isyan olarak niteler. İstanbul yönetimi, İngilizden daha İngilizci, Yunandan daha Yunancı bir yönetimdir. Başta da Padişah-Halife Vahidettin!&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Sevgili Gençler!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Belki de inanmakta güçlük çekiyorsunuz. Haklısınız. Kim işgalcilere yaranmak, kokuşmuş bir düzeni ve yerini korumak için milletine ve devletinin geleceğine bu kadar kayıtsız kalır, nasıl bu kadar hain olabilir? Bu anlayışın daha da acı örneklerini az sonra göreceğiz.&lt;br /&gt;Şimdi İstanbul yönetiminin Yunan yayılmasının sürdüğü bu dönemin ilk dört ayı ile ilgili bazı açıklama ve kararlarını özetlemek istiyorum.&lt;br /&gt;Hükümet, 24 Mayıs 1919 günü İstanbul’da işgali protesto için yapılacak mitingleri yasaklar.&lt;br /&gt;            Dahiliye Nezareti yani İçişleri Bakanlığı 18 Haziran 1919 günlü genelgesiyle, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Müdafaa-yı Hukuk gibi milli örgütlerin telgraflarının çekilmesini yasaklar ve Kuva-yı Milliye’nin dağıtılmasını&lt;/span&gt;’ emreder.&lt;br /&gt;            Hükümet, 21 Haziran 1919 günü bir genelgeyle mülki ve askeri makamlardan, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;milli örgütlerin kurulmasına asla imkan verilmemesini ve girişimde bulunanlar hakkında şiddetli kovuşturma yapılmasını&lt;/span&gt;’ ister.&lt;br /&gt;            Dahiliye Nazırının 26 Haziran 1919 günlü genelgesi: ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yunan işgali, ne kadar gaddarane ve ne kadar haksız olursa olsun, mukavemet edilmemesi. Biz bugün Yunan veya İtalyan, herhangi bir devletle olsun, savaşa giremeyiz. Ordudan verilecek emirleri dinlemeyiniz!&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;            Sadrazam Damat Ferit, Erzurum Kongresi’ni yasa dışı ilan eder ve 20 Temmuz 1919 günlü emriyle, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Padişahın arzu ve iradesine aykırı olan bu hareketin engellenmesini&lt;/span&gt;’ emreder.&lt;br /&gt;            Dahiliye Nazırı 8 Ağustos 1919 günü şu açıklamayı yapar: ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İzmir’de çete teşkil edenleri dağıtmak için icap ederse askeri kuvvete başvuracağız.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;            Damat Ferit hükümeti 8 Ağustos 1919 günü, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Teşkilat-ı Milliye adı altında toplanan kuvvetlerin gecikilmeksizin dağıtılması&lt;/span&gt;’ için emir verir.&lt;br /&gt;            Dahiliye Nazırlığı 13 Ağustos’ta, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Balıkesir Kongresi’nin dağıtılmasını, Alaşehir Kongresi’nin engellenmesini&lt;/span&gt;’ ister.&lt;br /&gt;            Dahiliye ve Harbiye Nazırları, 3 Eylül 1919 günü Sivas Kongresi’nin dağıtılması için Elazığ ve Ankara Valileri’ni görevlendirirler.&lt;br /&gt;            Damat Ferit, 13 Eylül 1919’da, İngiliz Yüksek Komiseri Amiral De Robeck’ten, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Milli hareketi ezmek için  ya bir Türk kuvvetinin gönderilmesine izin verilmesini ya da Müttefiklerin stratejik noktaları işgal etmelerini&lt;/span&gt;’ ister.&lt;br /&gt;            Direnişi söndürmek için soruşturma ve nasihat kurulları kurulup Anadolu’ya gönderilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Bu olaylar karşısında Vahidettin’in tutumu nedir?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;            O da 20 Eylül 1919’da yayımladığı bir beyanname ile hükümetin bu karar ve icraatını savunacak ve bütün milli girişim ve etkinlikleri kınayacak, Damat Ferit hükümetine güvenilmesini isteyecektir.&lt;br /&gt;            Bu engellemeleri, hükümetin, Hürriyet ve İtilaf Partisi’nin ve İngilizlerin kışkırttığı ve desteklediği olaylar ve sayısı ileride daha da artacak olan ayaklanmalar izleyecektir:&lt;br /&gt;            Eylül ve Ekim’de birinci Bozkır Ayaklanması, Ekim ve Kasım’da birinci Aznavur Ahmet Ayaklanması ile ikinci Bozkır Ayaklanması patlak verir.&lt;br /&gt;            Damat Ferit, tek kurşuna bile muhtaç olduğumuz bu dönemde, İngilizlere yaranmak için 90 bin sandık cephaneyi denize döktürür.&lt;br /&gt;            İstanbul yönetiminin yaptığı kötülük ve hainlikler bu kadar değildir. Devamını yeri geldikçe aktaracağım.&lt;br /&gt;            Millet, teslimiyetçi ve işbirlikçi İstanbul yönetimini dinleyip de milli örgütleri kapatsa, silah bıraksaydı Türkiye’nin geleceği nasıl olurdu acaba?&lt;br /&gt;            Düşünmek bile insana acı veriyor.&lt;br /&gt;            Milli Mücadele dört yıl kadar sürdü.Yüz binden fazla asker ve sivil kayıp verdik. Askere alınanlara üniforma, süngü, çarık, matara, kimi zaman yiyecek bile sağlayamıyorduk. Askerin büyük bölümü geldiği kıyafetle savaştı. Yoksulluk içinde, sırasında çıplak yumrukla, acı çeke çeke ama inançla, umutla dövüşüldü ve sonunda uçurumun kıyısından dönüldü.&lt;br /&gt;            Canını, kanını, emeğini ve göz nurunu sebil ederek kurtuluşumuzu sağlayan herkesi saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Sevgili Yurttaşlarım!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;            Bu kadar haklı, meşru ve kaçınılmaz olan Milli Mücadele’ye karşı olanların, baltalamaya çalışanların başında, tahtını koruyabilmek için işgalci İngilizlerle işbirliği yapan son padişah Vahidettin vardır. Vahidettin’in hain olduğunu anlamak için biraz tarih bilgisi ile ortalama bir zeka ve sağduyu yeter. Vahidettin konusuna ileride daha ayrıntılı olarak değineceğim.&lt;br /&gt;            Vahidettin’in siyasetini paylaşanların başında beş kere sadrazamlığını yapan Damat Ferit yer almaktadır. Sonra bazı saraylılar, bakanlar, bazı milletvekili ve ayan üyeleri, bazı Osmanlı paşaları ve subaylar, bazı yöneticiler, bazı memurlar, işbirlikçi Şeyhülislam Mustafa Sabri ve Kuva-yı Milliye aleyhine fetva veren Şeyhülislam Dürrizade Abdullah ile bazı din adamları, medrese hocaları, şeyhler, yobazlar, Hürriyet ve İtilaf adlı dinci ve işbirlikçi partinin birçok yöneticileri ve yerel temsilcileri, bunların ve işgalcilerin emrinde Milli Mücadele’ye silahla karşı duran hainler; ayrıca emperyalizmle başa çıkılamayacağını sanan, Batı karşısında ellerini kavuşturarak ve oğuşturarak durmaya alışmış, milli bilinci ve bağımsızlık düşüncesi gelişmemiş, aşağılık duygusu içindeki ufuksuz yazarlar, aydınlar, yarı aydınlar, çeyrek aydınlar; işgalcilerin de desteği ile yurdu parçalamak isteyen bir kısım bölücüler ve işgalcilerle işbirliği yapmakta çıkarı olanlar.&lt;br /&gt;            Ayrıca bu kimselerin etkisinde olan ve kalan cahil, safdil ve gafil kişiler ile yılgınlar ve kararsızlar da vardı ama bunların çoğu kısa sürede uyanacak, namus ve bağımsızlık bayrağı altında yer alacaklardır.&lt;br /&gt;            Sizlere, bu ihanet ve gaflet cephesinden belli başlı kişilerin bazı sözlerini aktarmak istiyorum. Çok gerekmedikçe yorum yapmayacağım. Bu sözlerin arkasındaki sefil anlayışı kavramaya çalışacağınızı umuyorum. Lütfen dikkatle dinleyiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            &lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Veliaht ve son Halife Abdülmecit:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;            ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Anadolu’daki hareket haince, cahilce ve canavarcadır.&lt;/span&gt;’(8.08.1920)&lt;br /&gt;            ‘(Morning Post adlı İngiliz gazetesine demeci) &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bizi kendi tarafınıza çekerek, Türk Halifesinin dini nüfuzunu, İmparatorluğunuz dahilinde sulh ve sükun lehine kazanmakta menfaatiniz vardır.&lt;/span&gt;’(2.01.1921)&lt;br /&gt;            Halifeliği İngilizlere açıkça peşkeş çekiyor, İngiliz hizmetine vermeyi teklif ediyor. Bu anlayışın daha da koyusunu Vahidettin’de göreceğiz.&lt;br /&gt;            ‘(Le Galois gazetesine demeci) &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Müttefikler beş yıl için İzmir’i yirmi beş yıl için Trakya’yı işgal etmeli.&lt;/span&gt;’(7.01.1921)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            &lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Sadrazam Damat Ferit:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;            ‘(Mr. Hohler’e) &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bütün umudumuz Allah’ta ve İngiltere’de.&lt;/span&gt;’(5.03.1919)&lt;br /&gt;            ‘(Amiral de Robeck’e) &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Programım milli hareketi silahla bastırmaktır.. Aznavur kuvvetleri için silah istiyorum.. Tamamiyle İngilizlere uygun yol izleyeceğiz..&lt;/span&gt;’(7.04.1920)&lt;br /&gt;            ‘(Amiral de Robeck’e) &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Mustafa Kemal’e karşı Kürtleri birlikte kullanalım.&lt;/span&gt;’(28.07.1920)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            &lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Sadrazam Tevfik Paşa:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;            ‘(Y. Komiser Amiral Calthorpe’un raporundan) &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;Tevfik Paşa,&lt;/span&gt; ‘İngiltere ile gizli bir anlaşmaya varılarak, Osmanlı Devleti’nin kalan ülkesinin birliğinin ve İngiltere’ye bağlılığının sağlanmasını’ &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;istedi.&lt;/span&gt;’(6.06.1919)&lt;br /&gt;            ‘(Ankara’ya yollanan &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;A. İzzet Paşa kuruluna verdiği talimat) Ankara Sevres Anlaşmasını kabul etmelidir.&lt;/span&gt;’(4.11.1920)&lt;br /&gt;            ‘(Bakanlar Kurulunda) &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Anadolu’yu boşaltmaları karşılığında, Trakya(yani Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli) Yunanlılara bırakılabilir.&lt;/span&gt;’(19.09.1921)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;           &lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt; Sadrazam Salih Paşa:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İngiltere’ye direnip durmak gereksiz ve tehlikelidir.&lt;/span&gt;’(20.08.1921)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            &lt;span style="font-size:180%;"&gt;Hariciye Nazırı Mustafa Şerif Paşa:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;            ‘(İngiliz Ordu Komutanı General Milne’e) &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kendim, kabinedeki arkadaşlarım, Sultan ve geniş bir halk kitlesi adına katiyet ve ciddiyetle temin ederim ki umumun arzusu, İngiltere tarafından idare edilmekliğimizdir.&lt;/span&gt;’ (16.12.1918)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;           &lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt; Adliye Nazırı Ali Rüşti’nin demeci:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;            ‘(Yunan ordusunun 22 Haziran 1920’de Bursa ve Uşak’a doğru harekete geçmesi üzerine) &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;General Paraskevopulos’un ordusu,  şimdi sürat ve şiddetleharekata devam eyleyecek olursa, birkaç haftada Ankara surları önünde bulunacaktır. Yunan ordusunun başarısı için dua ediniz! Bu ordu, bizim ordumuzdur.&lt;/span&gt;’(12.97.1920)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            &lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Hariciye Nazırı Sefa Bey:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;            ‘(İngiliz Y. Komiseri Rumbold’a) &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hükümet Ermenilere toprak verilmesini kabul ediyor..!&lt;/span&gt;’ (29.01.1921)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            &lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;Nazır Rıza Tevfik:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;            ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Anadolu direnişi bir blöftür. Avrupa medeniyeti Anadolu’yu bu zararlı haşereden temizleyecektir.. Hüküm galibindir.. Medeniyeti temsil eden İngiltere gibi bir devlete itiraz etmek küstahlıktır.&lt;/span&gt;’(1920) &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Sürecek&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;  Cumhuriyet Neferi&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-4031219449203112213?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/4031219449203112213/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=4031219449203112213' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/4031219449203112213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/4031219449203112213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/05/ataturk-yeniden-samsunda-6-19-mays-2009.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-4660712855695149815</id><published>2009-05-19T08:58:00.000-07:00</published><updated>2009-05-19T09:04:14.446-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;ATATÜRK&lt;br /&gt;YENİDEN SAMSUN’DA!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;(&lt;/span&gt;5&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;18 Mayıs 2009 tarihli yazımın devamı&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt; Bir önceki yazımdan hatırlayacağınız üzere, Atatürk Ankara’ya gelmiş ve Çankaya’ya ulaşmıştır. Arkadaşlarıyla beraber küçük Köşk’e yerleşmiş ve aynı gün akşamı, TRT’den Türk Ulusu’na bir konuşma yapacağını bildirmiştir.&lt;br /&gt;TRT’nin spikeri Nermin Tuğuşlu anonsunu yapmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Atatürk’ün konuşmasını aktarıyorum:&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;ATATÜRK’ÜN KONUŞMASI&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;-&lt;br /&gt;(&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;1&lt;/span&gt;)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Sevgili Yurttaşlarım!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; Hepinizi sevgilerle kucaklıyorum.&lt;br /&gt;Yeniden aranızda olmanın, sizlere seslenebilmenin sevinci içindeyim. Coşkun sevgi gösterileriniz için yürekten teşekkür ederim. Beni ve arkadaşlarımı mutlu ettiniz.&lt;br /&gt;Sağ olunuz!&lt;br /&gt;Özlem gidermek ve sizlere bazı gerçekleri hatırlatmak için geri geldim.&lt;br /&gt;Bu akşam biraz dünden, biraz bugünden söz etmek istiyorum.&lt;br /&gt;Önce Osmanlı Devleti’nin son durumunu kısaca belirteceğim.&lt;br /&gt;Dine dayalı, yarı meşruti bir rejim,&lt;br /&gt;Başta yorgun bir hanedandan gelme bir padişah halife,&lt;br /&gt;Yarı sömürge halinde güçsüz, ufuksuz, hayat enerjisi tükenmek üzere olan bir devlet,&lt;br /&gt;Ekonomik, idari, mali, ticari, hukuki, kültürel kapitülasyonlar,&lt;br /&gt;Henüz millet olamamış bir cemaatler topluluğu,&lt;br /&gt;Halk yurttaş değil, kul ve uyruk,&lt;br /&gt;Kavga ve çekişmeden ibaret, komitacılığı anımsatan, seviyesiz, fikirsiz bir politik hayat,&lt;br /&gt;İlkel bir tarım toplumu,&lt;br /&gt;İflas etmiş bir maliye,&lt;br /&gt;Hasta bir ekonomi,&lt;br /&gt;Sıfır ağır sanayi,&lt;br /&gt;Cılız bir küçük sanayi,&lt;br /&gt;Kişi başına gelir 7.- lira,&lt;br /&gt;Kişi başına ortalama kamu harcaması ortalama 50 Kuruş,&lt;br /&gt;Madenlerin çoğunluğu, başlıca limanlar ve var olan demiryolları yabancı şirketlerce işletiliyor,&lt;br /&gt;Demiryollarının bütün personeli Ermeni ve Rum,&lt;br /&gt;Karayolu yok sayılacak düzeyde,&lt;br /&gt;Ulaşım genel olarak kağnı manda, at arabası ve develerle yapılıyor,&lt;br /&gt;Ticaret genel olarak azınlıkların, yabancıların ve levantenlerin elinde,&lt;br /&gt;Acınacak halde bir sağlık örgütü,&lt;br /&gt;Verem ve sıtma yaygın,&lt;br /&gt;Çağdışı bir adalet ve hukuk sistemi, genel mahkemelerin yanında dini mahkemeler,&lt;br /&gt;Gevşek, halktan kopuk bir idari sistem,&lt;br /&gt;Devletin ulaşamadığı bölgeler, yerler bulunuyor,&lt;br /&gt;Dağlar eşkıya ve asker kaçaklarıyla dolu,&lt;br /&gt;Yetersiz bir eğitim düzeni,&lt;br /&gt;Halkın sadece % 7’si okur-yazar,&lt;br /&gt;Bu oran kadınlarda % 1 bile değil,&lt;br /&gt;Bütün ülkede sadece 158 Ortaokul ve Lise var,&lt;br /&gt;Lise ve dengi kız okullarındaki bütün kız öğrencilerin sayısı 230,&lt;br /&gt;Karma eğitim söz konusu değil,&lt;br /&gt;Bilim hayatı, bilimsel düşünce yok sayılacak düzeyde,&lt;br /&gt;Bütün Türkiye’deki gazete ve dergilerin toplam satışı yüz bin dolayında,&lt;br /&gt;Yalnız İstanbul’da, medrese havasında bir üniversite,&lt;br /&gt;Anadolu, araştırmayan, üretmeyen, yalnız aktaran, çağdışı, ilkel medreselerin ve dünyadan habersiz medrese hocalarının elinde,&lt;br /&gt;Yalnız İstanbul ve biraz da İzmir’de soluk bir sanat hayatı,&lt;br /&gt;Farsça, Arapça ve Türkçe karışık, Osmanlıca denilen, halktan kopuk, karma, yapma bir dil,&lt;br /&gt;Toplumun yarısını oluşturan kadınların hiç bir sosyal hayatı ve siyasi hakkı yok, kısaca vatandaş sayılmıyorlar,&lt;br /&gt;Ebelik dışında bütün meslekler erkeklerin tekelinde,&lt;br /&gt;Ümmet anlayışı egemen,&lt;br /&gt;Her yanda yozlaşmış tarikatlar, tekkeler, zaviyeler, dergahlar,&lt;br /&gt;Çağın gereklerine henüz ayak uyduramamış, iyi donatılmamış bir ordu,&lt;br /&gt;Devletin ve toplumun durumu buydu.&lt;br /&gt;Savaşa girmemek zordu, girersek yenilgi kaçınılmazdı.&lt;br /&gt;1914 Kasımı’nda savaşa girdik, bazı zaferlere ve başarılara rağmen, sonuçta büyük savaşı kaybettik.&lt;br /&gt;Milli Mücadele, yenilgiden sonra daha da ağırlaşmış olan bu koşullarda başlamıştır.  Cumhuriyet’in devraldığı miras da, işte bu borca batık, çağdışı mirastır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Sevgili Gençler!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; Nereden nereye geldiğimizi hiç unutmamanızı dilerim.&lt;br /&gt;Osmanlı Devleti, 1918 yılı Ekim’inde, yenilgiyi kabul ederek, galiplere her hakkı tanıyan bir mütareke anlaşması imzaladı.&lt;br /&gt;Olaylar kısa sürede şöyle gelişti:&lt;br /&gt;İngiltere, Fransa ve İtalya, kendi aralarında imzaladıkları Üçlü Anlaşma doğrultusunda başkent İstanbul’u ve Türkiye’yi işgale başladılar,&lt;br /&gt;Kars Ermeni kuvvetlerine devredildi,&lt;br /&gt;Var olan demiryolları ve haberleşme ağına el konuldu,&lt;br /&gt;Donanma ve hava gücümüz göz altına alındı,&lt;br /&gt;Kara ordusunun silahları büyük ölçüde toplandı, toplanma sürüyor,&lt;br /&gt;Cephelere sürekli can ve kan pompalamış olan halk, Balkan ve Dünya Savaşları’nın yükü altında ezilmiş, yoksul, yorgun ve umutsuz,&lt;br /&gt;Erkekler şehit, yaralı, esir,yolda veya sakat,&lt;br /&gt;İstanbul’a getirilip Anadolu’ya geçemeyen terhis edilmiş askerler, kapı kapı dolaşıp yiyecek dileniyorlar; sakat gazileri, Ermeni veya Rumlar sıkıştırıp dövüyorlar ve İstanbul hükümetleri, gazilerin bu feci haliyle ilgilenmiyor bile,&lt;br /&gt;Yurtsever aydınlar bile türlü olumsuz akımlar arasında bocalıyor,&lt;br /&gt;Birçok bölücü, gerici, işbirlikçi dernek  ve örgüt faaliyette,&lt;br /&gt;Kişiliksiz, gafil, korkak bazıları açıkça hain hükümetler birbirini izliyor,&lt;br /&gt;Saray büyük bir teslimiyetle geleceğimizi İngilizlerin lütfuna bağlamış.&lt;br /&gt;Kısacası tam bir çözülme!&lt;br /&gt;Bu acıklı duruma, 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’e çıkması faciası eklendi.&lt;br /&gt;Milli Mücadele hızla yayılıp genişledi.&lt;br /&gt;Kuzeyde Yunan destekli Pontus çeteleriyle, doğuda İngiliz destekli Ermenilerle, güneyde Fransızlar ve Ermenilerle, batıda İngiliz destekli Yunanlılarla, iç cephede ise, halkın taassup ve cahilliğini sömüren iç ve dış çevrelerin harekete geçirdiği, irili ufaklı yirmiden fazla ayaklanma ile boğuşuldu.&lt;br /&gt;İstilacılar ile Rum ve Ermeni çeteler doğu, güney, kuzey ve batı Anadolu’da halkımıza çok acı günler yaşattılar. Milli Mücadele’nin ilk kurşunu 19 Aralık 1918’de Dörtyol ilçemizin Karaköse köyünde atılmıştır. Halk hızla toparlanıp kendiliğinden ve gücü kadar örgütlenerek istilacılarla mücadeleye başladı. Tek tek bütün cepheleri anlatarak zamanınızı almak istemiyorum.&lt;br /&gt;Bu konuşmamda Batı Anadolu’da yaşanan bazı olaylara değineceğim.&lt;br /&gt;İstanbul yönetimi, yetersizliğinden dolayı emekli edilmiş bir zavallı olan Ali Nadir Paşa’yı yeniden göreve çağırır ve Nisan 1919’da, İzmir’de bulunan 17. Kolordu Komutanlığı’na atar. Bu atama, yaptıklarından ve yapacaklarından dolayı yurtsever komutan ve subaylardan ödü kopan İstanbul İdaresi’nin , saraya bağlı bir ordu oluşturma girişiminin ilk adımıdır. İşte bu Ali Nadir Paşa 15 mayıs 1919 günü, İzmir’in hiç direnmeden Yunanlılara teslim edilmesini emredecek, bir Yunan teğmeninden tokat yiyecek, elinde ucuna beyaz mendil bağlanmış bir sopa ile kışladan çıkıp esir kafilesinin başında yürümekten utanmayacaktır.&lt;br /&gt;İzmir’de o gün ve ertesi günü işgalcilerin ve Rumların çılgınlıkları sürer. Sonuç: 500’den fazla subay ve er şehit ve yaralı, binden fazla sivil kayıp, birçok tecavüz,  şiddet ve yağmalama olayı. Bir örnek vereyim: Kordonboyu’nda şehit edilen yüzbaşı Necati Bey’in 8 yaşındaki oğlu, babasının cesedi üzerine kapanınca, işgalciler çocuğu da süngüleyeceklerdir.&lt;br /&gt;Bu kıyım ve vahşet, işgal genişledikçe yayılıp artar, olaylar yetkililerce sürekli olarak İstanbul’a bildirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;27 Mayıs 1919&lt;/span&gt;: Aydın işgal edilir. Kıyım, yağma ve kundaklama başlar. Uluslar arası Soruşturma Kurulunun raporunda bile, ‘Çıkartılan yangınların Aydın’ın üçte ikisini kül ettiği, alevler içinde kalan mahallelerden kaçanların büyük bir kısmının Yunan askerleri tarafından sebepsiz yere öldürüldükleri’ yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;4 Haziran 1919&lt;/span&gt;: Nazilli İşgal edilir. Tecavüz, yağma ve kıyım. Ezan okuyan müezzinler kurşunlanır. Eşraf ve memurlardan 38 kişi zorla şehir dışına çıkarılır ve öldürülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;12 Haziran 1919&lt;/span&gt;: Bergama işgal edilir. Birçok acı olaydan sonra 80 bine yakın Türk evini, işini, bağını, bahçesini bırakıp göç yoluna düşer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;17 Haziran 1919&lt;/span&gt;: Menemen işgal edilir. Kaymakam, askerler ve bine yakın sivil öldürülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet olarak ilk bir ayın kanlı ve acı hikayesi böyle.&lt;br /&gt;Peki halk ne yaptı?&lt;br /&gt;Miskince boyun mu eğdi?&lt;br /&gt;Kaderine razı mı oldu?&lt;br /&gt;Hayır!&lt;br /&gt;Hakkını savunmak için örgütlendi, hemen her yerde protesto mitingleri yaparak, gerekli yerlere telgraflar yağdırarak sesini yükseltti, İstanbul’dan ses çıkmayınca da namusunu, canını ve yurdunu korumak için silahlandı ve direnişe koyuldu.&lt;br /&gt;Böylece Müdafaa-yı Hukuk ve Kuva-yı Milliye dönemi başladı.&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Sürecek&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;  Cumhuriyet neferi  &lt;br /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-4660712855695149815?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/4660712855695149815/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=4660712855695149815' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/4660712855695149815'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/4660712855695149815'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/05/ataturk-yeniden-samsunda-5-18-mays-2009.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-5193907218428267846</id><published>2009-05-18T09:53:00.000-07:00</published><updated>2009-05-18T10:31:16.862-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;ATATÜRK&lt;br /&gt;YENİDEN SAMSUN’DA!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;(&lt;/span&gt;4&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;17 Mayıs 2009 tarihli yazımın devamı&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;“&lt;/span&gt;(…)Vali Vekili karargahta bir odaya kapanmış, yeni konuşmasını yazmaya çalışıyordu. Mucizelerin,keramet hikayelerinin anlatıldığı bir ortamda büyüyüp yetiştiği için durumu bir çok kişiden daha kolay kabullenmişti. Bazı seçilmiş insanların, yüce Allah’ın izniyle kuş gibi uçtuklarını, aynı anda iki yerde birden bulunabildiklerini çok duymuştu. Gönül gözü açık olanlar için böyle olaylar, olağan işlerden sayılırdı. Yüce Allah, ezeli, ebedi ve şaşmaz kanunlarını, eğer isterse, elbette askıya alabilir, yavaşlatabilir, hızlandırabilir, hatta tersine bile çevirebilirdi. Buna ne engel olabilirdi ki? Rabbin cilvesi ve nüktesi tükenir miydi hiç?&lt;br /&gt;Takdir-i İlahi şimdi de böyle tecelli etmiş, alemlerin Rabbi, Atatürk’ün geri dönmesini münasip görmüştü.&lt;br /&gt;İçini çekip gözlerini havaya dikti.&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ya Rabbi…&lt;/span&gt;’ diye inledi. ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Senin varlığına, birliğine, kudretinin sonsuzluğuna, himmetinin ululuğuna amenna ve saddakna! Ama bunu niye yaptın? Şimdi ne olacak? Hele ben ne olacağım?&lt;/span&gt;’&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ülkenin dört bir yanındaki bütün radyo ve televizyonlar, adeta, saat 15.00’te yapılacak açıklamaya endekslenmişti. Herkeste büyük bir heyecan ve merak başlamıştı. Açıklama nasıl olacaktı.&lt;br /&gt;Karargahın önünde bekleşen muhabirler, 14.50’de, sessiz davranmaları istenerek içeri davet edildiler. Hazırlıklar hızlıca sürdürüldü. Kameralar canlı yayına hazırlandı.&lt;br /&gt;Nihayet beklenen an gelip çattı.&lt;br /&gt;Vali Vekili ve Komutan salona girerken, yayın kamerasının kırmızı ışığı yandı. Saat tam 15.00’ti. Komutanın heyecanlı olduğu görülüyordu. Vali Vekili sapsarıydı. Masaya geçtiler. Komutan boğuk bir sesle elindeki metni okumaya başladı. İki eliyle tuttuğu kağıt tiril tiril titriyordu.&lt;br /&gt;‘&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Sevgili Vatandaşlarım,&lt;br /&gt;Bu açıklamayı devletin izni ile yapıyorum. Beni dikkat ve soğukkanlılıkla dinlemenizi rica ederim. Bugün sabahtan beri Samsun’da bir mucize yaşamaktayız. Bu mucize, emperyalizme ve onun iç uşaklarına karşı verilen Kurtuluş Savaşı’nın zafere ulaşmasından daha şaşırtıcı, daha inanılmaz ve daha olağanüstü bir olay değildir. 1919 ile 1938 arasında, ardı ardına bir çok mucize yaşamış, mucizeye alışık bir milletiz.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Komutan gözlerinin yaşarmasını engelleyemedi.&lt;br /&gt;‘&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Şimdi bu ulusal özelliğimize güvenerek açıklıyorum. 1938’de ebediyete kavuşmuş olan, Milli Mücadele’nin lideri, Kurtuluş Savaşı’nın Başkomutanı ve Cumhuriyetimiz’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ilk gelişinden 80 yıl sonra, bu sabah, Samsun’a yeniden ayak basmıştır.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Birdenbire sanki zaman durdu, her şey donup kaldı. Sonra müthiş bir şey oldu. Televizyonları başında açıklamayı izleyen yüz binlerce Samsunlunun kopardığı sevinç, hayret ve korku çığlıkları, koca karargahın kalın duvarlarını sarstı.&lt;br /&gt;‘&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;..Beraberinde, bazı silah ve devrim arkadaşları vardır. Şu anda karargahımda misafir bulunuyorlar. Atatürk ve arkadaşları, bugün saat 17.00’de, helikopterlerle Ankara Etimesgut Havaalanı’na ineceklerdir…&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Komutanın ardından Vali Vekili konuştu. Olaya tanık olduğu ve birkaç kısa ayrıntıdan sonra açıklama sona erdi…&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Arkadaşlar,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Gördüğünüz üzere &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ATATÜRK YENİDEN SAMSUN&lt;/span&gt;'&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;DA&lt;/span&gt;. Tarih, bir mucizenin gerçekleştiğine daha tanıklık etmiştir…&lt;br /&gt;Ankara telaş içinde. Ülkeyi yönetenlerin elleri ayaklarına dolaşıyor. Şaşkınlıklarına mı yansınlar, yoksa beceriksizliklerine mi? Ayrıca, Atatürk Ankara’ya geldiğinde, O’na ne diyebileceklerine mi?&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Türkiye’de yer yerinden oynadı. Evler bayraklarla donatıldı, milyonlarca insan sokaklara, meydanlara döküldü.&lt;br /&gt;Bu olağanüstü olay dünyayı da şaşkına çevirmişti. Yüzlerce muhabir ve gözlemci Ankara’ya hareket etmek için seyahat bürolarına hücum ettiler…&lt;br /&gt;Bu arada bir kısım politikacıların, köşe yazarlarının, ekran güllerinin, din tüccarları ve aktörlerinin, bar entellerinin, türlü numaracıların, takkeli-takkesiz liboşların, sahte tarihçilerin, bazı özel okul kurucularının, tarikat şeyhleri ve cemaat reislerinin panikledikleri gözleniyordu.&lt;br /&gt;Demirel de, haberi ilk duyduğu andan beri ateş üzerinde oturmaktaydı…&lt;br /&gt;Belirtilen gün ve saatte helikopterler alana indi. Atatürk Sabiha Gökçen ve Salih Bozok’la birlikte ilk helikopterden indi. Demirel de karşılayanlar arasındaydı. Kaynaşan kalabalığı yararak Atatürk’e sokuldu ve Cumhurbaşkanlığı forsunu taşıyan aracı göstererek, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Buyurun efendim..&lt;/span&gt;’ dedi.&lt;br /&gt;Atatürk’ün içinde bulunduğu araç ve dolaysıyla konvoy için Etimesgut, İstanbul Yolu, Ankara Garı, Ulus Meydanı, Sıhhiye, Kızılay, Bakanlıklar ve Çankaya şeklinde bir güzergah belirlenmişti.&lt;br /&gt;Atatürk, yol boyunca gördükleri hakkında çeşitli sorular soruyor, aldığı cevaplar karşısında memnuniyetsizliğini gizlemiyor, aksine açıkça belirtiyordu. Demirel ise bunları cevaplamakta zorlanıyordu.&lt;br /&gt;Bunlara bir-kaç örnek vermek gerekirse:&lt;br /&gt;Atatürk, yollara dökülmüş, çılgınca alkışlayan halkın arasına merakla karışmış olan sakallı, dantel takkeli, bol pantolonlu erkekler, torba çarşaflı kadınlar ve türbanlı kızları görünce; ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yoksa bunlar Yakın Doğu’dan gelen turistler mi?&lt;/span&gt;’ diye sordu.&lt;br /&gt;Demirel, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hayır efendim, bunlar şeyler.. mümin vatandaşlarımız.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Atatürk, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Öyle mi? Peki, şu benzi solmuş, gözleri içeri kaçmış insancıklar kim? Vah vah. Hastaları böyle yola dizmeye ne gerek vardı?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Efendim, onlar hasta değil, memur ve işçi vatandaşlarımız.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Hızla Kızılay’a gelindi. Refüjlerin iki yanına dizilmiş demir babalar ve aralarına gerilmiş kapkara zincirler, Atatürk’ü iyice irkiltti.&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bunlar ne sayın Cumhurbaşkanı?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Süs efendim.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Biz, 80 yıl önce her türlü zinciri kırıp atmıştık. Kim geçirdi bu kara zincirleri süs diye Ankara’nın boynuna?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Demirel durumu kurtarmak için açıklama yapmak gereğini duydu:&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Fıskiyeler efendim.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Anlaşıldı. Türkiye’de yalnız toprak değil, zevk ve görgü erozyonu da var. Hayrettin Karaca bu konuya da vakit geçirmeden el atsa iyi olacak.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;……&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Kortej hızla Çankaya’ya ulaştı. Köşk’ün ana kapısından içeri girildi. Eski, küçük Köşk’ün önünde durdular. Atatürk karşılayıcılara bir-kaç sözcükle teşekkür etti, Demirel’in elini sıktı ve Köşk’ün kapısında saygı nöbeti tutan tığ gibi subayları selamlayarak, arkadaşlarıyla birlikte Eski Köşk’e girdi.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Halk toplanmış, çok şey ifade eden uğultusu dört bir yana yayılıyordu. Siyasetçilerin buna canı sıkılıyordu.&lt;br /&gt;Bu halk ne istiyordu yahu?&lt;br /&gt;Atatürk’ü böylesine çılgınca özlemeleri için ne sebep vardı ki? Memleketi evelallah gül gibi idare etmekteydiler.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;…..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Atatürk o akşam saat 21.00’de televizyonda bir konuşma yapmak istediğini bildirince, yorgun TRT canlanıp harekete geçti. Hızla canlı yayın hazırlıklarına başlandı.&lt;br /&gt;Bütün televizyon kanalları TRT 1’e bağlanmışlardı. Sokaklar bomboştu. Halk televizyonun başına geçmiş bekliyordu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Saat 21.00’e gelmişti. Spiker Nermin Tuğuşlu ilk kez kekeleyerek ve sesi titreyerek anons yaptı:&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Şimdi devletimizin kurucusu Yüce Atatürk’ün konuşmasını sunuyoruz.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Ekranda Atatürk belirdi. Yumuşak ışıklar altında pırıl pırıl görünüyordu. Bakışları insanın içine işliyordu. Milyonlar soluğunu kesti&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;.”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;………&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Değerli Dostlar,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Atatürk’ün burada yaptığı uzun bir konuşması var. Tarihe ışık tutan ve Yüce Önder’in her konuşmasında olduğu gibi, aydınlatıcı, oldukça etkili ve muhteşem bir konuşma.&lt;br /&gt;Konuşmayı, bundan sonra ve bölümler halinde vereceğim. Böylelikle de bu yazı dizisi sona ermiş olacaktır…&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;(&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Sürecek&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-5193907218428267846?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/5193907218428267846/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=5193907218428267846' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/5193907218428267846'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/5193907218428267846'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/05/ataturk-yeniden-samsunda-4-17-mays-2009.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-1141033540554539380</id><published>2009-05-17T21:07:00.000-07:00</published><updated>2009-05-17T21:31:05.903-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;ATATÜRK &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;YENİDEN SAMSUN'DA&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;(&lt;/span&gt;3&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;15 Mayıs 2009 tarihli yazımın devamı&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#000066;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;“&lt;/span&gt;(…) Samsun stadındaki gösteriler her yılki gibi yine tam saatinde başladı. Ama şeref yerinde Belediye Başkanı oturuyordu. Vali Vekili ve Komutan, çok önemli bir işleri çıktığı için gelemeyeceklerini bildirmişlerdi. Şeref tribünündeki davetlilerin şaşkınlığı yüzlerinden okunmaktaydı.&lt;br /&gt;Bu törenden daha önemli ne olabilirdi bugün?&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;Yoksa Atatürk’ün geri geldiği hakkındaki acayip söylenti doğrumuydu?&lt;br /&gt;Yok canım!&lt;br /&gt;Hiç öyle şey olur mu?&lt;br /&gt;TRT büyükşehirlerdeki gösterilerle birlikte Samsun’daki gösterileri de, dönüşümlü olarak canlı yayınlayacaktı. Samsun stadındaki spiker, merkezdeki yönetmene, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Vali ile Komutan törene katılmıyor&lt;/span&gt;’ dedi.&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Burada da bir acayiplik var.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ne gibi?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı 19 Mayıs Stadı’na gelmemişler. Köşk’te toplanmışlar.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Neden?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bilmiyorum. Hazır ol. Birazdan sana bağlanacağız.&lt;/span&gt;’&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Coşku ile izlenen gösteriler sürerken, Samsun Havaalanı’na, ardı ardına, üç askeri uçak indi. Uçaklarda &lt;span style="font-size:180%;color:#000099;"&gt;&lt;em&gt;Sabiha Gökçen, Erdal İnönü, Altemur Kılıç, Atatürk’ün Özel kalemi’nden Haldun Derin, Mina Urgan, Berrin Nadi, Canan Yücel, Tevfik Ünaydın, Arman Kansu,&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; birlikte gelenlerden bazılarının yakınları, bir Bakan, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Genelkurmay İkinci Başkanı, bazı tarih ve tıp profesörleri, Harp Tarihi Dairesi’nden uzmanlar vardı. Otuz yedi heyecanlı ve huzursuz yolcu, aprona alınmış olan perdeleri örtük bir otobüse bindirildi. Otobüs eskortların eşliğinde yıldırım gibi hareket etti. Hızla şehre girip güvenlik çemberinden geçerek, karargahın ana kapısında durdu.&lt;br /&gt;Gelenler, subaylar tarafından büyük bir hızla içeri alındılar. Sonra her şey yine belirsizliğe gömüldü. Gazete ve televizyon muhabirleri, bir ipucu elde edebilmek umuduyla telefonlara sarılarak Ankara bürolarını aradılar. Ankara kaynıyordu. Bütün Bakanlar, Kuvvet Komutanları, MGK Genel Sekreteri, MİT Müsteşarı ve Emniyet Genel Müdürü de Köşk’e çağrılmış, Atatürk’ün geri geldiği hakkındaki söylentiyle ilgili radyo ve televizyon yayını yapılması, 3984 sayılı kanunun 25. maddesi gereğince yasaklanmıştı. Silahlı Kuvvetler yarı alarma geçirilmişti. Köşk’ün hiçbir telefonu cevap vermiyordu. Söylentinin yayılmaması için gazetelerin ikinci baskı yapmaları da zorlukla önlenmişti.&lt;br /&gt;Hoppala!&lt;br /&gt;Haber merkezindeki şef, adının açıklanmasını istemeyen bir yetkilinin gizli olarak durumu şöyle özetlediğini bildirdi: ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Samsun’daki Komutan, ısrar ve inatla Atatürk’ün bu sabah geri döndüğünü iddia ediyor. Ankara verdiği bilgiyi ciddiye almaz ve hemen harekete geçmezse, olayı kendisinin açıklayacağını bildirdi. Askerler Komutan’ın çok güvenilir biri olduğunu söylüyorlar. Bunun üzerine, Samsun’a, olayı incelemek üzere alelacele karma bir kurul gönderdik. Sonucu bekliyoruz. Ya hayal gördüğü anlaşılan Komutan görevinden alınıp hastaneye yatırılacak, ya da Atatürk’ün gerçekten geri döndüğü anlaşılacak. O zaman ne olur bilmem.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Neler olmazdı ki?&lt;br /&gt;Muhabirin dudakları uçukladı.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Komutan kısaca bilgi verdikten sonra, kurul üyelerini Atatürk’ün yol arkadaşlarıyla karşılaştırdı. On sekiz kişi, kendilerini teşhise gelenlere gülümseyerek bakıyordu.&lt;br /&gt;Önce Canan Yücel çığlık atarak babası Hasan Ali Yücel’e koştu. Sevimli dinazor Mina Urgan sevgili üvey babası Falih Rıfkı Atay’ı görünce, pek az yaptığı bir şeyi yaptı, ağlamaya başladı, hıçkırarak boynuna atıldı. Berrin Nadi kayınpederi Yunus Nadi’nin elini öptü. Sabiha Gökçen, Erdal İnönü, Altemur Kılıç, Haldun Derin çoğunu yakından tanıyorlardı.&lt;br /&gt;Bir anda kaynaştılar. Heyecan yatıştı, çekingenlik geçti. Ne kuşku kaldı kurul üyelerinde, ne de tereddüt.&lt;br /&gt;Hepsi gerçekti.&lt;br /&gt;Bir mucize yaşanıyordu.&lt;br /&gt;Sıra Atatürk’ün huzuruna çıkmaya gelmişti.&lt;br /&gt;Salih Bozok içeri girip izin aldıktan sonra, Sabiha Gökçen’in elinden tuttu ve Atatürk’ün yanına önce onu soktu.&lt;br /&gt;Kapı yavaşça kapandı.&lt;br /&gt;Ruşen Eşref, yaprak gibi titremekte olan kurul üyelerine bilgi verdi.&lt;br /&gt;‘&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Hepimiz dünyadan ayrıldığımız yaştayız. Atatürk de öyle. Bazı gelişimeler ve son zamanlarda kendisine duyduğunuz özlem üzerine kısa bir süre için bizlerle birlikte geri dönmeyi arzu etti.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Salih Bozok, gözlerini silerek kapıyı açtı.&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Buyurun efendim.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Atatürk ile manevi kızı Sabiha Gökçen’in karşılaşmasından çok duygulandığı anlaşılıyordu. Üyeler, birbirlerinden ayrılmamaya çalışarak, yürekleri ağızlarında salona girdiler.&lt;br /&gt;Atatürk ayakta kendilerini bekliyordu.&lt;br /&gt;Kırk dakika sonra, üyelerin topluca imzaladıkları tutanak Çankaya’ya fakslandı.&lt;br /&gt;Evet, Atatürk geri dönmüştü.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Saat 13.20’yi gösteriyordu.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Devlet Köşk’te toplantı halindeydi. Başyaver faksı Demirel’e takdim etti. Demirel faksa göz attı. Alnı boncuk boncuk terlemişti. Faksı yüksek sesle okudu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Taş gibi bir sessizlik oldu. Yıllardan beri şakası yapılan olay sonunda gerçekleşmişti ha!&lt;br /&gt;Atatürk, 19 Mayıs 1919’da olduğu gibi, 18 arkadaşı ile birlikte, yine Samsun’a çıkmıştı. Bu seferki arkadaşları, yeni Türkiye için can yada emek vermiş insanlardı.&lt;br /&gt;Aman ya Rabbi!&lt;br /&gt;Artık ne bu mucizeyi saklamak mümkündü, ne de açıklamayı geciktirmek. Ama gerekli önlemleri almak, olayı içe sindirmek ve düşünmek için devletlilerin zamana ihtiyacı vardı. Bu yüzden açıklamanın, Atatürk Ankara’ya gelmeden önce, Komutan’ın önerdiği biçimde ve saat 15.00’te, Samsun’da yapılması kararlaştırıldı.&lt;br /&gt;Alınan karar Samsun’a bildirildi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Samsun’da bir yayın ekibi ve yeterli aygıt vardı.&lt;br /&gt;Bu sırada Samsun’daki kurul üyeleri, bir mucizeye tanık olmanın esrikliği içinde, Ankara’ya ve İstanbul’a dönmek üzere karargahtan ayrılıyorlardı. Geride, Atatürk’ün isteği üzerine, yalnız Sabiha Gökçen kalmıştı. Ankara’ya Atatürk ve ötekilerle birlikte gelecekti.&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;(&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Sürecek&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-1141033540554539380?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/1141033540554539380/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=1141033540554539380' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/1141033540554539380'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/1141033540554539380'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/05/ataturk-yeniden-samsunda-3-15-mays-2009.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-399461884826091110</id><published>2009-05-15T10:32:00.000-07:00</published><updated>2009-05-15T10:52:18.129-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;ATATÜRK&lt;br /&gt;YENİDEN SAMSUN’DA!&lt;br /&gt;(2)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;14 Mayıs 2009 tarihli yazımın Devamı&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;“&lt;/span&gt;(…) Yoo, çok oluyordu bu adam. Niyeti sansasyon yaratmaktı anlaşılan. Otelin derhal sarılmasını emretti. Kendi yerine konuşması için Milli Eğitim Müdürü’nü görevlendirdi, ileri gelenleri yarım yamalak selamlayıp olayı İçişleri Bakanı’na bildirmek için arabasına daldı, telefona sarıldı. Ama bakan henüz makamına gelmemişti. İçindeki sıkıntı daha da arttı. Her şeyi abartmaya meraklı muhabirler birazdan, Atatürk’ü temsil eden aktörün  Vali Vekilini hiçe saydığını, allayıp pullayıp gazete ve televizyonlarına geçeceklerdi. Namussuz teknoloji öyle gelişmişti ki ne yapsa, bu haber akımını engellemesine olanak yoktu. Acele bir basın toplantısı yapıp muhabirleri uyutarak belki durumu örtbas edebilirdi.&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Çabuk Vilayete çek!&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Bir trafik arabası öne geçip siren çalarak yol açtı. Makamına gelir gelmez, özel kalemine üç kesin emir verdi: ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sürekli İçişleri Bakanını ara! Basın mensuplarına haber ver, çok önemli bir basın toplantısı yapacağım, hemen buraya gelsinler! Bana da koyu bir kahve söyle!&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Saat 09.13’tü.&lt;br /&gt;Kahvesini içip zihnini toplamaya çalışırken  çok özel telefonu çaldı.&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Evet?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Emniyet Müdürünün gergin sesi duyuldu:&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sayın Valim oteli gizlice sardık, kaçmalarına imkan yok. Emrinizi bekliyoruz.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Güzel. Ne yapıyorlar?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Üçüncü katın bir kanadındaki bütün odaları, geçici olarak tutmuşlar, çay ve kahve içiyorlarmış.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kaç kişi bunlar?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;On sekiz, Atatürk’e benzeyen kişiyle birlikte on dokuz kişi.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Allah Allah! Amma da pervasız insanlar yahu. Ben gelene kadar harekete geçmeyin. Yanındakiler kimmiş?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Otele verdikleri bilgiye göre adları şöyle:&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;em&gt;Salih Bozok, Albay Nazım, Yarbay Mahmut, Ali Kemal Efendi, Rifat B örekçi, Mahmut Esat Bozkurt, Mazhar Müfit Kansu, İbrahim Ethem Akıncı, Asker Saime, Eribe, Türkan Başoğuz, Mustafa Necati, Vasıf Çınar, Dr. Reşit Galip, Hasan Ali Yücel, Ruşen Eşref Ünaydın, Yunus Nadi ve Falih Rıfkı Atay.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Vali Vekilinin zihni iyice karıştı. Bu adlardan bazılarını biliyor, bazılarını da bir yerlerden hayal meyal anımsıyordu. Ama çoğunu ilk kez duymaktaydı. Hay Allah! Kimdi bunlar yahu? Ne anlamı vardı bu isimlerin? Yalnız İslam tarihine ilgi duymuştu. Ne Osmanlı tarihini iyi bilirdi, ne Cumhuriyet tarihini. Bugüne kadar sadece güncel olayları izlemiş, kudret sahiplerine şirin görünmeye çalışmış ve şeyhinin sözlerini dinlemekle yetinmişti. Tüh be.&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;..Otelde kısa bir süre kalacaklarmış. İçlerinden biri Garnizona telefon etmiş. Otelin önünde gençler ve meraklılar birikmeye başladı..&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hay aptallar hay! Kardeşim bunlar artist be!&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Bir yetki çekişmesine yol açmamak için askerler işe karışmadan önce davranıp bu adamların çevirdiği numaraya son vermeliydi.&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Haklısınız sayın Valim. Fakat bunlar birilerine ya da bir şeye güveniyor olmalılar. Geleni sahiden Atatürk sanan şaşkın resepsiyon görevlisi,&lt;/span&gt; -Valiye haber verelim mi?- &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;diye kekeleyince, adamlardan biri sizin için yakışıksız laflar etmiş.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ne demiş?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Affedersiniz, şey demiş..&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Vali Vekili huylanmıştı, kükredi:&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Söyle!&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Söylüyorum, &lt;span style="color:#000066;"&gt;-Haber verme, zaten adamcağızın çeyrek aklı var, onu da kaybetmesin-&lt;/span&gt; demiş, ötekiler de kahkahayı basmışlar.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt; Vali Vekilinin bıyığı dikilip titremeye başladı. ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Atatürk’ü matatürkü, hepsini göz altına al..&lt;/span&gt;’ diye bağırdı, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;..Karşı dururlarsa, zor kullanın. Sonra ne yapacağımızı düşünürüz. Haydi!&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Telefonu kapadı.&lt;br /&gt;Çeyrek akıllı ha!&lt;br /&gt;Ben size gösteririm!&lt;br /&gt;Özel kalemine, Atatürk’e benzeyen adamın yanındaki kişilerin adlarını yazdıracaktı ama sıkıntıdan biri bile aklında kalmamıştı. Oysa basın toplantısında bu adlardan söz etmesi gerekebilirdi.&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Acele Emniyet Müdürünü ara, bana söylediği adları öğren, sonra yıldırım gibi rektörü bul, birilerine hızla inceletip hemen bildirsin. Kim bunlar? Ne yapmışlar? Ben otele gidiyorum. Çabuk döneceğim. Gazeteciler beni beklesin!&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Aşağıya inerken cep telefonu hırıldadı.&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Evet?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Telefondan anlaşılmaz gürültüler geliyordu.&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sayın Valim, emrinizi yerine getiremedik.&lt;/span&gt;’&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Nedenmiş o?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Çünkü otelin önü birdenbire askeri araçlarla doldu. Komutan, beraberinde silahlı subaylar ve komandolar olduğu halde, içeri girdi. Yukarı çıkacak galiba. Çıkıyor. Subaylar ve askerler dört bir yana dağılıyorlar. Dağıldılar. Şimşek gibi kapıları, merdivenleri tuttular. Herhalde Atatürk’ü taklide yeltenen adamı kendileri tutuklayacaklar. Ne yapmamı emredersiniz?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Oradan ayrılma, geliyorum!&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sayın Valim, bizi de dışarı çıkarıyorlar!..&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ne demek? Beni bekle!&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dışardayım  sayın Valim!&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Telefonu kapatıp gazap içinde arabasına atladı.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Otelin önü gerçekten askeri araçlarla dolmuş, askerler çevreyi çember içine almışlardı. Karşı kaldırımda ise yüz kadar genç toplanmış, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ATATÜRK YENİDEN SAMSUN’DA!&lt;/span&gt;’  diye  çığlık atıyorlardı.&lt;br /&gt;Vali Vekilinin de  tepesi attı. Arabasını durdurup sinir içinde dışarı fırladı, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Siz deli misiniz?&lt;/span&gt;’ diye bağırdı, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Atatürk yıllarca önce öldü. Ankara’da, Anıtkabir’de yatıyor.  Ölmüş biri yeniden Samsun’da nasıl olur?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Öfkeden morarmış Vali Vekilini birdenbire karşılarında gören öndeki gençler şaşırıp sustular. Arkada duran sıska bir kız itiraz etti:&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Atatürk Ölmez!&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Bu incecik ses birdenbire bütün gençleri ateşledi, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Atatürk Ölmez!&lt;/span&gt;’ diye haykırmaya başladılar.  Sesleri gittikçe artıyordu. Vali Vekili yanında biten Emniyet Müdürüne, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Çabuk dağıt bu şamatacıları!&lt;/span&gt;’ diye emretti, hızla geri dönüp otele yürüdü. Ama asker çemberini aşamadı. Askerlere söz anlatmak olanaksızdı. Daha da sinirlendi. Birkaç subay yaklaşıyordu. Bağırdı:&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Komutanınızla konuşmak istiyorum. Hemen, şimdi, derhal!&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bu işin askeri ilgilendiren bir yanı yok, polisin görev ve yetkisi içinde olan basit bir olay. Bu oyuncuları sizin gözaltına almanız, hiç istenilmeyecek sorunlara yol açar. Hepimizin başı ağırır.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bir dakika efendim.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Bir yüzbaşı telsizini konuşma konumuna getirip, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Komutanım..&lt;/span&gt;’ diye fısıldadı, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;..Vali Bey geldi, sizinle konuşmak istiyor. Peki komutanım.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Vali Vekiline döndü:&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Buyurun.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Önüne düşüp yol gösterdi.  Subayları ve komandoları aşıp otele girdiler. Ne otel görevlileri vardı ortalıkta, ne de müşteriler. Her yan askerle doluydu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Üçüncü kata çıkacağız efendim.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Üçüncü katta, genç bir subay asansörün kapısını açtı. Koridorun ağzı, tabancalı subaylar ve elleri tetikte bekleyen komandolarla doluydu. Kalbi sıkıştı. Kendini kaderin akışına bırakıp genç subayın arkasından yürüdü. Önünde iki zıpkın gibi silahlı subayın nöbet beklediği bir kapının önünden sessizce geçtiler. Fesuphanallah! Göz altına almak nerede, bunlar çok değerli birini koruyor gibiydiler. Genç subay en dipteki odanın kapısını vurup açtı.&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Buyurun efendim.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Vali Vekili içeri girdi. Komutan ve Atatürk’e benzeyen aktörle birlikte gelenler, kendisini bekliyorlardı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Saat 09.24’tü.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;TRT muhabiri, basın toplantısında bulunmak için hükümet konağına giderken, otelin önündeki kalabalığı görünce durdu.&lt;br /&gt;Polis, gençlerin önünde zincir oluşturmuş, tezahürat yapmaya yeltenenlere, üniversite öğrencisi ve Cumartesi Annesi muamelesi yapıyordu. Otelin kapısının önünde, iki sıra halinde, askeri araçlar sıralanmıştı. Kapıyı görmek mümkün değildi. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tanıdığı uyanık bir polise yaklaşıp ne olduğunu sordu.&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Atatürk’ü taklit eden adamla arkadaşlarını gözaltına alacaktık ama askerler bizden önce davranıp oteli bastılar. Emniyet Müdürüyle arkadaşlarımızı dışarı çıkardılar. Bir Vali Bey girebildi. Kuş uçurtmuyorlar.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Neden?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bilmiyorum. Belki programda yokken, adamın Atatürk gibi Samsun’a çıkmasına bozuldular. Belki de Atatürk’ü oynayan adamı beğenmemişlerdir. Televizyonda gördüm, Haluk Kurdoğlu bile kocaman göbeği, kızarmış burnu, sarkmış gerdanı ile Atatürk’ü oynadıktan sonra, buna niye kızdılar, anlamadım. Bu tıpkı Atatürk gibi yakışıklıymış.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ne kadar oldu askerler geleli?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;On dakika.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Polisin söylediği doğru olsa, şimdiye kadar hepsini dışarı çıkarıp götürmeleri gerekmez miydi? İşin içinde başka bir iş olmalıydı. Vali Vekili otelde olduğuna göre basın toplantısı sonraya kalmış demekti. Beklemeye karar verdi. Az sonra, rıhtımda çektikleri görüntüleri televizyonlarına geçtikleri için geç kalan muhabirler de  göründü. Görevlerini yapmış olmanın keyfi içindeydiler. Oysa Atatürk’ü temsil eden aktörün Vali Vekiline muamelesi, haber merkezlerinde fazla ilgi uyandırmamış, kasetleri, yedek haberler arasına alınmıştı.&lt;br /&gt;Bazıları otele ulaşmaya çalıştılar ama süklüm püklüm geri çekilmek zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;Askerler çok sertti.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Türlü senaryolar üretilirken, otelin önündeki bütün araçların motorları birdenbire gümbürdemeye başladı, ardı ardına hareket ettiler. Çevreye yayılmış komandolar toplanıp yürüyen araçlara cambaz gibi atladılar. Konvoy şaşırtıcı bir hızla uzaklaşıp toz oldu. Bunun üzerine Emniyet Müdürü, polisler ve muhabirler yarışırcasına caddeyi aşıp otele daldılar.&lt;br /&gt;Askerler, Atatürk’e benzeyen adamı, onunla birlikte gelenleri, Vali Vekilini, olaylara tanık olan görevlilerle birkaç müşteriyi de götürmüşlerdi.&lt;br /&gt;Görev aşkıyla yanıp tutuşan muhabirler, bilmeceyi çözmek için karargaha koştular. Gelgelelim karargah binası, yoğun bir koruma kuşağı içine alınmıştı. Değil bilgi vermek, binaya yaklaştırmıyorlardı bile.&lt;br /&gt;Zaman deli gibi akıp gidiyordu. Muhabirler ayaküstü bir dayanışma anlaşması yaptılar. Yarısı karargahın önünde kalacak, yarısı stadyuma gidecek, elde edilen bilgiler paylaşılacaktı.&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;(&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Sürecek&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-399461884826091110?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/399461884826091110/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=399461884826091110' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/399461884826091110'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/399461884826091110'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/05/ataturk-yeniden-samsunda-2-14-mays-2009.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-4089059283040512985</id><published>2009-05-14T10:15:00.000-07:00</published><updated>2009-05-14T10:25:47.605-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;ATATÜRK&lt;br /&gt;YENİDEN SAMSUN’DA&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Değerli Dostlar,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; Eminim sizlerin de; zamanla benim düşündüğüm gibi, tarihin yaşanmış bazı gerçeklerinin yeniden yaşanmasını istediğiniz olmuştur. En azından aklınızdan şöyle bir geçirmişinizdir. Yakın tarihimiz içinde özlenen olaylar bir hayli var. Hiç kuşku yok ki; Mustafa Kemal’in, 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a çıkışı da bunlardan birisidir.&lt;br /&gt;Çoğunluğumuz, olayı okul yıllarında bizlere anlatılan şekliyle biliyoruz. Bazılarımız konu hakkında yazılmış eserleri de okumuş olabilirler.&lt;br /&gt;Ancak, Tarihçi Yazarımız Sayın Turgut ÖZAKMAN’ın, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun’da&lt;/span&gt;’ adında ve iki kitaptan oluşan bir romanı var. Bilgi  Yayınevi’nden çıkan bu eserin Birinci Baskısı Ekim-2002’de yapılmış. Her biri yaklaşık 250 sayfadan oluşan bu eseri, okumamış olanların bir an evvel arayıp, bulmalarını ve okumalarını öneririm. Oldukça keyifle okunacak bir eser…&lt;br /&gt;Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışının 90. yıldönümünde, söylenebilecek o kadar çok husus var ki…&lt;br /&gt;Kısaca değinmek gerekirse; karşı devrimci, karanlık amaçlı, dinci, gerici, yobaz, bağnaz, çağ dışı ve Ülkeyi ortaçağ karanlığına sürüklemek isteyen ve emperyalizmin maşası hain-işbirlikçi güçler, Atatürk İlke ve Devrimleri ile Atatürkçü Düşünce konusunda, buldukları her fırsatı iyi değerlendirmeye çalışarak, her türlü karalamayı yapmaktan çekinmiyorlar. Bunların engellenmesi konularında yapılabilecek olanlar ele alınabilir.&lt;br /&gt;Ayrıca,   bütün engellemelere karşın; &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;17 Mayıs 2009 tarihinde Tandoğan/ANKARA’da, Laik Cumhuriyetimize, Sosyal Hukuk Devletimize, Üniter Yapımıza ve dolaysıyla Tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkabilmek adına gerçekleştirilecek   CUMHURİYET MİTİNGİ hazırlıkları da son aşamasında iken; Mitinge katılım konusunda hala çekince içinde olanlar var ise; onların ikna edilmelerine çalışılır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Ama, bunlara karşın, Milli Mücadele Tarihimiz’i bilmenin olmazsa olmazımız olduğu gerçeğinden hareketle; bu gayretlere katkı olabilir düşüncesiyle, Sayın ÖZAKMAN’ın, anılan eserinden bazı kısımları, orijinal yapısını bozmadan sizlere sunmanın yararlı olabileceğini düşündüm.&lt;br /&gt;Zamanım olduğunda; bir müddet bu yazıları, bölümler halinde, sizlere iletmeye devam edeceğim. Bu amaçla hazırladığım yazılar aşağıda takdirlerinize sunulmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Samsun Vali Vekili, 19 Mayıs Çarşamba sabahı, içinde bir sıkıntı ile uyandı. Rüyasında, tam da Vali olacağı sırada, görevden alındığını görmüştü. Bağlı olduğu tarikatın şeyhi, rüyaların gelecekten işaretler taşıdığını söylerdi. İçini çekti, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hayra tebdil et ya Rabbi&lt;/span&gt;’ diye dua etti.&lt;br /&gt;Sabah limanda düzenlenen törene katılacak, bir konuşma yapacak, sonra da stadyumdaki gösterileri izleyecekti. Hasta olan Valiye vekalet ettiği için 23 Nisan’da, görevi gereği, yüreğine taş basıp, Atatürk’ü yüceltmek zorunda kalmıştı. Oysa saltanatı yıktığı, hilafeti kaldırdığı, tarikatları kapattığı, laikliği getirdiği, fesi attığı, Arap yazısına son verdiği, saçı uzun aklı kısa kadınlara bir takım haklar tanıdığı için Atatürk’e şiddetle karşıydı. Yazık ki; bugün de Atatürk’ü yüceltmesi gerekiyordu.&lt;br /&gt;Lanet olsun!&lt;br /&gt;Oflaya puflaya kalktı.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hava güzel, deniz sakindi.&lt;br /&gt;Atatürk’ün Samsun’a çıkışının bir yıldönümünü daha kutlamak üzere Belediye Başkanı, Rektör, Garnizon Komutanı, öteki ileri gelenler, dernek temsilcileri, öğrenciler ve halk, sabahın erken saatinde limanda toplanmışlardı. Vali Vekili saygıyla karşılandı. Tören, küçük Bandırma Gemisi’ni temsil eden bir motorun, her yıl olduğu gibi, rıhtıma yanaşması ve Atatürk’ü temsil eden bayrağın rıhtıma çıkarılmasıyla başlayacaktı. Sultan Vahidettin’in yerine Atatürk’ün anılıp, yüceltilmesi Vali Vekili’nin canını sıkmaktaydı. Bir takım dinci yazarlar, İstiklal Savaşı’nı gizlice Sultan Vahidettin’in planladığını, Mustafa Kemal’i Anadolu’ya zorla onun gönderdiğini, üstelik cebine de yüz binlerce altın koyduğunu yazıyorlardı. Gerçi hiçbir belge, kanıt, tanık göstermiyorlardı ama olsun, bu imanlı yazarlara inanmamak ayıp kaçardı.&lt;br /&gt;Bayrağı taşıyan sahil koruma botu gelmeden önce, göz alıcı, bembeyaz bir motor ağır ağır rıhtıma yanaşıp bordaladı. Motordan tıpkı Atatürk’e benzeyen biri çıktı ve Samsun’a ayak bastı.&lt;br /&gt;Arkasından, aralarında biri genç üç hanımın da bulunduğu, değişik yaşlarda, kalabalıkça bir grup da rıhtıma çıktı. Telaşlanan bando şefi, acele işaret verince bando, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağ Başını Duman Almış&lt;/span&gt;’ marşını çalmaya başladı. Alan hareketlendi.&lt;br /&gt;Vali Vekili’nin bu program değişikliğinden haberi yoktu. Sinirlendi. Ama halk ve öğrenciler gösteriden hoşlanmışlardı. Alkışlamaya, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yaşa!&lt;/span&gt;’ diye bağırmaya başladılar. Doğrusu bu ya, hepsi rollerini çok iyi yapıyordu. Eski fotoğrafları anımsatan giysileri içinde  sahici gibiydiler. Vali ayağa kalktı. Karşılamamak olmayacaktı. Yaklaşan Atatürk’e doğru birkaç Vali adımı attı. Aktörü, gerçekten Atatürk gibi karşılaması komik olurdu, karşılamaması ise türlü yorumlara sebep olabilirdi. 28 Şubat 1997’den beri, hele Merve Kavakçı’nın başörtüsüyle Meclis’e girmeye kalkışmasından sonra, bazı kesimlerde aşırı bir duyarlılık başlamıştı. Yarı saygılı, yarı şakacı bir eda ile Atatürk’e benzeyen adama, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Samsun’a Hoş Geldiniz&lt;/span&gt;’ diyerek elini uzattı.&lt;br /&gt;Beklenmedik bir şey oldu, Atatürk’e benzeyen adam Vali Vekili’ni elinin tersiyle yavaşça kenara itip yürüdü. Beraberindekiler de Vali Vekili’ni görmezden gelerek Atatürk’ü izlediler. Atatürkçülüğü, anma töreni yapmak, Atatürk rozeti taşımak ve Atatürk şiirleri okumak sanan güzel öğrenciler ile halkı selamlayarak, alkışlar içinde geçip uzaklaştılar.&lt;br /&gt;Vali Vekili’nin tansiyonu yükseldi. Atatürk rolünü oynayan aktöre oracıkta haddini bildirmeyi düşünmüştü ama kameralar harıl harıl çalışıyordu. İhtiyatlı davranarak, gerekeni yapmayı sonraya erteledi, törenden sorumlu görevliyi yanına çağırdı. Kısık, tehdit edici bir sesle, ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bu değişiklikten neden benim haberim yok…?&lt;/span&gt;’ diye çıkıştı. ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;…Bu acayip gösteriyi kim koydu programa? Bu küstah adamı kim seçti? Yanındaki insanlar kim?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Badem bıyıklı görevli heyecandan boğulacak gibiydi. ‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Efendim…&lt;/span&gt;’ diye kekeledi. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;…Böyle bir gösteri asla söz konusu değildi. Yıllardan beri ne yapılıyorsa; bu yıl da o yapılacaktı. Bu olay bizim için de tam bir sürpriz. Vallahi, billahi, tallahi hiçbirini tanımıyoruz.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Seninle sonra görüşeceğiz, şimdi bir şey olmamış gibi devam edin!&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Başüstüne!&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Adamcağız lacivert giysili bir gence kürsüye çıkmasını işaret etti. Lacivertli genç, boyun damarlarını şişire şişire, günün anlam ve önemine uygun, demirbaş bir yazıyı okumaya başladı. Bu arada Emniyet Müdürü’nün cep telefonu öttü. Müdür, aldığı bilgiyi Vali Vekili’ne fısıldadı:&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Atatürk’ü taklit eden kişi, yanındakilerle birlikte Büyük Samsun Oteli’ne gitmiş. Biri, otel fişini O’nun adına Mustafa Kemal Atatürk diye doldurmuş.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Neee?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;(&lt;/span&gt;Sürecek&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;) &lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-4089059283040512985?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/4089059283040512985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=4089059283040512985' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/4089059283040512985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/4089059283040512985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/05/ataturk-yeniden-samsunda-degerli.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-6833765505387951701</id><published>2009-04-23T09:10:00.000-07:00</published><updated>2009-04-23T09:19:27.323-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;&lt;em&gt;Kuşku edilmemek gerekir ki, Ermeni Kırımı&lt;br /&gt;üzerine söylenen sözler gerçeğe uygun değildir&lt;/em&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;’&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;Gazi Mustafa Kemal Atatürk&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ermeni Soykırımı&lt;/span&gt;’ iddiasıyla sıkça önümüze konulan konunun, yaklaşık bir asırlık bir geçmişi var. Olayın kökeni 1915 tarihinde gerçekleştirilen zorunlu göç sırasındaki Ermeni Soykırımı iddiasına dayandırılmak istense de; aslında işin altında yatan gerçeğin, Türkiye’yi bölüp, bir kısmını da Ermenistan’a dahil etmekten öteye bir şey olmadığıdır. Bu da; Sevr’e dayanan bir hayalin devam ettirilmek istenmesidir.&lt;br /&gt;Cumhuriyet Tarihimize baktığımızda; Sözde Ermeni Soykırımı konusunda çok kitapların yazıldığı, nice uyduruk içerikli ve yalan bilgilere dayalı konferansların verildiği görülür.&lt;br /&gt;Daha yakın geçmişte bir yazarımızın, iddialara göre, Nobel Ödülü’nü alabilmek uğruna, Türklerin 1.5 milyon Ermeni’yi katlettiğini söylediği unutulmadı.&lt;br /&gt;Hırant Dink adlı Ermeni kökenli bir vatandaşımızın cenazesinde, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hepimiz Ermeniyiz&lt;/span&gt;’ yazılı pankartın açıldığı da hafızalardaki tazeliğini korumaktadır.&lt;br /&gt;Kendisini, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Aydınlar&lt;/span&gt;’ olarak nitelendiren bir kısım insanların da; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ermeniler’den Özür Diliyoruz&lt;/span&gt;’ adıyla bir kampanya başlattıkları, henüz unutulmamış olaylardandır.&lt;br /&gt;Üzerinde abuk-subuk laflar edilebilen konunun doğrusuna ulaşabilmenin tek yolu, kimsenin hakkında endişeye düşemeyeceği tarihi belgelere bakmaktır.&lt;br /&gt;Daha birkaç gün öncesine kadar televizyon kanallarının birinde, 1.5 milyon Ermeni’nin Türkler tarafından katledildiğinin iddia edildiği yıllardaki Anadolu’da yaşayan Ermeni nüfusunun 1.2 milyon kadar olduğu açıklandı.&lt;br /&gt;Ayrıca, Türk Tarih Kurumu eski Başkanları’ndan Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun yaptığı bir araştırmada, zorunlu göç esnasında hayatlarını kaybeden Ermenilerin sayısının 57 bin kadar olduğu vurgulanmakta ve bunun da çoğunluğunun, sağlık hizmetlerinin yeterli olmaması yüzünden meydana geldiği ifade edilmektedir. Aynı dönemde, salgın hastalık nedeniyle hayatlarını kaybeden çok sayıda Türk Askeri’nin olduğu da ayrıca belirtildi. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Dönemi bütün boyutlarıyla yaşayan Mustafa Kemal’in, Sözde Ermeni Soykırımı’yla ilgili olarak, çeşitli nedenlerle ifade ettikleri, konuya aksi iddia edilemeyecek derecede açıklık getirmesi açısından büyük önem arz etmektedir.&lt;br /&gt;Mustafa Kemal, Nutuk’ta da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; soykırım iddiası hakkında şunları anlatmaktadır:&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kuşku edilmemek gerekir ki, Ermeni kırımı üzerine söylenen sözler gerçeğe uygun değildir. Tam tersine güney bölgelerinde yabancı kuvvetlerce silahlandırılan Ermeniler, koruyucularından yüz bularak bulundukları yerlerdeki Müslümanlar’a saldırmakta idiler. Öç alma düşüncesiyle her yerde acımasızca öldürme ve yok etme yolunu tutmakta idiler.&lt;/span&gt;’ &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bu hususta gerçek dışı beyanlarda bulunan hainler elbet geçmişte de vardı. Bunlardan birisinin de Damat Ferit Kabinesi’ndeki İçişleri Bakanı Cemal Bey olduğunu tarihimizden öğreniyoruz.&lt;br /&gt;Mustafa Kemal’in bu Hain Bakan hakkındaki eleştirileri de şöyleydi:&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ferit Paşa Kabinesi’nde İçişleri Bakanı sıfatıyla aziz milletimizin bağımsızlık ve geleceğini yok etmeye azimli hainlerden biri olan Cemal Bey, ilk icraatına milletin namus ve tarihini lekelemekle başlamış, İstanbul’daki Türkçe Gazeteleri bırakarak, Gallata’da Fransızca yayınlanan bir gazeteye, yabancı kamuoyunu etkilemek için hain telkinlerde bulunmak üzere, Türkiye’de 800 bin Ermeni katledildiğini açıklamış, Ermeni davasını Paris’teki Bousturyar Paşa’dan daha ateşli bir kalp ile savunurken masum Türk Milleti’nin soyluluğuna çirkin bir iftira lekesi sürmüştür. Erivan’dan tehcir ve doğu illerinin enkaz ve harabesi altında Ermeni mezalimi ve ihanetinin kurbanları olan yüzbinlerce Müslüman kardeşimizin iskeletleri ortadayken, Osmanlı Devleti’nin bir bakanı sıfat ve yetkisiyle Fransızca bir gazeteye, tamamı kayd ile, 800 bin Ermeni’nin katledildiğini açıklayan bu akılsız, vicdansız bakan, bu sözleri ile Paris’te çalışan Büyük Ermenistan kurma hayallerine hizmet etmiş ve hiç kuşkusuz bu hizmet ile ödülsüz kalmamıştır.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Ulu Önder bir başka açıklamasında Ermeniler’in Maraş’ta yaptıklarına atıfla: &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Maraş’taki o acıklı olay bu yüzden meydana gelmişti. Yabancı kuvvetlerle birleşen Ermeniler, top ve ağır makinalı tüfeklerle Maraş gibi eski bir Müslüman kentini yerle bir etmişlerdi. Binlerce güçsüz ve günahsız ana ve çocukları tepeleyip yok etmişlerdi. Tarihte bir benzeri görülmemiş olan bu yırtıcılığı yapanlar Ermeniler’di. Müslümanlar ancak namuslarını ve yaşamlarını korumak kaygısıyla karşı koymuşlar ve savunmada bulunmuşlardı&lt;/span&gt;’ şeklinde anlatımda bulunmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Kemal’in bir başka açıklamasında ise:&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Adana ili içindeki Müslümanlar,tepeden tırnağa kadar silahlandırılan Ermeniler’in süngü baskısı altında, her dakika ölüm tehlikesiyle karşı karşıya idiler. Canını ve bağımsızlığını korumaktan başka bir şey istemeyen Müslümanlar’a karşı uygulanan bu kıyım ve yok etme politikası, uygar insanlığın dikkatini çekecek, acıma duygularını uyandıracak nitelikte iken, olayların tam tersini ileri sürmek ve bundan vazgeçilmesini istemek gibi bir davranışa nasıl güvenilebilirdi?&lt;/span&gt;’ diye ifadelerde bulunuyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Sözü uzatmanın anlamı yok. Gerçekler gün gibi ortada. Üstelik bunlar Ermeni tarihçiler tarafından da doğrulanıyor.&lt;br /&gt;Emperyalistlerin amacı başka. Dertleri, doğu vilayetlerimizin bir kısmının dahil edileceği bağımsız bir Ermenistan kurmak. Tezgahı tertipleyen güç ABD. Bunun için akla gelmedik her yolu deniyorlar. Sözlerinde samimi değiller.&lt;br /&gt;Son örnek oldukça ilginçtir. Başkan Obama’nın Türkiye ziyareti sürerken; vermeye çalıştığı dostluk, kardeşlik, barış vb mesajlarının aksine, doğduğu yer olan ABD’nin Hawaii Eyaleti’nin Temsilciler Meclisi Sözde Ermeni Soykırımı’nı tanıdı.&lt;br /&gt;ABD, Türkiye’yi bölmek için alenen yapamadığını, çeşitli yollarla yapıyor. Bir ülkede; içeriden satın aldığı hain ve işbirlikçileri, yeri geldiğinde, arkası sıkılmış ördek yavrusu gibi öttürüp, çaktırmadan ABD menfaatlerine hizmet ettiriyor.&lt;br /&gt;Son gelişmelere bakar mısınız?&lt;br /&gt;Erivan’da yapılan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Toplantısı’na Türkiye’den katılım olup/olmayacağı önce basından bir sır gibi saklanıyor. Yurtdışında bulunan Dışişleri Bakanımız, son dakikada koşar adım gidip, anılan toplantıya katılıyor. Aynı hızla ve de aynı gün Ankara’ya dönüp Azerbaycan Milletvekillerini makamında kabul ediyor. Onlara verilen mesaj ise; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Türkiye, Azerbaycan’a rağmen Ermenistan Sınırı’nı açmaz…&lt;/span&gt;’ şeklinde.&lt;br /&gt;Doğrusunu söylemek gerekirse; bunu pek inandırıcı bulmadığımı belirtmeliyim.&lt;br /&gt;Çünkü, Obama, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Komşularla diyalog kurmak ve iyi geçinmek gerekir…&lt;/span&gt;’ diyecek, AKP ve Zihniyeti iktidarı da bunun üzerine balıklama atlamayacak!&lt;br /&gt;Siz öyle zannediyorsanız; emin olun yanılıyorsunuz!&lt;br /&gt;Bekleyip göreceğiz.&lt;br /&gt;Elbette komşularımızla iyi ilişkiler kurmak, karşılıklı dostane çabalar göstermek, birbirimizin haklarına karşı saygılı olmak, ürettiklerimizi karşılıklı olarak pazarlamak, vb gibi hususları, her çağdaş toplum gibi biz de arzu ederiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın!&lt;br /&gt;Ancak bunu, ABD’nin istek ve talimatlarına göre değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin Onurlu Dış Politikası’nın gereklerine göre yapmamız gerekir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;……&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Atatürkçü Gençler olarak; Sözde Ermeni Soykırımı iddiası saçmalığının gerçek yüzünü, ulaşılabilinen herkese anlatmalı, Türk Ulusu’nun bu konudaki doğruya bir an evvel kavuşmasına çalışmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-6833765505387951701?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/6833765505387951701/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=6833765505387951701' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/6833765505387951701'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/6833765505387951701'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/04/sozde-ermeni-soykirimi-kusku-edilmemek.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-2381556135000050548</id><published>2009-04-20T04:42:00.000-07:00</published><updated>2009-04-20T04:57:56.364-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;23 NİSAN 1920’DEN&lt;br /&gt;GÜNÜMÜZE &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;Türk Milleti yeni bir iman ve kesin bir milli azim ile yeni bir devlet kurmuştur. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Bu devletin dayandığı esaslar &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Tam Bağımsızlık&lt;/span&gt;  ve &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kayıtsız Şartsız &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Milli Egemenlikten&lt;/span&gt; ibarettir. Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Milli Egemenliktir. Milletin Kayıtsız Şartsız Egemenliğidir...&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;’&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;Gazi Mustafa Kemal Atatürk&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;    Bu yazımı Milli Egemenlik Haftası münasebetiyle hazırladım. Çok zor şartlarla kurulan TBMM’nin bugün geldiği noktaya dikkat çekmek istedim. Bölücü terör örgütünün siyasi uzantısının Meclis’e girmiş olduğu Meclis çatısı altında bile açıkça söylenirken; başta Meclis’in değerli üyeleri olmak üzere; hiç kimselerin bir şeyler yapmıyor, hatta yapamıyor olması, inanın çoğunluğunuz gibi, benim de içimi acıtıyor. Hal böyle olunca da; 89 yıllık süreçte yaşananlar ile bugün gelinen noktayı, bir kez daha, okurların dikkatine sunmak istedim.&lt;br /&gt;    &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;….&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;    23 Nisan 1920 tarihi, Milli Mücadele sürecinde çok önemli bir mihenk taşıdır.&lt;br /&gt;    Mustafa Kemal, Samsun’a çıkışının ardından sırasıyla Amasya, Erzurum ve Sivas’a gitmiş ve Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde, en öne çıkan unsur olarak da Egemenliğin Ulus’ta olduğu vurgusunu yapmıştır.&lt;br /&gt;    Buradaki derin anlamı, Mustafa Kemal’in, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ulus’u, yine Ulus’un gücü kurtaracaktır. Tek bir egemenlik vardır, o da Ulusal Egemenliktir&lt;/span&gt;’ sözünde bulabiliriz.&lt;br /&gt;    Heyet-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal, yanındakilerle birlikte,  Sivas’tan Ankara’ya doğru hareket etmiş ve 27 Aralık 1919 tarihinde Ankara’ya ulaşmıştır. Ulusal Mücadele artık Ankara’dan sürdürülmektedir. Mustafa Kemal, ilk iş olarak, İstanbul hükümetinin teslimiyetçi anlayışı karşısında yeni bir Meclis’in kurulması zorunluluğunu görmüş ve yayınladığı bir bildiriyle, Türk Ulusu’nun, kendi bölgelerinden seçecekleri milletvekillerinin Ankara’da toplanmasını istemiştir.&lt;br /&gt;    Milletvekilleri, 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da toplanmış ve böylelikle ilk Millet Meclisi kurulmuştur. Meclis’in ilk işi Türk Ulusu’nun Egemenliği’ni ilan etmesi olmuştur. Böylelikle de; 23 Nisan Ulusal Egemenlik Günü olarak kutlanmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;    Daha sonra; yasama ve yürütme yetkisini haiz olan Meclis, yaptığı bir toplantıda Mustafa Kemal’i Meclis Başkanlığı’na seçmiştir.&lt;br /&gt;    Meclis çalışmaları yoğun bir tempoyla devam ederken; bir yandan da Ulusal Kurtuluş Savaşı bütün hızı ile sürmektedir. Nihayet, hepimizin de bildiği gibi,  emperyalizme karşı sürdürülen bu savaştan büyük bir zafer kazanılarak çıkılmıştır.&lt;br /&gt;    Savaşın zaferle taçlandırılmasından bir müddet sonra, 23 Nisan 1924 tarihinde, Mustafa Kemal 23 Nisan gününün bir bayram günü olarak kutlanmasına karar vermiştir.&lt;br /&gt;    Bu olayın üzerinden 5 yıl kadar bir zaman geçtikten sonra, 23 Nisan 1929 tarihinde de, Mustafa Kemal, 23 Nisan Bayramını çocuklara armağan etmiştir. Böylesine çocuklara armağan edilmiş bir başka bayram dünyanın hiçbir ülkesinde bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;    Ulusal Egemenliğimizin bütün dünyaya ilan edildiği 23 Nisan günü, 23 Nisan 1929 tarihinden bu yana, &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı&lt;/span&gt; olarak kutlanmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;    Mustafa Kemal’in, uzun uğraşlar vererek mükemmel bir mücadele neticesinde kurulmasını sağladığı Türkiye Cumhuriyeti, dünyada bir ilk olma özelliğini de taşır. Çünkü, &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Türkiye Cumhuriyeti; Halkın Egemenliği Esası’na Dayalı, Laik, Demokratik, Çağdaş ve Hukukun Üstünlüğü İlkesi esasları üzerine oturtulmuş bir Cumhuriyet’tir.&lt;/span&gt; Cumhuriyetimizden bahsedilirken  bu husus özellikle belirtilmelidir. Zira, dünya yüzünde kurulmuş başka cumhuriyet idareleri de vardır. Bir-kaç örnek vermek gerekirse; ilk etapta, &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;İran İslam Cumhuriyeti&lt;/span&gt;, &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çin Halk Cumhuriyeti&lt;/span&gt;(&lt;span style="color:#993300;"&gt;Sosyalist bir Cumhuriyettir…&lt;/span&gt;) ve &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;ABD&lt;/span&gt;(&lt;span style="color:#993300;"&gt;Federal bir Cumhuriyet’tir&lt;/span&gt;) akla gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti, bu itibarla dünyada tek olma özelliğini korumaktadır.&lt;br /&gt;    Ancak, özellikle 10 Kasım 1938 saat 09.06’dan itibaren işin şekli biraz değişmeye başlamıştır.&lt;br /&gt;    Ulusal Çıkarların yerini kişisel menfaat ve siyasi hırsların aldığı uygulama ve söylemler, adeta ihanetin başlangıcı olarak kabul edilen bu tarihten itibaren, sıkça görülmektedir.&lt;br /&gt;    Çok partili sistem ve 1950’li yıllar ve Demokrat Parti’nin 10 yıllık iktidarı, işin iyice zıvanadan çıkmasına neden olmuştur.&lt;br /&gt;    1960’ın ardından 1970 ve 1980’ler çalkantılı dönemler olarak tarihteki yerini almıştır. &lt;br /&gt;    Sonuçta bugünlere gelinmiş ve Türkiye’nin yönetimi, üzerinde hala tartışmaların sürdüğü seçimler neticesinde, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ne demekmiş; -Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir?, Egemenlik Kayıtsız Şartsız Allah’ındır-&lt;/span&gt;’ diyen bir başbakan olan RTE ve başında bulunduğu AKP ve Zihniyeti hükümetine teslim edilmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;&lt;em&gt;Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebili&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;r&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;’&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;Gazi Mustafa Kemal Atatürk&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;    Kısaca söylemek gerekirse; Bugün Ulusal Egemenlik ifadesi, sadece kağıt üzerinde vardır. Türkiye dışarıdan yönetilmeye başlanılmış, ABD ve güdümündeki AB’nin direktif ve talimatları emir telakki edilir olmuştur.&lt;br /&gt;    Türkiye Cumhuriyeti, ABD ve AB’nin  dayatmalarına teslim edilmiş, teslimiyetçi bir anlayışla yönetilmeye başlanmış ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ait değerler ile Laik Cumhuriyet’in Erdemleri’nin yok edilmesi için, gizli veya açık her yöntem denenmiştir. Halen de denenmeye devam edilmektedir. &lt;br /&gt;    Atatürk Türkiye’si, dinci, yobaz, gerici ve çağdışı bir Zihniyet’in dayatmaları ile Dini Esaslara dayalı bir devlete doğru çekilmeye çalışılmaktadır. Toplumdan gelebilecek tepkinin dozunun azaltabilmek için de; ABD’de tezgahlandığı şekliyle bir &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;ILIMLI İSLAM&lt;/span&gt; modeli yaratılmıştır.&lt;br /&gt;     Asırlardır dininin gereğini yerine getirmeye gayret gösteren insanımıza dayatılan &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;ILIMLI İSLAM &lt;/span&gt;saçmalığı, kafaların iyiden iyiye karışmasına yol açmıştır. Zaten  amaçlanmış olan da budur.&lt;br /&gt;    Türk Ulusu, gözlerinin önünde olup/biten bütün kepazelikler karşısında, maalesef sadece seyirci gibi olanları izlemekle yetinir olmuştur. Yapılan miting ve gösteriler ile salon toplantıları, kişisel tutkuların tatmini amaçlı çabalardan öteye geçememektedir. Toplumun, Atatürk İlke ve Devrimleri ile Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri etrafında kenetlenmesi ve bu uğurda ortak mücadele verebilmesi maalesef sağlanamamıştır.&lt;br /&gt;    Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Düşünceleri, Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri ve Atatürk Aydınlanması ifadeleri sıkça dillendiriliyor olmasına karşın; gerçek Atatürkçüler’in en büyük zaaflarından birisi olan ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bir araya Gelememe&lt;/span&gt;’ hususu, maalesef halen aşılamamıştır.&lt;br /&gt;    Toplumun üzerinde bir vurdumduymazlık ve adamsendecilik duygusu, adeta ölü toprağı misali bir örtü halini almıştır. Bir türlü ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ben&lt;/span&gt;’ demekten, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Biz&lt;/span&gt;’ demeye geçilememiştir.&lt;br /&gt;    Sanki, karşı devrimcilerin arayıp da bulamadığı, adeta ellerine altın tepsiyle sunulmuştur. Tepkisizlik, kişisel hakları arayamama, maalesef &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Vatan’a Sahip Çıkamama&lt;/span&gt;’ya dönüştü dense yeridir.&lt;br /&gt;    Atatürk’ün, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, halkını esir eden, içerdeki cephenin suskunluğudur…&lt;/span&gt;’  şeklindeki ifadesi, sanki bugünler bilinerek söylenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-2381556135000050548?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/2381556135000050548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=2381556135000050548' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/2381556135000050548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/2381556135000050548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/04/23-nisan-1920den-gunumuze-turk-milleti.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-4467078345668953111</id><published>2009-04-01T12:21:00.000-07:00</published><updated>2009-04-01T12:28:42.034-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;YAKUP SATAR&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;(&lt;/span&gt;MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANI,&lt;br /&gt;ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI GAZİSİ&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;(&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;1894 - 2008&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Aramızdan ayrılışının 1. yıldönümü anısına&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            1894 yılında Kırım’da dünyaya gelen ve sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye göç ederek Eskişehir’e yerleşen Yakup SATAR Dede’yi, kızımın öğrenciliği münasebetiyle Eskişehir’de yaşadığım bir dönemde tanıdım ve ellerinden öpme şerefine ulaştım. Aramızdan ayrılışının birinci yıldönümüne denk gelen bugünlerde, bu yazıyla kendisini bir kez daha hatırlayalım istedim…&lt;br /&gt;            Yakup Dede, Balkan Savaşları’na katılmış, Bağdat ve Basra cephelerinde savaşmıştır. Uzun sayılabilecek bir süre İngiliz esaretinde yaşadıktan sonra ve çok güç şartlarda ülkesine dönebilmiştir.&lt;br /&gt;            Bu döneme ilişkin bir anısını kendisinden dinleyelim:&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Basra’da şiddetli geçen çarpışmaların ardından esir düştük. Epey bir zaman geçtikten sonra esir değişimi olacağını duyduk. Ben de o değişimden yararlandım ve İstanbul’a gönderildim. Kara yolu tehlikeli olduğu için deniz yoluyla geldik. Yolculuk bir aya yakın sürdü.&lt;br /&gt;İstanbul’a geldiğimde; başkentin işgal edildiğini gördüm. Her taraf İngiliz ve Yunan bayraklarıyla doluydu. Düşman gemileri boğazda bir aşağı-bir yukarı dolaşıp duruyordu. Sanki yabancı bir şehre gelmiştik. Günlerce hiç kimse bize sahip çıkmadı. Aç kaldık, sokakta yattık. Memleketimize gidebileceğimiz vasıta dahi bulamadık. Bütün başvurduğumuz resmi kapılar, yüzümüze kapanıyordu. İstanbul’a bir haller olmuştu. Herkesler birbirinden çekiniyor, korkuyor ve bunun için de tedirgin davranıyordu.&lt;br /&gt;Eskişehir’e gitmek için mecburen yaya olarak yola çıktık. Uzunca bir süre yürüdükten sonra, Adapazarı’na ulaştık. Ancak buralar düşman tarafından sahiplenilmişti. Yunanlar, Eskişehir’e gitmemize izin vermiyorlardı. Bu çok ağrıma gidiyordu. Vatanımda, bir yerden bir başka yere gidebilmem için işgalci düşman izin vermiyordu. Bu, kurşun yarasından bile daha ağır geldi bana.&lt;br /&gt;Sonunda, diğer düşmanımız İngilizler olaya müdahale ettiler. Kendilerinin esaretinden geldiğimizi söylediler. Yunanlara durumu anlattılar ve nihayet Bilecik üzerinden Eskişehir’e ulaşabildik. Artık vatanımıza gelmiştim. Dünyalar benimdi sanki. Ancak, Mustafa Kemal ve askerleri düşmanla savaş halindeydiler.&lt;br /&gt;Benim gibi başka arkadaşlar da vardı. Birlikte gidip, ilgili yerlere başvurduk ve hemen Mustafa Kemal’in ordusuna katılmak istediğimizi bildirdik.&lt;br /&gt;Esaretten geldiğimi ve kolumun da henüz yeterince iyileşmediğini öne sürerek, bana üç ay izin verdiler. Diğer arkadaşların durumu ne oldu bilemiyorum.&lt;br /&gt;Üç ay sonra orduya geri döndüm. Çok mutlu oldum.&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;            Eskişehir’e döndükten bir müddet sonra, önce Kuvay-ı Milliye’ye, sonra da Mustafa Kemal’in düzenli ordusuna katılan ve siperde bulunduğu bir sırada Mustafa Kemal ile karşılaşma şansına sahip olan Yakup Dede, 1. ve 2. İnönü Savaşları, Sakarya Savaşı ve Başkumandanlık Meydan Muharebesi’ne de iştirak etmiştir.&lt;br /&gt;            Muhtemel ki bu muharebe esnasında ve siperde olduğu bir sırada Mustafa Kemal ile olan karşılaşmasını da şöyle anlatmaktadır Yakup Dede:&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Savaş hali bile olsa; Komutanlarımız, zamanla  en uç noktadaki nöbet yerine kadar gelirlerdi. Bunu nöbet tutan her asker bilir. Bu bize büyük bir savaşma gücü verirdi. Komutanlarımızın her an yanımızda olduğunu bilmenin gücü ve güveni.&lt;br /&gt;Siperde nöbet tutuyordum. Bir an bir hareketlenme oldu ve komutanlarımızdan birinin yanıma kadar sokulduğunu hissettim sanki. Kafamı hafiften o tarafa çevirdiğimde; gecenin yarı ışığının ziyasında  Mustafa Kemal Paşa’yı gördüm. Yanıma kadar gelmişti. İçimi öyle bir heyecan kapladı ki. Tarifi imkansız.&lt;br /&gt;Paşa:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;-Adın ne asker!&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;dedi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;-Yakup, Paşa’m!&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;dedim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;-Yakup! Etrafta neler görüyorsun anlat bakalım?&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;diye emir verdi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Ben de:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;-Sağ tarafta şu var, sol tarafta bu var, karşıda da şunlar var Paşa’m!&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;diyerek, görebildiklerimi saydım. Aslında çok şeyler söyledim de; olayın heyecanıyla bu kadarını hatırlayabiliyorum. Bugün bile halen aynı heyecanı duyuyorum. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Sonra sırtımı okşadı. Ve:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;-Asker! Silahınıza, cephanenize iyi sahip çıkın. Boşa mermi harcamayın!&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;dedi ve ayrıldı.&lt;br /&gt;Bu, bütün ömrüm boyunca hiç unutmadığım ve her aklıma geldiğinde çok gururlandığım bir anımdır. Hatırladığımda; aç isem doyduğumu, üşümüş isem ısındığımı, korkuyorsam, cesaretlendiğimi hissederim sanki.&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;            O, Büyük Taarruz’un her anını yaşayan ve Yunan askerini Ege Denizi’ne dökülünceye dek kovalayan mehmetçiklerden birisidir.&lt;br /&gt;            Ordumuz’un İzmir’e giriş anından sonra İzmir’e ulaşanlar arasında bulunan Yakup Dede, düşmanın denize dökülüp de; Kordon’daki Hükümet Binası’na Türk Bayrağı’nın çekildiğini görünce; duygularını yaşlı gözlerle ve ancak, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sanki yeniden doğmuş gibi oldum&lt;/span&gt;’ şeklinde anlatabilmiştir.&lt;br /&gt;            Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Eskişehir’deki ailesinin yanına dönen Yakup Dede, evlenmiş ve geçimini sağlayabilmek için de; Bakkallık yapmaya başlamıştır. Soy adı kanunu çıkınca da; bakkallık yapıyor olmasından dolayı ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;SATAR&lt;/span&gt;’ soy adını almıştır. &lt;br /&gt;            Devlet’in, Atatürk İlke ve Devrimleri’ne inanmış, Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri’ne ve bugüne değin elde edilmiş Kazanımları’na, özde, bağlı olan kurumlarının görevlilerince sıkça ziyaret edilen ve hemen her türlü ihtiyacı karşılanan Yakup SATAR, anılarını anlatarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kolay kurulmadığını, düşmanın Vatan topraklarından, çok büyük bedeller ödenerek temizlenebildiğini ifade ederek, Gençler’e, Vatan’ın ve Laik Cumhuriyet’in kıymetini bilmeleri ve bu değerleri, canları pahasına bile olsa, korumaları gerektiğini salık vermektedir.&lt;br /&gt;            2 Nisan 2008 tarihinde ve 114 yaşında iken, ebediyete intikal etmek üzere, aramızdan ayrılan ve Şehitlik Mertebesi’ne ulaşan Yakup SATAR’ı ve şahsında bütün Kahraman, Gazi ve Şehitlerimizi bir kez daha saygı ile anıyorum.&lt;br /&gt;            Sevgili Yakup SATAR Dede, huzur içinde uyu, ruhun şad olsun…&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-4467078345668953111?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/4467078345668953111/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=4467078345668953111' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/4467078345668953111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/4467078345668953111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/04/yakup-satar-milli-mucadele-kahramani.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-3099374444301725457</id><published>2009-03-17T13:11:00.000-07:00</published><updated>2009-03-17T13:17:50.476-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;ÇANAKKALE RUHU&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında çok önemli bir yere sahip olan Çanakkale Savaşları, bir çok dünya devletleri için de oldukça önemlidir.&lt;br /&gt;Çanakkale Savaşları’nda, Mehmetçiğin olağanüstü çaba ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bugünkü yapısının çekirdeğini oluşturan komutanların ise büyük bir sabır göstererek ulaştıkları Zafer’in altında yatan en önemli gerçek &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;ÇANAKKALE RUHU&lt;/span&gt;’dur. Bu nitelik ve özellik, dünyanın başka hiçbir milletinde görülmemektedir.&lt;br /&gt;Çanakkale hakkında bugüne değin, gerek içeride, gerekse dışarıda bir çok eserler yazılmış ve bir o kadar konuşmalar yapılmıştır. Ancak, Türk Ulusu için Çanakkale Savaşları’nın anlamının ne olduğunu ifade etmek istediğimizde; şu önemli satırbaşlarını karşımızda buluruz:&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; Osmanlı’nın son döneminde, Anadolu topraklarına sahip olabilmek için; her türlü insanlık dışı faaliyette bulunan, gözünü hırs bürümüş emperyalist güçlere, &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Anadolu Aslanları&lt;/span&gt; olarak nitelendirilebilecek Mehmetçiğin indirdiği bir tokattır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; Anadolu’nun, yeniden dirilişinin bir destanıdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; Türk Ulusu’nun, insani vasıflarını yitirmiş hain ve gözü dönmüş canilere karşı bir haykırışıdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; Şehitlerin el, kol ve bacak gibi uzuvlarının, her top mermisinin toprağa düşüşünde, toprak yığınıyla birlikte havada uçuştuğu, derelerin adeta kan olup aktığı, toprağın şehit kanıyla ıslandığı, acının ve onurun, vatan ve millet sevgisinin, iman ve inancın, tarihin altın sayfalarına şehitlerin kanıyla yazıldığı, bugünkü ve gelecek nesillerimizin onur duyacakları bir yerdir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; Henüz açmış çiçek misali gencecik ve çocuk denebilecek yaştaki Mehmetçiklerin, &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;VATANI&lt;/span&gt;’nı, &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;İNANCI&lt;/span&gt;’nı ve &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;NAMUSU&lt;/span&gt;’nu koruma kararlılığını kanlarıyla tarihe yazdıkları bir şeref meydanıdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; Bir Ulus’un, Dik  ve Onurlu Duruşu’nun,  nasıl olması gerektiğini, tarihin şehadetiyle bütün dünyaya gösteren kahraman askerlerimizin yüreklerinin, tek bir yürek olarak attığı alandır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; İnsani Değerlerin ve dolaysıyla Medeniyetin, dünya milletlerine sanki bir ders gibi anlatıldığı, belletildiği ve öğretildiği bir mekandır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; Vatanımızı, güle oynaya işgale gelen emperyalist ülke askerlerinin, Anadolu Aslanları’ndan derslerini aldıktan sonra, utanç ve ezikliklerinden dolayı başlarını yukarıya kaldıramadan, arkalarına bile bakamadan çekilip gittikleri ve emperyalizmin, Anadolu üzerindeki kirli emellerine ulaşmalarının ilk denemesinin engellendiği çok önemli bir Vatan toprağıdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; Bugünkü Ordumuzun, adeta çekirdeği olarak kabul edilebilecek askerlerimiz ve birliklerinin, o dönemin bir kısım Ordu Komutanlıkları’nın Alman subaylara teslim edilmiş olmasına, bununla birlikte de; emperyalist gücün ordusu karşısında silah, teçhizat ve mühimmatının yetersizliğine karşın; Vatanı ve Ulusu’nun Tam Bağımsızlığı söz konusu olduğunda, neler yapabildiklerinin bir göstergesi ve kanıtı, bundan sonra da neler yapabileceklerinin bir işaretidir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; Dünyadaki bütün mazlum milletlere, Tam Bağımsızlığı kazanmanın nasıl sağlanabileceğinin anlatıldığı bir ulvi mücadelenin adı ve destansı anlatımıdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; Türkiye Cumhuriyeti’ne doğru gidilirken, Mustafa Kemal ile Silah ve Dava Arkadaşları’nın, Mehmetçikle birlikte yazıp, birlikte söyledikleri; Bir Şiirdir! Bir Türküdür! Bir Destandır! Milli Mücadele’nin ve dolaysıyla Tam Bağımsız &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Türkiye Cumhuriyeti’nin Önsözüdür.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; Anadolu’nun düzenli ordu kurulmasından önceki silahlı gücü olan Kuvay-i Milliye Ruhu’nun temelinin atıldığı yerdir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; Ulusumuzun yüreğinden kopan ve duygularını oldukça temiz, açık ve net bir dille anlatan Türkülerde ve Ulusal Şairimiz Mehmet Akif’in Ulusal Marşımızdaki dizelerinde, bizden önce olduğu gibi, bizden sonra da kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılacak bir ruhun, bugünkü anlatımıyla &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;ÇANAKKALE RUHU&lt;/span&gt;’nun çelikleşmiş bir göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; Mehmetçiğin, tırnaklarını bir aslan pençesi misali geçirdiği Vatan topraklarını korumaya çalıştığı, ancak emperyalist orduları oluşturan İngiliz, Fransız, Senegalli, Hintli Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerlerden oluşan düşman güçlerin ise ele geçirmek amacıyla, amansızca ve acımasızca saldırdıkları Anadolu Toprağı’dır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; Emperyalist ordunun bir kısım askerlerinin, dedelerimizle  gırtlak gırtlağa savaştığı ve öldükten sonra da, şehit Mehmetçiklerle beraber koyun koyuna yattığı, sıcacık, samimi ve sevecen bir Vatan parçasıdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; Mustafa Kemal’in, bugün bir deha ürünü olarak adlandırdığımız askeri stratejisini dünyanın bilmesine ve  dolaysıyla öğrenmesine neden olduğu ve bu stratejinin doğru uygulanması durumunda; Türk Ulusu’nun Tam Bağımsızlığa nasıl ulaştığının dillendirildiği, Vatan toprağına kazındığı  bir alandır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; Mustafa Kemal’in, &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;ATATÜRK &lt;/span&gt;olmasına zemin hazırlayan ve O’nu bütün dünyanın tanımasına  ve bir Ulus’u Tam Bağımsızlığa taşıyan başarıları neticesinde önünde saygı ile eğilmesine sebep teşkil eden bir Tam Bağımsızlık Mücadelesi’nin başlangıcı ve Türk Ulusu’nun Onur Savaşı’dır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; Balkan Harbi’nde maneviyatı çökmüş olan Ordunun, yeniden öz güvenini elde etmesine, yetiştirdiği ve büyük deneyimler edinmesine neden olduğu Subay ve Erleri’nin beş yıl sonraki Ulusal Kurtuluş Savaşı öncesi adeta bir tatbikat yapmasına ve ardından da Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı kazanıp, Türk Ulusu’nu Zafer’le taçlandırmasına temel oluşturan tarihi bir gerçektir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çanakkale;&lt;/span&gt; Türk Ulusu’nu, &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ&lt;/span&gt;’ni kurmaya doğru götüren ve dünyada hiçbir milletin, bir daha sahip olamayacağı, bir Onur’dur…&lt;br /&gt;Ancak, bu nitelemelere karşın bir kısım yazarların,  maksatlı olarak yalana ve hurafelere bulaştırılmış uyduruk tarih kitaplarıyla  çocuklarımız ve gençlerimizin beyinlerinin bulandırılmak istenmesi dikkatlerden kaçmıyor. Amaçları, Mustafa Kemal ve O’na ait değerleri, işbirliği yaptıklarıyla beraber, yok etmektir. Mustafa Kemal Atatürk’ün genç beyinlerde yer etmesini engellemektir.&lt;br /&gt;Asla başaramayacaklar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:onalcengiz@gmail.com"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;onalcengiz@gmail.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-3099374444301725457?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/3099374444301725457/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=3099374444301725457' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/3099374444301725457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/3099374444301725457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/03/canakkale-ruhu-turkiye-cumhuriyetinin.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-1644666742957662986</id><published>2009-03-16T13:26:00.000-07:00</published><updated>2009-03-16T13:38:11.139-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;ÇANAKKALE SAVAŞLARI’NI&lt;br /&gt;DOĞRU ANLAMAK VE ANLATMAK&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;"&lt;/span&gt;Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini&lt;br /&gt;gösteren hayret edilecek ve tebrike değer bir örnektir.&lt;br /&gt;Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebeleri’ni&lt;br /&gt;kazandıran bu yüksek ruhtur&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Mustafa Kemal&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir çoğumuz gibi ben de Çanakkale Savaşları hakkındaki gerçeklere ulaşabilmek için oldukça fazla sayılabilecek miktarda yayını inceledim.&lt;br /&gt;Araştırmalarım sırasında; Çanakkale Savaşları’nı iki farklı aşamada inceleyip adlandırmak gerçeğini gördüm.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Birincisi;&lt;/span&gt; 3 Kasım 1914 tarihinden 18 Mart 1915 tarihine kadar süren ve tamamen Çanakkale Boğazı ve yakın çevresinde gerçekleşen deniz savaşlarıdır ki 18 Mart 1915’de Çanakkale Deniz Zaferi’yle sonuçlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;İkincisi ise;&lt;/span&gt; 25 Nisan 1915 – 9 Ocak 1916 tarihleri arasında Gelibolu Yarımadası’nda gerçekleşen Kara Muharebeleri(&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;bu isimlendirme kapsamında, Arıburnu, Kirte, Bombasırtı, Zığındere, Kerevizdere, Kanlısırt, Conkbayırı ve Anafartalar Muharebeleri ilk başta söylenebilir…&lt;/span&gt;)’dir.&lt;br /&gt;Sonuçta, Muharebelerin kış aylarına(&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kasım, Aralık-1915&lt;/span&gt;) denk gelen günleri, zamanla kısmi çatışmalar yaşansa bile, daha çok geri çekilme ağırlığının yaşandığı dönem olarak kabul edilir. Son düşman askeri 9 Ocak 1916 tarihinde Gelibolu Yarımadası’ndan ayrılmış ve Kara Muharebeleri de Türk Askeri’nin kesin zaferiyle sonuçlanmıştır.&lt;br /&gt;Gerek Deniz Zaferi ve gerekse Gelibolu Kara Muharebeleri’ni birlikte adlandırdığımızda; Çanakkale Savaşları’nın, Türk Tarihi’nin onurlu sayfalarında hak ettiği yeri almış olan zaferlerin en önde geleni olduğu gerçeği çıkar karşımıza.&lt;br /&gt;Ancak, özellikle son yıllarda Çanakkale Savaşları’nın yalan dolana bulanıp, olayların ve dolaysıyla da tarihimizin hurafelerle gençliğe sunulduğunu görmenin de acısını yaşıyorum.&lt;br /&gt;Dostlarımdan yakınma dolu bir çok ileti de alıyorum. Çanakkale ve Gelibolu’yu gezenler, oradan yüzleri asık ayrıldıklarını söylüyorlar. Çanakkale Deniz Zaferi ile Gelibolu Kara Muharebeleri’nin, gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmayan uydurma bir tarih haline sokulup, Milli Parklar’da görevli rehberlerce insanlarımıza anlatıldığı sıkça duyulmaya başlandı.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Çanakkale Savaşları’na hurafelerin bulaştırılması azımsanacak, hafife alınacak ve küçümsenecek bir şey değil.&lt;br /&gt;Yapılanlar gayet sistemli bir şekilde gerçekleştiriliyor. Bu uyduruk tarih ve olayların, hurafelere bulanmış şekli kitaplar, rehber dokümanlar ve broşürler haline getirilmiş, muharebelerin cereyan ettiği yerleri ve dolaysıyla da Şehitliklerimizi gezmeye getirilen çocuklarımız ve gençlerimizin hizmetine sokulmuştur. Maalesef, genç beyinler yalan yanlış bir tarihle bulandırılmaktadır.&lt;br /&gt;Adının önüne ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;tarihçi&lt;/span&gt;’ sıfatı ekleyen bir kısım insanların, Çanakkale ve Gelibolu hakkında yazıp kitaplaştırdıkları yenilir yutulur cinsten anlatımlar değil.&lt;br /&gt;Birkaç örnek vermek gerekirse;&lt;br /&gt;1- &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Nusrat mayın gemisinin döktüğü 26 adet mayın konusunda, Cevat Paşa’nın önceden rüya görmesi, bir-iki gün sonra aniden ilahi bir sesle irkilip, denizi kaplayan &lt;span style="color:#000066;"&gt;Nur&lt;/span&gt;’u fark etmesi ve ak saçlı, nur yüzlü bir ihtiyarın da rüyayı bir güzel yorumladıktan sonra 26 mayının denize dökülmesi!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;2- &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hz. Muhammed’in, Çanakkale Savaşı esnasında güya türbedarının rüyasına girerek:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;‘&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Ben şimdi Medine’de değil, aksine Çanakkale’deyim. Müslüman askerlerimizi yalnız bırakmaya gönlüm dayanmadı. Şimdi onlara yardım etme geldim&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;’&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;demesi…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;3-&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Anadolu’dan Çanakkale ve Gelibolu’ya taburlar halinde erenler, veliler, evliyalar ve enbiyalar gelmesi, beyaz sarıkları ve uzun yeşil cüppeleri içindeki bu ermiş ve ulu kişilerin, çıkarmanın yapıldığı koyda, uçurumun başından beri Anzak askerlerinin uçarak üzerlerine atlamaları ve onları perişan etmeleri…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;4-&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Gelibolu yarımadasının Saroz Körfezi’ne doğru olan bir kısmında&lt;/span&gt;(&lt;span style="color:#000099;"&gt;…ki bu tür anlatımlarda hiçbir zaman yer ve isimler net olarak söylenmez&lt;/span&gt;) &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;kıyıdan içerilere doğru keşif için hareket eden İngiliz askerlerinden Norfolk-5 taburunun, gökten inen beyaz ve yoğun bir bulut tabakası tarafından alınıp yok edilmesi…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Dikkat edilirse, ele aldığım bu birkaç örnekten hiç birisinin doğrulukla ilgisinin bulunmadığı, akıl ve bilimsel verilerle uyum sağlamadığı hemen fark edilir.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Nedense Çanakkale ve Gelibolu anlatılırken Mustafa Kemal’den hiç söz edilmiyor, hatta adı ağızlara bile alınmıyor.&lt;br /&gt;Elbette Çanakkale hakkında yazılmış dürüst ve saygıdeğer araştırma ve çalışmalar da var. Bunlara bir diyeceğim asla olamaz. Ancak, bu uydurukçuların ve soytarıların da işi iyice azıttığı ortada.&lt;br /&gt;Allah’a inanmak başka şey, böylesi uyduruk tarih hikayelerine ve hurafelere Allah’ı karıştırmak başka şey. Buna ne Allah’ın ihtiyacı vardır; ne de inanç sahibi kulların ihtiyacı olmalıdır… Tarihe bulaştırılan yalan-dolanın inanca da bulaştırılması; en hafif deyimiyle Allah’a ve Kur’an Dini’ne saygısızlıktır.&lt;br /&gt;Ancak, Çanakkale Savaşları’nda Mustafa Kemal ve başarılarından söz etmemek uğruna, işe, inanca saygıyı bir kenara bırakıp Allah’ı ve Hz. Muhammed’i karıştırma ve olayların hemen tamamını hurafelerle gençlerimize sunmanın ve onların gencecik beyinlerini bulandırmanın, Ülkemizin geleceği açısında büyük bir tehlikeyi göz göre göre beslemek olduğunu söylemeden de geçemeyeceğim.&lt;br /&gt;Çünkü, tarihini bilmeyenlerin ülkesini koruyamayacağı, yönetemeyeceği ve kalkınmasını başaramayacağı kesin bir gerçektir. Aksini iddia etmek, örneği tıpkı günümüzde görülebildiği üzere, tarihinden habersiz bir kısım yöneticileri işin başına getirip, sömürüye davetiye çıkarmakla eş anlamlıdır.&lt;br /&gt;Zamanla sohbet ettiğim bazı gençlere Mustafa Kemal’in Conkbayırı’nda askerlerini saldırıya kaldırmadan önce etrafına topladığı subaylara verdiği: ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Size Ben saldırıyı emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde, yerimizi başka kuvvetler ve komutanlar alabilir…&lt;/span&gt;’ şeklindeki emrini hatırlattığımda; yüzüme, şaşırmış ifadelerle bakışlarını hiç unutmuyorum. Maalesef, sahte tarihçiler ve hurafeciler, bir kısım gençlerimizin ilgilerini başka alanlara çekmeyi başarmış gözüküyorlar. Halbuki; Mustafa Kemal bu harekattan söz ederken; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kazandığımız an işte bu an’dı&lt;/span&gt;’ diye bahseder…&lt;br /&gt;Çok acıdır ki; tarihi yalana bulayıp, Çanakkale Savaşları’nı hurafelerle anlatanlar, Çanakkale’yi bir askeri zafer olarak anlatmak yerine hurafeler sergisi haline getiriyorlar. Amaçları Mustafa Kemal’i küçük düşürmeye çalışmak ve dünyanın O’nu tanımasına ve bilmesine neden olan Çanakkale Savaşları’nda yok saymak, hatta ellerinden gelse hiç bahsetmemektir.&lt;br /&gt;Böylelikle; Mustafa Kemal ve O’na ait olan değerleri, bir başka yönden de yok edebileceklerine inandıkları açıkça sırıtmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Çanakkale Savaşları, dünyada bir eşi-benzeri daha olmayan olağanüstü bir olaydır. Bu ulvi savaşın yalana-dolana, uydurmacalara, bulutlara, rüyalara, abartıya ve hele hele hurafelere hiç ihtiyacı yoktur. Bunu, dünya da böyle kabul etmiştir.&lt;br /&gt;Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımız ve gençlerimizin beyinlerini bulandırmanın, onlara gerçek tarihimizi anlatmak varken, hurafelerle beslenmiş bir saçmalığı tarih olarak sunmanın kasıtlı ve maksatlı yapıldığını düşünüyorum.&lt;br /&gt;Çanakkale Savaşları Milli Mücadele ve Cumhuriyet’le birlikte bir bütünün üç önemli parçasından birisidir… Birini diğerinden ayrı tutmak, abartılara boğup diğerinden farklı boyutlara çekmeye çalışmak maksatlı olarak yapılmış kabul edilir ki; bu ihanetle eş anlamlıdır. Çünkü, &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kuva-yı Milliye ruhunun temeli Çanakkale’de atılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Biz, Atatürk İlke ve Devrimleri’ne inanmış ve Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri’ne ve bugüne değin elde edilmiş Kazanımları’na bağlı olan Atatürk Gençliği olarak, &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Türkiye Cumhuriyeti’nin Önsözü&lt;/span&gt; olarak kabul edilen Çanakkale Savaşları’yla birlikte Mustafa Kemal Atatürk ve O’na ait olan bütün değerleri korumada üzerimize düşeni yapmakla yükümlüyüz.&lt;br /&gt;Çocuklarımıza, gençlerimize ve Türk Ulusu’na gerçek tarihin anlatılmasını sağlamak da bu yükümlülüğümüz içindedir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:onalcengiz@gmail.com"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;onalcengiz@gmail.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-1644666742957662986?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/1644666742957662986/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=1644666742957662986' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/1644666742957662986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/1644666742957662986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/03/canakkale-savaslarini-dogru-anlamak-ve.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-3623704090163363567</id><published>2009-03-05T13:11:00.000-08:00</published><updated>2009-03-05T13:21:35.998-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;YEREL SEÇİMLER,&lt;br /&gt;RANT ve PEŞKEŞ!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Herkes ulusal görevini ve sorumluluğunu bilmeli,&lt;br /&gt;memleket meseleleri üzerinde o düşünceyle&lt;br /&gt;düşünüp, çalışmayı görev edinmelidir&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Mustafa Kemal Atatürk&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;Seçimler, oldum olası bir kısım açıkgözlerin iştahını kabartır.&lt;br /&gt;Özellikle Çok Partili Sistem’e geçildiğinden beri, seçim atmosferinin bu özelliği neredeyse gelenekselleşmiştir. Yakın tarihimiz bu çarpıcı gerçeğin tanığıdır. &lt;br /&gt;Yerel Seçimler, iştah kabartmada biraz daha önde gider. İktidar partisi, tıpkı bugün olduğu gibi, yerel yönetimlerin çoğunluğunu elinde bulundurdu mu; deyme keyfine gitsin. Ondan sonra, gelsin Ali Dibo muhabbetleri, yandaşlara kamu arazileri tahsisi, ihaleler vb.&lt;br /&gt;Rant sağlamada uzmanlaşmış bazı uyanıklar, seçim döneminde tutulup, kapılmazlar. Hacıyatmaz kılıklı bu ucubeler, ne yapar, ne eder işin bir yolunu bulurlar. Fark edildiklerinde; açılan soruşturmalardan da hep paçayı sıyırırlar. Daha, bugüne değin, soruşturmalardan  doğru dürüst bir sonuç çıktığına tanık olmadım. Duymadım da!&lt;br /&gt;Hükümet, seçim dönemlerinde, genellikle elindeki iktidar gücünden olabildiğince yararlanır. Devlet imkanlarının, üç-beş fazla oy alabilme uğruna sorumsuzca peşkeş çekilmesi alışıldık manzaralardandır. Bu, öteden beri hep böyle olmuştur.&lt;br /&gt;Ancak; yıllardan beri süregelen bu rezalete de bir son vermek Türk Ulusu’nun elindedir. Her ne kadar bu yerel seçimler hükümeti doğrudan etkilemese de; belediyelerin çoğunluğunu hükümetin mandasından kurtarmak da önemlidir. Yapılmalıdır da! Ortalıkta olup/bitenleri görmezden gelmek mümkün değildir. Hiç kimse sergilenen sorumsuzluk karşısında duyarsız kalma lüksüne sahip değildir. Olmamalıdır da!&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;Son kepazelik, AKP ve Zihniyeti iktidarının Tunceli’de yaptıklarıdır. Günlerdir beyaz eşyalar kamyonetlerle taşı taşı bitmedi. Tırlar dolusu beyaz eşya Tunceli’ye yığıldı, sonra da dağıtıldı. Halen de dağıtılıyor.&lt;br /&gt;Aynı eşyaya sahip olanlara yenileri veriliyor. Suyu olmayan köylere çamaşır-bulaşık makinesi taşınıyor. Vatandaşlar aldıklarını ahırlara koydular… Belki de hiç kullanma şansı bulunamadan çürüyüp gidecek. Kim bilir?&lt;br /&gt;Patagonya’da bile böylesi bir rezalete tanık olunamaz!&lt;br /&gt;Beyaz eşya, ihtiyacı olup-olmadığı sorulmadan ve önceden yapılmış tespitlere göre, belirli kişilere veriliyor. Alanların hemen yanında bulunan ve yoksulluktan oturduğu gecekondunun kirasını dahi ödeyemeyen bir kısım vatandaşlara ise; hiçbir şey verilmediği gibi hal-hatır bile sorulmuyor.&lt;br /&gt;Neden?&lt;br /&gt;Çünkü onlar yandaş değil. Onlardan AKP ve Zihniyeti’ne oy gelmez. Onlar da şaşkın bir vaziyette önlerinden geçip gidene bakıyorlar.&lt;br /&gt;Bu garabetin koordinatörlüğünü de; Vali ve Kaymakamlar yapıyor. Öncelikli görevi devleti temsil etmek olan bir kısım Vali ve Kaymakamların, vatandaşlar arasında ayrım yapmasının, insanlık adına affedilir yanı yoktur. Olamaz da!&lt;br /&gt;Peki, Neden Tunceli?&lt;br /&gt;Buna verilecek mantıklı bir cevap bulunamamış olacak ki; Hükümetten, henüz bir açıklama gelmedi. Bana göre Tunceli’nin en öne çıkan özelliği Kemal Kılıçdaroğlu’nun memleketi olması. Artık arkasını siz düşünün.&lt;br /&gt;Bizler, hükümetten makul bir açıklama beklerken; Batman’da da dağıtıma başlandığı duyumu ulaştı. Elbet Batman’ın da bir özelliği vardır.&lt;br /&gt;Bakalım sırada hangi ilimiz var?&lt;br /&gt;Olay hakkında tepkilerin artması üzerine RTE açıklamada bulunuyor: ‘&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Yaptıklarımız Sosyal Devlet Anlayışı’nın gereğidir…&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;’&lt;br /&gt;Sosyal Devlet Anlayışı elbette ki; anayasamızın gereğidir. Ama, uygulamadaki adam kayırmalar, yandaş kollamalar yenilir yutulur cinsten değil.&lt;br /&gt;Eşya alanların da beyanları bunu doğruluyor. Oylarını, kendilerine bu yardımda bulunduğu için AKP ve Zihniyeti’ne vereceklerini saklamıyor, bilakis alenen söylüyorlar.&lt;br /&gt;Dağıtımda, göz göre göre oy avcılığı yapıldığı sırıtıyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yerel seçimler yaklaştıkça talan ve peşkeşin boyutu da artıyor.&lt;br /&gt;İstanbul’un merkeze uzak semtlerindeki kaçak inşaatlar hız kazanmış.  Bazı uyanıklar, inşaat tezgahını kurmuş ya yeni bir ev yapıyor, ya da mevcut evinin üst katına ilave kat çıkıyor.  İşgal etmeye çalıştığı arazi Hazine’nin. Yani kamunun, vatandaşın malı.&lt;br /&gt;İnşaatın sahipleri, Belde Belediye Başkanı’nın kendilerini teşvik ettiğini, hatta para dahi verdiklerini iddia ediyorlar.&lt;br /&gt;Ne var ki; mevcut Başkan yeniden aday gösterilmeyince işler karışıyor. Yıkım ekipleri görev başı yapıyor. Mağdur olduklarını iddia eden vatandaşlar, belediye başkanı tarafından kandırıldıklarını ifade ediyorlar.&lt;br /&gt;Ortalık feryat figan!&lt;br /&gt;Ama işini sağlam kazığa bağlayanlar da yok değil.&lt;br /&gt;Son örnek Ankara’dan.&lt;br /&gt;Büyükşehir Belediyesi üst düzey bürokratları, belediyeye ait olan 30 dönüm civarındaki  arsayı  satın alırlar. Ödenen para, o bölge için oldukça komik bir miktar.&lt;br /&gt;Burada garip olan, belediye arsasının tahsisini yapan da; arsayı alan da  kendileri. Yani bildik tanımlamayla Al Gülüm, Ver Gülüm muhabbeti.&lt;br /&gt;Olay Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e sorulduğunda; ‘&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Vallahi de billahi de yeni duydum. Daha dün televizyon haberlerinden öğrendim. Hemen, konu hakkında soruşturma açılması talimatını verdim…&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;’ şeklinde bir açıklamada bulunuyor.&lt;br /&gt;Bunlar alışılmış ve sonucu dipsiz kuyu misali olduğu önceden belli işlemlerdir. Gökçek’in soruşturma talimatından hiçbir şey çıkmayacağı biliniyor. Geçmişte yaşanan örnekler bu ifademin kanıtıdır.&lt;br /&gt;Biz bu tür soruşturmaları iyi biliriz.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gerek Tunceli ve Batman’da oy avcılığı için yapıldığı belli olan, beyaz eşya dağıtımı, gerekse İstanbul başta olmak üzere bir çok şehrimizdeki devlet arazisi üzerindeki kaçak yapılaşma ile bir kısım belediye bürokratları ve/veya çalışanlarının, çeşitli yöntemler kullanılarak, belediye, daha doğrusu kamu malını ucuza kapatma gayretleri konusunda görev Cumhuriyet Savcıları’na düşmektedir.&lt;br /&gt;Hatta bu konuda Suç Duyurularında bile bulunulmuştur. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı açıklamasında; ‘&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Yapılanların oyları etkileyebilecek türden…&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;’ olduğunu vurgulayarak, Savcıları göreve davet etmiştir.&lt;br /&gt;Savcıların da soruşturma başlattıkları haberini aldık.&lt;br /&gt;Hükümet bundan tedirgin olmuşa benzer. Yapılanların yasal yardımlar olduğu savunuluyor. Ancak, yardımın yapıldığı tarih nedense çok ilginç. Yardım için Yerel Seçimler arifesinin seçilmesi tamamen bir tesadüf mü?&lt;br /&gt;Hatırlayalım lütfen. 22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri öncesi Haziran ayında ve kavurucu yaz sıcağı altında kömür dağıtımı yapılmıştı. Bu  da ne ilginç bir tesadüf öyle değil mi?&lt;br /&gt;Savcılar bu hususları göz önünde bulundurmuş olmalı ki; olayda oyları etkileme unsuru olduğu gerekçesiyle soruşturma başlatmışlar.&lt;br /&gt;Sanki bu noktada hükümetle Yargı arasında bir restleşme havası seziliyor gibi. Aslında buna hiç gerek yok. Bırakalım Hakimler ve Savcılar görevlerini yapsınlar.&lt;br /&gt;Her ne kadar, AKP ve Zihniyeti iktidarınca inkar edilip, aksi söylense bile; Adalet Sistemi üzerindeki siyasi baskı  Hakim ve Savcılarımızı yıldırmamalıdır.&lt;br /&gt;Kamu malının korunmasının hukuki sorumluluk Cumhuriyet’in Hakim ve Savcıları’ndadır.&lt;br /&gt;Bu noktada, 1. Dönem Adalet Bakanı Mahmut Esat BOZKURT’un;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;Cumhuriyet Savcıları,&lt;br /&gt;Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanlarından tutunuz da, bu yurtta yaşayanların uğrayacakları en ufak bir haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafakalarını bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz sorumlusunuz…!&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;’ şeklinde ve Cumhuriyet Tarihimizin altın sayfalarında yerini almış olan sözünü bir kez daha hatırlatmakta yarar var.&lt;br /&gt;Cumhuriyet’in Hakim ve Savcıları’na bundan daha iyi rehber olur mu?&lt;br /&gt;Devlet malının, iktidar gücünü kullanarak ve alavere-dalaverelerle birilerine peşkeş çekilmesi, seçimlerin, özellikle de Yerel Seçimlerin  rant aracı yapılması, Hukukun Üstünlüğü İlkesi’nin hakim olduğu Ülkemiz için ayıpların en büyüğüdür.&lt;br /&gt;Yapılanlar, Türk Ulusu için bir kader değildir. Aksine bir dayatmanın sonucudur. ABD’nin tezgahladığı Ilımlı İslam safsatasıyla insanımızın saf ve temiz duygularını sömürenler, konu menfaatleri olduğunda; gözleri hiçbir şey görmez oluyor.&lt;br /&gt;Hırsızlık, arsızlık, yüzsüzlük, talan, soygun, kamu malının peşkeş çekilmesi, ihale ayarlamaları, devletten cukkalama vb garabet, Cumhuriyet Tarihi’nin hiçbir döneminde, bu dönemde olduğu kadar görülmemiştir.&lt;br /&gt;Yapılanlar, yapanın yanına kar kalmamalıdır. Hesap mutlaka sorulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Unutulmamalı ki; Hukuk, bir gün herkese lazım olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;Başka yerler ve kurumlardan çözüm beklemenin anlamı yok. Yararı da olmaz. Ne yapılacaksa Türk Ulusu yapacaktır.&lt;br /&gt;29 Mart 2009 Yerel Seçimleri, başlangıç için, oldukça iyi bir fırsattır.&lt;br /&gt;AKP ve Zihniyeti iktidarına, yaptıklarına karşılık, iyi bir ders verilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Araştırmacı-Yazar&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-3623704090163363567?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/3623704090163363567/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=3623704090163363567' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/3623704090163363567'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/3623704090163363567'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/03/yerel-secimler-rant-ve-peskes-herkes.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-4566208846882047629</id><published>2009-02-27T07:27:00.000-08:00</published><updated>2009-02-27T07:41:40.477-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;28 ŞUBAT NEDİR?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;(&lt;/span&gt;&lt;em&gt;Bardağı Taşıran Damlalar&lt;/em&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Mustafa Kemal ATATÜRK&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 Şubat 1997 tarihinden bahsediyorum. Hani, tankların Sincan’da yürümesinin, ABD ve AB yanlılarını, Ilımlı İslam heveslilerini, dolaysıyla her fırsatta Atatürk İlke ve Devrimleri ile Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri’ne karşı duran ve imkan bulduklarında ağzına geleni söyleyen mürteciler ve şeriat heveslilerini ve işbirlikçileri rahatsız etmesi vardı ya; işte ondan söz ediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;12 yıl geçti 28 Şubat’ın üzerinden. Gençlerin bir kısmı olayı hatırlayamayabilir. O nedenle gerçeği bir kez daha yazmak gerek diye düşündüm.&lt;br /&gt;Olay hakkında, kimisi ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ömrü kısa bir süreç&lt;/span&gt;’ dedi. Kimileri ise; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Geçici bir Hareket&lt;/span&gt;’ diye yorumladı. Bir kısım yazar ve TV yorumcuları ise; &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Demokrasinin Balans Ayarı&lt;/span&gt; ve &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Post-Modern Darbe &lt;/span&gt;gibi nitelendirmelerde bulundular.&lt;br /&gt;Özellikle dinci kesim ise; &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Millet İradesi’ne Karışma&lt;/span&gt;, &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Siyasete Müdahale&lt;/span&gt; dediler. &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Türkiye’nin Ayarını Bozdular &lt;/span&gt;diyenler dahi oldu.&lt;br /&gt;Dilin kemiği yok ya; ağzı olan aklına estiği gibi konuştu durdu.&lt;br /&gt;Saplantı sahibi bazıları, gerçeklere gözünü kapatmayı ve tarihi yalana dolamayı ilke haline getirmiştir. Bunlar, geçmişle ilgili konuşmaya başladığında; eğer aksini söyleyecek yoksa; mangalda kül bırakmamacasına üfürürler. Ortalığı boş buldukça savururlar da savururlar. Nasıl olsa dur diyen yok. Tıpkı, Paul Valery’nin, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Boş bir caddede, köpek bile büyük bir gürültüyle koşar&lt;/span&gt;’ ifadesinde belirttiği gibi…&lt;br /&gt;Tarihi gerçekleri saptırıp, yanlış bilgilendirmeyle insanımızın kafasını karıştırmak bu tür insanların maharetidir. Çünkü menfaatlerine öylesi uygun düşer.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Üzerinde böylesine saçma sapan beyanlarda bulunulmasına ve gerçeklerin Türk Ulusu’ndan gizlenmek istenmesine karşın; &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;28 Şubat&lt;/span&gt;’a nasıl gelindiğini ve neler olduğunu kısaca anlatmakta yarar var.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Türkiye’yi 28 Şubat’a götüren süreçte, Necmettin Erbakan’ın Başbakanlığı’nda, Refah Partisi’yle Doğru Yol Partisi koalisyonu(&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Refah-Yol&lt;/span&gt;) iktidardaydı.&lt;br /&gt;Özellikle dinci kesim, yani sözüm ona ABD’nin güdümündeki Ilımlı İslam sevdalıları, adeta kendilerince şeriat provalarına başlamışlardı. İktidarın Refah kanadı da buna destek veriyor görünüyordu. Muhalif basının sayfalarını bu tür haberler ve yorumlar doldurmaktaydı.&lt;br /&gt;İşi öylesine ileri noktalara götürdüler ki; Başbakan olarak Erbakan, cemaat liderlerini, sarıklı ve cüppeli acayip kılıklı bir kısım adamları, Cumhuriyet Tarihimizde ilk kez, Çankaya’daki, Başbakanlık Konutu’nda verdiği bir iftar yemeğine davet etti ve ağırladı.&lt;br /&gt;Görüntü, tam anlamıyla bir kepazelikti. Kendinizi bir an şeriat rejimiyle yönetilen bir ülkede sanmanız işten bile değildi. Günlerce bu konuşuldu. Türk Ulusu, Cumhuriyet Tarihi’nde ilk kez yaşadığı bu olayın şaşkınlığını bir türlü üzerinden atamıyordu.&lt;br /&gt;İktidarın o dönemdeki güçlü kanadının bu ve benzeri davranışları, dinci kesimin ve maalesef kandırılmış gençlerin gemi azıya almalarına yol açmıştı.&lt;br /&gt;Siyasetçilerin bütün arzusu iktidar gücüne sahip olmaya odaklanmıştı. Atatürk İlke ve Devrimleri, Laik Cumhuriyet, Demokrasi, Hukukun Üstünlüğü İlkesi vb gibi kavramlar, hiç gündeme getirilmiyordu. Siyasiler, rant paylaşımını, demokratik ve hukuki değerlerin önüne geçirmişlerdi. Şeriat Yönetimi isteklerini alenen dillendiren bir kısım gençler, özellikle iktidar partisi yanlısı Belediyelerden büyük destek görüyordu.&lt;br /&gt;Bunun en son örneği de Ankara’nın merkeze çok yakın olan Sincan ilçesinde yaşanmıştı. Filistin Gecesi adıyla, adeta şerait provasını andıran, sözüm ona, tiyatro gösterisi düzenlenmişti. Gecenin onur konuğu ise; İran’ın Ankara’daki Büyükelçisiydi.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Olayların seyri, işin çığırından çıkmak üzere olduğunu işaret etmekteydi. Toplumda, üfürükçüler, dinci söylemlerle öne çıkanlar, Dini kisvelere bürünmüş bir kısım insanlıktan nasibini almamış mahlukların, kandırarak alıkoydukları genç kızların televizyon ekranlarına taşınan cinsel istismar, taciz olayları ve dolaysıyla mağduriyetleri inanılacak gibi değildi.&lt;br /&gt;Anlatmaya çalıştığım bu şartlarda 28 Şubat 1997 tarihine gelinmişti.&lt;br /&gt;O gün Milli Güvenlik Kurulu(&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;MGK&lt;/span&gt;) Toplantısı vardı. Toplantı başlamıştı başlamasına ya; bir türlü bitmek bilmiyordu. Toplumun bütün kesimlerini bir merak sarmıştı. Hepimizin gözü kulağı Çankaya Köşkü’ne ve oradan gelebilecek haberlere kilitlenmişti sanki.&lt;br /&gt;Herkes, MGK Toplantısı’nın sonucunu bekliyordu. 9.5 saat süren toplantı nihayet bitmişti. Köşk’ün kapısındaki hareketlilik ekranlara yansımaya başladı. Hepimiz, neredeyse televizyon ekranlarına yapıştık.&lt;br /&gt;Köşk’ten ayrılanlardan özellikle siyasetçilerin suratları sirke satıyor gibiydi. Hiç kimse açıklama yapmıyor ve kapıdan çıkan süratle Çankaya’dan ayrılıyordu. Meraklar daha da artmıştı. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Başbakan Erbakan’ın, Köşk’ten ayrılırken, yüzünde her zamanki ifadesi yoktu. Erbakan’ın yüzündeki malum ve inandırıcılıktan uzak yalancıktan gülümsemenin yerini, hiç alışık olunmayan oldukça asık bir ifade almıştı.&lt;br /&gt;Kısa bir süre sonra, nihayet gerçekler su üzerine çıkmaya başladı.&lt;br /&gt;Anlatılanlardan; içeride Komutanların, özellikle, Başbakan’ı, oldukça ağır bir dille ve irticai faaliyetler konusunda suçladıkları ve sıkıştırdıkları sonucu öğrenilmişti. İrticai faaliyetler gibi bir konuda hükümetin yeterli duyarlılığı göstermiyor olması, Komutanlar’ca sert bir dille eleştirilmişti.&lt;br /&gt;Zaten toplumun önemli bir kesimi, yani Atatürk İlke ve Devrimleri’ne inanmış ve Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri’ne, özde, bağlı olanlar; irticai faaliyetlerin, hükümetin Refah kanadından, destek gördüğünü ve buna da DYP kanadının pek ses çıkarmadığını anlıyor ve sanki destek sağlandığını da görüyordu.&lt;br /&gt;Ancak, Refah-Yol Hükümeti’nin kimselere aldırdığı yoktu. Her iki partinin lideri de; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Dediğim Dedik&lt;/span&gt;’ deyip, inatlarını sürdürüyor ve ülke gerçeklerine sanki gözlerini kapıyordu. Hele Tansu Çiller tutulup, kapılmıyordu. Herkeslerin Anası, Bacısı olmaya hevesliydi. Gaf üstüne gaflar yapıyor, sonra da, herkesle birlikte yaptıklarına kendisi de gülüyordu. Yani, kısacası gerçeklerin ve olup/bitenin farkında değildi. Onun derdi varsa/yoksa koltuktu…&lt;br /&gt;Toplumdaki huzursuzluk da alabildiğine artmıştı. Türk Ulusu neredeyse barut fıçısı gibi olmuştu. Gerilim son safhaya ulaşmıştı.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sonuçta, Erbakan, her ne kadar 28 Şubat’ı ABD’lilerin hazırladığını iddia etmiş olsa da; Başbakanlık koltuğundan olmuştu. Tansu Çiller’le dönüşümlü Başbakanlık dönemi başlamıştı. Onun da ömrü fazla uzun sürmedi.&lt;br /&gt;Özellikle Refah Partisi’nin, Laik Cumhuriyet’e karşı irticai faaliyetlerin öne çıkması çabalarını hoş görür mahiyette davranış sergilemesi, Tansu Çiller ve ekibi ile diğer siyasetçilerin de siyasi hırslarını öne çıkarmaları, ülke gerçeklerini görmelerini engelliyor olmalıydı. Aksi olmuş olsaydı; her şey çok daha farklı olabilirdi. Ama, onlardan böylesi bir davranış da beklenemezdi.&lt;br /&gt;Bilindiği üzere; Cumhuriyet Dönemi boyunca; İrticai faaliyetler hiçbir zaman yok olmamıştır. Aksine sıkıyı görünce sadece sinmiş ve uygun ortamı beklemiştir. Kendisi için şartların oluştuğuna karar verdiğinde ise; yeniden ortaya çıkmakta bir beis görmemiştir. Bugün bize dayatılan Ilımlı İslam saçmalığı da; bu anlattığımın bir başka şekli değil midir?&lt;br /&gt;Cumhuriyet Tarihimiz bize göstermektedir ki; Atatürk İlke ve Devrimleri’ne saygı göstermeyen, Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri ve bugüne değin elde edilmiş olan Kazanımları’na sahip çıkmayan siyasetçiler, ilk fırsatta, ya silinip yok oluyor, ya da siyasi hayatları büyük yara alıyor. Öyle bir yara ki; iyileşmesi uzun sürebilecek bir yara.&lt;br /&gt;Siyasi Tarihimize 28 Şubat olarak geçen olayların özü kısaca bu anlattıklarımdan ibarettir. Üzerinde çokça konuşulmuş, bir o kadar da kitap yazılmış olan bu konu, bir kısım insanlar tarafından maalesef yanlı olarak anlatılmaktadır. Böylelikle de; yeni yetişen gençlerimizin doğru bilgiye ulaşmaları engellenmektedir.&lt;br /&gt;Gerçeğe aykırı yazılanlarla insanımızın kafasını karıştıranlar, hem tarihsel sorumluluklarının ve hem de; yanlış bilgilendirme sebebiyle geleceğimizin karartılmasına yol açıyor olmalarının vebalini, er geç elbet ödeyeceklerdir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Takdir sizlerin!&lt;br /&gt;Bu durumda; 28 Şubat &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Post-Modern Darbe mi&lt;/span&gt;, yoksa &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Demokrasi’nin Balans Ayarı mı,&lt;/span&gt; veya &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Anayasa’nın kendisine verdiği görev gereği Laik Cumhuriyeti koruma, kollama ve ilelebet bekçiliğini yapma görevi icabı, hükümetin dikkatini bir noktaya çekme midir&lt;/span&gt;?&lt;br /&gt;Adını siz koyun.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Araştırmacı-Yazar&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-4566208846882047629?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/4566208846882047629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=4566208846882047629' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/4566208846882047629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/4566208846882047629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/02/28-subat-nedir-bardag-tasran-damlalar.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-9144927264360354807</id><published>2009-02-24T07:57:00.000-08:00</published><updated>2009-02-24T08:14:51.294-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;KÜLTÜREL YOZLAŞMA&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#000066;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bugünlerde, medyanın hatta özellikle televizyonun neden olduğu yozlaşma üzerine çokça yazılar görüyorum.&lt;br /&gt;Geçmişte bu konuyu bir-kaç kez gündeme taşımıştım. Fakat nedense pek fazla ilgi görmedi. En azından bana öyle geldi. Aldığım tepkiler, arzu ettiğim düzeyde değildi. Yazının tarzı da beğenilmemiş olabilir. Ancak, böylesine hassas bir konuda estetik unsurlardan ziyade, olayın özü önemlidir diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;Konunun yeniden gündeme getirilmesi dikkatimi çekti. Arkadaşların yazdıklarına tamamen katılıyor olduğumu ifade ederken; Ocak-2007’de kaleme aldığım bir yazıyı, küçük birkaç düzeltmeyle, yeniden sizlere sunmak istedim.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Magazin ağırlıklı televizyon izleyiciliği alışkanlığı; Bize, emperyalist güçler tarafından sunuldu. Amaç, toplumun ilgisini albenisi yüksek, şatafatlı ve sanal görüntülere kaydırıp, insanımızı gerçeklerden olabildiğince uzak tutmak ve dolaysıyla milliyetçi duyguları bir şekilde bastırmak ve engellemekti.&lt;br /&gt;Son yıllarda, &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Tam Bağımsız Türkiye&lt;/span&gt; sloganıyla kitleleri meydanlara toplayabilen Atatürk Milliyetçiliği’nin gittikçe yükselen seyri, emperyalist güçleri tedirgin etmeye yetti. Ortaya konulan çeşitli Bizans oyunları ve mevcut siyasi iktidar kullanılarak sergilenen tezgahlar, dış güçlerin, Atatürk Milliyetçiliği’nin yükselişinden korktuklarının açık ifadesidir.&lt;br /&gt;O halde yapılacak iş basittir. Ne yapılıp edilmeli ve bilhassa gençliğin ilgisi başka yönlere çekilmelidir. Şu anda uygulanan da budur.&lt;br /&gt;İçinde bulunulan şu sıkıntılı günlerde, kitleleri ortak amaçlar doğrultusunda bir araya getirmek pek kolay olmuyor. Afişler, ilanlar, broşürler ve sınırlı sayıda medya aracılığı ile yapılan çağrılar sonucunda, bütün çırpınışların bir avuç insanı dahi toplamaya yetmediği olabiliyor.&lt;br /&gt;İnsanımız sanki bir duyarsızlık örneği sergiliyor. Sanki rüyada gibi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Öte yandan, ömrü kelebeğinki kadar dahi olmayan ve bütün becerisini beden şovuyla sergileyebilen bir kısım insanlarının(&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;…bu kendi arkadaşlarının ifadesidir…&lt;/span&gt;) konser duyuruları ilan edilmeye görsün. Salonlar veya meydanlar ağzına kadar hınca hınç dolup, taşıyor.&lt;br /&gt;Asla müziğe ve sanatçılara karşı olmadım. Olamam da! Çünkü, Mustafa Kemal Atatürk’ün, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sanat ve Sanatçıdan yoksun bir toplumun, şah damarlarından biri yok demektir&lt;/span&gt;’ şeklindeki ifadesi, hafızamdaki tazeliğini sürekli korumaktadır.&lt;br /&gt;Ama Kardeşim! Bu kadarı da fazla!&lt;br /&gt;Sen, vatandaş olarak, hiçbir hayati sorununa duyarlılık göstermeyeceksin; ama, bunun yanı sıra, yaptığı müziğin gürültüden öte bir şey olmadığını ve sahnede bedenini sergilemekten öte bir hüneri olmadığını kendi arkadaşlarının beyan ettiği kişilerin yarattığı gürültüyü ve tantanayı yere göğe konduramayacaksın!&lt;br /&gt;Olmaz böyle şey arkadaş! İnsanda bira sorumluluk olmalıdır. Bu sözlerimden kimleri kastettiğim açıkça bellidir. Bir takım saçma sapan aktiviteler ve sigara için yüksek miktarda bilet parası ödeyen bir insanın kitapların pahalılığını dile getirme lüksü yoktur. Böyle bir bahanesi inandırıcı değildir.&lt;br /&gt;Sizler bu davranışlara ne dersiniz bilemem. Ama Ben, düpedüz adamsendecilik, vurdumduymazlık, sorumsuzluk ve aymazlık diyorum. Savunma yapmak için yazıp söylediklerimizin anlaşılmaz olduğu, akademik dil kullanıldığı gibi şikayetler de kulağımıza gelmiyor değil hani... Bahanelerin tamamı, tembellik ve maymun iştahlılığın bir sonucudur. Yaşamda kolaycılığa kaçmaktır.&lt;br /&gt;Sokaktaki insanı çevirip de; çok güncel ve hayati bir konuyu sorsanız, alacağınız daha doğrusu alamayacağınız cevaptan dolayı şaşırır kalırsınız. Fakat, magazinleşmiş birinin herhangi bir şeyi(…!) hakkında soru sorduğunuzda, daha sorunuz bitmeden cevap geliverir. Halbuki; sorsanız dedesinin adını dahi bu kadar çabuk söyleyemez. Pes vallahi!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir kısım insanlar, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sosyal Hayat&lt;/span&gt;’ dediklerinde, sanki İstanbul’un eğlence mekanını mesken tutmuş yaklaşık 100-150 kişilik baldır bacak şovu yapanlardan ibaretmiş gibi bir hava yaratıyor. Televizyonumuzu ne zaman açsak; karşımızda bunlar. Kanal değiştirdiğimizde bile bunlardan kurtuluş yok. İnsanımız adeta bir dayatma ile karşı karşıya. Televole kültürü almış başını gidiyor. Türk Ulusu’nu bunlara mahkum etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Olamaz da!&lt;br /&gt;Yerli Dizi diye dayatılanların durumu daha berbat. Türk Klasikleri eserler adeta paçavraya döndürülüyor. Belli bir kesimin ilgisini çekebilme uğruna; bazı muhteşem eserler, orasına burasına çeşitli ifadeler sokuşturularak rezil edilip, dizi halinde izleyiciye dayatılıyor.&lt;br /&gt;Dizilerde her telden çalınıyor. Aşk, meşk, yalan, dolan, hile, aldatma, soygun, talan, ahlaksızlığın her türlüsü, cinayet ve yöntemleri, silah temini ve kullanma şekilleri, mafya özenticiliği vb gibi sıradan konular büyük bir incelikle işlenip, adeta beyin yıkama metodu olarak seyirciye sunuluyor.&lt;br /&gt;İnsanımızı, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Cambaza Bak!&lt;/span&gt;’ anlayışıyla oyalayanlar ve böylelikle ilgisini başka yöne çekmek isteyenler; talanı, hortumu, soygunu, her türlü hırsızlığı, ülke topraklarını satmayı, vb daha bir çok yozlaşmayı rahatça yapabiliyorlar.&lt;br /&gt;Niçin yapmasınlar! Önlerinde hiçbir engel yok ki! Her şey kılıfına uygun. Olup/bitenler karşısında tepki de gelmiyor…&lt;br /&gt;Evet bize dayatılanlar ortada ama; bizim de biraz sorumlu ve duyarlı olmamız kaçınılmazdır. Öyle değil mi?&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Duyarlı vatandaşlarımızı bir kez daha saygıyla selamlıyorum. Ancak, maalesef yetersiz kalınıyor. Tepkiler, daha geniş kitlelerden ve artarak gelmeli.&lt;br /&gt;Ekmeğini bu yoldan kazanan dürüst vatandaşlara bir diyeceğim yok. Ancak, insanlarımız, görerek yaşamaya değil, düşünerek yaşamaya yönlendirmeli. Sanatsal aktiviteler de bu yönde oluşturulmalıdır.&lt;br /&gt;Hiç birimizin, Vatan Toprakları’nın göz göre göre elden gitmesine seyirci kalma lüksümüz yoktur. Olamaz da! &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-9144927264360354807?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/9144927264360354807/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=9144927264360354807' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/9144927264360354807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/9144927264360354807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/02/kulturel-yozlasma-bugunlerde-medyann.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-5401874716051423848</id><published>2009-02-14T08:05:00.000-08:00</published><updated>2009-02-14T08:33:14.435-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CHP’NİN KKTC AÇILIMI&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;VE&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;RAUF R. DENKTAŞ İLE SÖYLEŞİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;CHP, iyiden iyiye iktidarın ortağıymış gibi davranıyor. Bunu gizlemeye ihtiyaç dahi duymuyor.&lt;br /&gt;Deniz Baykal’ın, Brüksel seyahati esnasında AB Komiseri O. Rehn’in arkasından kürsüye gelip, Kıbrıs için, Annan Planı’nın özünü oluşturan, Federasyon Seçeneği’nin tercih edilebileceğinin belirtir mahiyette konuşması, aklı başındaki herkesi olabildiğince şaşırtmıştır.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Efendiler! Unutulmamalı ki; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Türk Ulusu için bir Milli Davadır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Ama, Atatürk’ün kurduğu partinin başında bulunan Ana Muhalefet Lideri Deniz Baykal’ın, Federasyon Seçeneği’ni işaret etmesinin; KKTC’nin Rum’a ve Yunan teslim edilmesinden başka bir anlama gelemeyeceği açıktır.&lt;br /&gt;Baykal bunu AB’yi küstürmemek adına yapıyorsa; bu, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kendi Tercihidir…&lt;/span&gt;’ der geçeriz.&lt;br /&gt;Ancak, hem CHP gibi tarihi misyon sahibi bir partinin başında bulunacak ve hem de; Atatürk’e ait Değerleri yok sayma ve Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri’ne karşı durma gibi tavırlarını her fırsatta gösterecek bir Zihniyetin hakim olduğu ve Anayasa Mahkemesi’nin ifadesiyle Laiklik Karşıtı Eylemler’in odağı olmuş AKP ve Zihniyeti gibi bir siyasi partinin ortağı gibi davranacaksınız; bu olamaz işte!&lt;br /&gt;Orada durun biraz Deniz Bey!&lt;br /&gt;Bu kadar özgürlüğe sahip olduğunuz lüksünüzün olabileceğine ihtimal veremiyorum.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Biz, KKTC’yi yol da mı bulduk ki; Rum’a ve Yunan’a peşkeş çekelim?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Türk Ulusu böylesi bir sorumsuzluğa müsamaha gösteremez. Göstermeyecektir de!&lt;br /&gt;İlginçtir ama, yakın geçmişte ve Gazetecilik yaptığım dönemde, sanki bugünleri görmüşçesine, Sayın DENKTAŞ ile aynı konu hakkında söyleşide bulunmuştum.&lt;br /&gt;Bugüne de çok uygun düştüğü için, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf R. DENKTAŞ ile İzmir’de, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Güncel Gelişmeler Üzerine&lt;/span&gt;’ yaptığım bu söyleşiyi aşağıda sizlere sunuyorum:&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;* * *&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;GÜNCEL GELİŞMELER ÜZERİNE&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;‘AB, Kıbrıs meselesini Ön şart olarak ileri sürmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;Ya Kıbrıs konusunu hallet; ya da AB’ye Tam Üyelikten vazgeç.&lt;br /&gt;Söyledikleri budur. Bu insafsızlıktır! Kalleşliktir! Deliliktir!&lt;br /&gt;Peki, Sen, Uluslararası yasaları çiğneyeni, terörizmi yaratanı &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;yani Rum’u ve Yunan’ı aldın da ne yaptın?’&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;Rauf R. DENKTAŞ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;/span&gt;: Sayın DENKTAŞ, Türkiye’de, uzun sayılabilecek bir dönemdir, AKP ve Zihniyeti iktidarda. Bunların, bulabildikleri her fırsatta, Atatürk İlke ve Devrimleri ile Çağdaş ve Laik Cumhuriyet’e karşı durmayı ve Atatürk’e ait mevcut değerleri ortadan kaldırmaya yönelik tavır ve söylemleri ortaya koymaktan çekinmedikleri aşikar.&lt;br /&gt;Ayrıca, bu Zihniyet’in bir de KKTC’ne bakışı var. Bunlara ilaveten; Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AB üyesi olması, Hristofyas’ın yeni bir seçimi kazanması ve özellikle de; ABD’nin bölgedeki oyunları ve tezgahları var.&lt;br /&gt;Bir yandan da; Talat’ın yeni bir devlet felsefesi gibi; ciddiyetten uzak ve bir devlet adamında olması gereken ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;İleriyi Görebilme&lt;/span&gt;’ özelliği ile uzaktan/yakından ilgisi bulunmayan fikirleri ortalıkta dolaşıyor. İşin tuhaf yanı; Talat’ın fikrine sahip çıkanlar da az değil… Bütün bu gelişmeler hakkındaki değerlendirmenizi alabilir miyim?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;Rauf R. DENKTAŞ&lt;/span&gt;: &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Evvela şunu söyleyelim. Rum-Yunan ikilisinin Kıbrıs’taki siyaseti yıllara ve dolaysıyla Megali İdea’ya dayanan bir siyasettir. Bu gerçeği göz ardı etmemek gerekir. Bunları unutarak Kıbrıs meselesini halletmek mümkün değildir. Çünkü Rum Tarafı, Kıbrıs’ta uluslararası anlaşmalarla elde edilmiş olan haklardan sıyrılmak istemektedir. Bütün arzuları, anılan anlaşma ile sağlanan garantilerden kurtulmaktır. Garantilerden kurtulduktan sonra Enosis’in yolu açılmış olacaktır.&lt;br /&gt;Bize saldırmalarının sebebi ve bizi azınlık durumuna düşürmek istemelerinin sebebi bu. Barış Harekatından sonra görüşmeye hazırız dediler. Ama 11 yıl Kipriyanu hükümetiyle görüşmeye çalıştık.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Kipriyanu,&lt;/span&gt; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ben hiçbir zaman federasyona inanmadım, Makarios’un vasiyetini yerine getirdim. Yaptıklarımla Kıbrıs’ı Enosis için en yakın noktaya getirdim. Bundan sadece Enosis için geri adım atabiliriz&lt;/span&gt;’ &lt;/strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;diyor.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Asıl mesele bizimle anlaşma ve yeşil hattın yeniden yapılandırılması değildir. Bu akıllarının kenarından bile geçmez. Görüşmelere başladığımızda11 yıl böyle geçti.&lt;br /&gt;5 yıl kadar Vasiliu ile de bu şekilde konuştuk. İmza için Newyork’a çağırıldık. Seçim zamanıydı. Klerides bağırıyor, ‘Kıbrıs’ı teslim edersin, imzalarsın’ diye. Tabi anlaşma sağlanamadı ve imzalamadı geri gitti. 5 yıl da öyle gitti. Klerides seçimleri kazandı ve 10 yıl da onunla gitti.&lt;br /&gt;Amaçları çözümden ziyade oyalama ve olayı, olabildiğince zamana yayma… &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;/span&gt;: Efendim; bütün bu olup/bitenlere karşın, RTE ile başında bulunduğu AKP ve Zihniyeti iktidarı, Türkiye’yi AB’ye tam üye yapmak için her yol ve yöntemi denerken bir de bakıyoruz ki; AB, Kıbrıs Rum Yönetimi’ni Tam Üye olarak kabul etmiş. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;Rauf R. DENKTAŞ&lt;/span&gt;: &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Bunların AB’ye üyelik anlaşmaları mevcut garanti anlaşmalarını delmek içindir. Garanti anlaşmasında bir madde vardır.&lt;/span&gt; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Türkiye’nin üye olmadığı bir yere Kıbrıs giremez&lt;/span&gt;’ &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;diye. Kıbrıs’ı almazsanız, 9 üye ile veto ederim şantajı ile aldılar Kıbrıs diye Rum Yönetimi’ni.&lt;br /&gt;Yasaların verdiği haklarımız gereği olarak buna itiraz ettik.&lt;/span&gt; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hata ettik&lt;/span&gt;’ &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;diyorlar şimdi.&lt;/span&gt; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hata ettik&lt;/span&gt;’ &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;diyorlar ama, Türkiye de Kıbrıs’ı tanıyacağını vaat etti. İmza verdi. Kıbrıs’ta beyanat vermeleri gerekiyordu, beyanat verdiler ama yeterli olmadı. Şimdi dolayısıyla Kıbrıs üye oldu diye dövünüyoruz.&lt;br /&gt;Kıbrıs üye olmadı tezini savunmamız lazım. Kıbrıs’ta anlaşma olmaz. Olamaz!&lt;/span&gt; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sen, AB olarak, Kıbrıs adı altında güneydeki Rum Yönetimi’ni üye olarak aldın. Kendi stratejik gelişmelerin için sen yalnızca Rum’u aldın. Kıbrıs’ı almadın, alamazsın!&lt;/span&gt;’ &lt;/strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;diyoruz. Bu tezi savunuyoruz. Kıbrıs’ı alabilmen için Türkiye’nin rızası lazımdır. Türkiye’nin tam üye olması lazımdır. Başka türlü Kuzey size verilemez!&lt;br /&gt;Kıbrıs üye olmamıştır. Peki, o halde uluslararası anlaşmalar geçerlimidir? Elbette geçerlidir. Türkiye olarak benim hakkımdır. Bu nedenle; Rum Yönetimi, AB’ye tam üye olamaz! Geçerli değildir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;/span&gt;: Sayın Cumhurbaşkanı’m; bir de Annan Planı olarak bilinen ve KKTC’nin ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Evet&lt;/span&gt;’ dediği Plan konusundaki görüşlerinizi anlatabilir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;Rauf R. DENKTAŞ&lt;/span&gt;: &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Annan planı geldi de ne yaptı? Güya bizi iki tarafı birleştirecekmiş, iki taraf&lt;/span&gt; '&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Evet&lt;/span&gt;' &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;diyecekmiş, bize&lt;/span&gt; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Evet&lt;/span&gt;’ &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;dedirttiler. Türkiye üye olmadan, Kıbrıs güya üye olacakmış dediler. Bunu Türkiye nasıl kabul etti anlayamadım?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Evet&lt;/span&gt;’ &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;demekle, Garanti Anlaşması’ndan vazgeçiyoruz. Ama, maalesef&lt;/span&gt; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Evet&lt;/span&gt;’ &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;dediler. Rum Yönetimi&lt;/span&gt; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hayır&lt;/span&gt;’ &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;dedi. Böylelikle de Annan Planı ortadan kalkmış oldu.&lt;br /&gt;Amerika, Annan Planı diyor, bizimkiler referans olarak Annan Planı diyor, gerçekler silinemez diyor. Silinemeyecek tek gerçek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir.&lt;br /&gt;1960 anlaşmalarıyla Türkiye’ye verilen haklar esastır. Bunlar silinemez. Federasyon konuşmuşuz, bunlar geride kalmış şeylerdir.&lt;/span&gt; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Birleşmiş Milletlerde alınan kararlar, Türkiye’nin ve bizim kabul etmediğimiz kararlar, sükut etmiştir, düşmüştür&lt;/span&gt;’ &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;dememiz lazım.&lt;br /&gt;Bunları söyleyeceğimize;&lt;/span&gt; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde görüşmeye hazırız&lt;/span&gt;’ &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;diyoruz. Halbuki; 44 yıldır BM kararları barışı önlüyor. Çünkü, ABD dostumuzun desteğiyle, Rum’u meşru kabul etmiştir. Dolayısıyla şimdi ABD’nin bize oynamış olduğu en büyük oyun , Annan Planı’nı kabul ettirdikten sonra yorum getirmesidir.&lt;br /&gt;Madem ki Kıbrıs Türkleri Annan Planı’na evet dediler. Bundan sonra ayrı bağımsızlık ve egemenlik isteyemezler, istemeyecekler! BM Genel Sekreterin Raporuna da bunu soktular.&lt;br /&gt;Türkiye’ye de dediler ki;&lt;/span&gt; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kıbrıslı Türkler egemenlik istemeyecekler, çizgilerin altında kalacaklar&lt;/span&gt;’. &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;İtiraz edin dedik, ne benim hükümetin itiraz etti, ne de Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti itiraz edebildi.&lt;br /&gt;Bunlar, ABD dışişleri Müsteşarı Brizan’ın beyanatı ile şunları söyledi: &lt;/span&gt;‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Türkiye Rum’u meşru hükümet olarak kabul etsin, limanlarını açsın, bayrağını kabul etsin ve önerilerini Rumlar’ın kabul edebilecekleri şekle soksun&lt;/span&gt;’.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Şimdi bu tezgah planda, bunu gören Rum kırmızı çizgisini açıklamıştır.&lt;br /&gt;Hristofyas ne söylüyorsa, geçmişte Kipriyanu aynı şeyi söylüyordu.&lt;br /&gt;Özetle ifade etmek gerekirse;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kıbrıs askersizleştirilecek,&lt;br /&gt;Göçmenler eski yerlerine gidecek,&lt;br /&gt;Türkiye’den gelenler para ödeyecek…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Ve Hristofyas ilaveten devam ediyor;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kıbrıslı Türkler yeniden özel haklar istemesinler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Rumlar’ın, Ermeniler’in, Maronitler’in, Latinler’in haklarını istemesinler, yani eşitlik yasalar altında eşitliktir, azınlığız.&lt;br /&gt;Şimdi Kırmızı çizgisi olan insanlarla bizi masaya oturtacaklar.&lt;br /&gt;Ben de diyorum ki; Siz de kırmızı çizginizi söyleyin, öyle oturun. Annan Planı öncesinde TBMM’de kayıtlara geçirilen çizgilerimizi söyleyelim. Annan Planı’ndan sonraki 3,5 yıl sonra Abdullah Gül’ün adaya gelerek söylediklerinin ardında duralım. İki ayrı devletle Türkiye’nin garantörlük haklarının devam ettiğini söyleyelim.&lt;br /&gt;Şimdi bunun söyleyen Türkiye benim hükümetime de bunları söyletmek durumundadır. Ama bizim hükümetimiz iki toplumlu federasyona razıyım diyor.&lt;br /&gt;BM Kıbrıs’ı tanımlarken;&lt;/span&gt; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kıbrıs’ta iki halk vardır, %18 Türkler, %82 Rumlar&lt;/span&gt;’ &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;diyor. Bu kelimeleri kullanmayacaksınız, bunlar devlet kurmadan söylenen laflardır, sözlerdir. Şimdi hükümetin programı bu iki toplumlu federasyon.&lt;br /&gt;Hristofyas diyor ki;&lt;/span&gt; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Biz federasyon istemeyiz, ama Türk Askerinden kurtulmak için federasyondan başka çaremiz yok&lt;/span&gt;’. &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Amaç Kıbrıs’ı Yunan yapmaktır, AB üyeliğiyle bunu başardılar. Bunun tamamını başarmak için engelleyen iki şey vardır. KKTC ve Türkiye’nin garantörlüğü. Bütün muamele şimdi bu ikisini ortadan kaldırmak içindir.&lt;br /&gt;Annan Planı, &lt;/span&gt;‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Tamamen Rum yoktur&lt;/span&gt;’ &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;diyor. Bizimkiler ara sıra&lt;/span&gt; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Vardır&lt;/span&gt;’ &lt;/strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;diyor. Duyuyoruz ki, anayasa çalışmaları oluyormuş. Kıbrıs’ın yeni anayasası… Gizlice bunu yapıyorlar. Kimsenin umurunda değil.&lt;br /&gt;Onun için Türkiye’yi Kıbrıs’tan çıkartmak için yapılan oyunlar devam etmektedir. Bunun içinde ABD de vardır, AB de vardır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;AB, Kıbrıs meselesini Ön şart olarak ileri sürmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;-Ya Kıbrıs konusunu hallet; ya da AB’ye Tam Üyelikten vazgeç-. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;Söyledikleri budur. Bu insafsızlıktır! Kalleşliktir! Deliliktir! &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;Peki, Sen, Uluslararası yasaları çiğneyeni, terörizmi yaratanı &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;yani Rum’u ve Yunan’ı aldın da ne yaptın?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Türkiye’ye,&lt;/span&gt; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Meseleni hallet öyle gel&lt;/span&gt;’ &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;diyorsun, bu deliliktir. Rum’a, KKTC kalkacak lafının garantisini vermek demektir. Kıbrıs meselesi hakkında, bazı gazeteler görüyorum diyor ki;&lt;/span&gt; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kıbrıs iç meseledir, iki yoldaş Kıbrıs meselesini halletsin, Türkiye garanti meselesini halleder&lt;/span&gt;’. &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Bu saçmalıktır!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Sonuç olarak şunu söylemekte yarar var: Bize kurucu haklar verildiği için, Türkiye’ye garantörlük veriliyor. Kendi stratejik ihtiyaçları dışında Rumlar’la anlaştığımız takdirde; eşitliği kabul ettiğimiz takdirde, garantilenecek bir şey kalmaz.&lt;br /&gt;Türkiye stratejik haklar peşinde. Diyecekler ki;&lt;/span&gt; ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sen bununla idare et&lt;/span&gt;’. &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Onun için büyük bir oyun oynanmaktadır, çok rahatsızız, çok acı duymaktayız.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;/span&gt;: Sayın DENKTAŞ, bu değerlendirmelerinizi Türk Ulusu’na sunmak benim için bir görevdir.&lt;br /&gt;Yoğun programınız içinde bana zaman ayırdığınız ve dolaysıyla da değerlendirmelerinizi alabilmem konusundaki nezaketiniz için teşekkür ederim.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu çalışma yaklaşık olarak 1(Bir) yıl kadar önce yapıldı. Deniz Baykal’ın Brüksel ziyareti esnasında söylediklerini duyduğumda; yazıyı hatırladım ve üzerinde, konu ve anlam bütünlüğünü bozmayacak, gramatikal küçük düzenlemeler yaptıktan sonra yeniden yayına hazırladım.&lt;br /&gt;KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. DENKTAŞ’ın söylediklerini okuduktan sonra, Baykal’ın Brüksel konuşmasını yeniden bir değerlendirmeye tabi tutmanın sonuçlarını irdelemenizi ve görmenizi salık veririm.&lt;br /&gt;Unutulmayacak gerçek; &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;KKTC, Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Davası’dır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Araştırmacı-Yazar&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Cumhuriyet Neferi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-5401874716051423848?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/5401874716051423848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=5401874716051423848' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/5401874716051423848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/5401874716051423848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/02/chpnin-kktc-acilimi-ve-rauf-r.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-7930881235862075686</id><published>2009-02-07T12:15:00.000-08:00</published><updated>2009-02-07T12:35:11.807-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;ATATÜRK’ÜN KURDUĞU PARTİNİN&lt;br /&gt;İÇLER ACISI HALİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;16 Mayıs Ulusal Hukuk ve Tavır Dergisi tarafından, 6 Şubat 2009 günü  İkinci Meclis Binası(&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Cumhuriyet Müzesi&lt;/span&gt;)’nda düzenlenen ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;86. Yılında Cumhuriyet’in Neresindeyiz?&lt;/span&gt;’ konulu panele davetliydim ve katıldım. Oldukça kalabalık  bir dinleyici kitlesinin izlediği panele konuşmacı olarak katılanlardan Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih KANADOĞLU, ciddi mesajlar içeren bir konuşma yaptı.&lt;br /&gt;Konuşmasında, isim vermeksizin CHP’nin son  çarşaf ve kuran kursu açılımına da atıfta bulunan KANADOĞLU;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bugün belirli misyonuna karşı çıkarak, bu misyonun yarattığı görevi yerine getirmekten çekinen ve oy kazanma çabasıyla bu misyonundan sıyrılmaya çalışanları tarih affetmeyecektir. Sanırım sizler de affetmeyeceksiniz!&lt;/span&gt;’ şeklinde bir ifade kullandı.&lt;br /&gt;Bu ifade oldukça ilgimi çekti. Çünkü, Atatürk’ün partisi dediğimiz CHP’nin başında ve yönetiminde bulunanların son çabaları gözden kaçacak türden değildi. Önce Deniz Baykal’ın ısrarla ve inatla savunduğu çarşaf meselesi, kısa bir süre sonra da İzmit Büyükşehir Belediye Başkan adayının Kur’an Kursu açılması konusundaki söyledikleri.&lt;br /&gt;Gelişmeler çok dikkat çekiciydi.&lt;br /&gt;Baykal ve parti yönetimi, Dini kullanarak siyaset mi yapıyordu? &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;Zaten, başımıza ne gelmişse bundan gelmemiş miydi?&lt;br /&gt;Özellikle çok partili siyasi hayata geçişten sonraki Dini Siyasete Alet Etme Gayretleri ülkeyi bugüne taşımamış mıydı?&lt;br /&gt;Öteden beri konuşulan bazı karanlık noktalar daha da netleşiyor, aydınlanıyordu. Araştırmaları biraz daha kapsamlı tutunca; acı gerçek su yüzüne çıkmaya başladı.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kasım-2002 seçimleriyle iktidarı ele geçiren  AKP ve Zihniyeti’nin, Laik Cumhuriyet karşıtı eylemlerin odağı olduğu Anayasa Mahkemesi’nce tescil edildi.&lt;br /&gt;İktidar partisinin, her iki hükümet döneminde bu tavrını sürdürmesi, Atatürk İlke ve Devrimleri’ne inanmış ve Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri ile bugüne değin elde edilmiş Kazanımları’na, özde, bağlı olan Atatürk Gençliği olarak bizleri,  sevelim veya sevmeyelim, bir anda CHP sempatizanı yaptı.  Bunu, AKP ve Zihniyeti iktidarına karşı şartlı bir refleks olarak ortaya koyduk dersek yeridir.&lt;br /&gt;Ancak, son gelişmeler çerçevesinde taşları yerli yerine yerleştirince; Türk Ulusu’nu neredeyse canından bezdiren ve Laik Cumhuriyet’in Tehlike İçinde olduğunu söyletecek kadar bizleri tedirgin eden RTE ve Uygulamalarını başımıza musallat edenlerin başında Deniz Baykal’ın geldiği gerçeği ortaya çıktı. İşin şekli değişmeye başladı.&lt;br /&gt;Zamanla, bu konuyla ilgili iddialar duyuyordum. Ancak söylentidir deyip geçiştiriyordum. Meğer gerçek hiç de öyle değilmiş!&lt;br /&gt;Aşağıda, bu konuda ve belge niteliğindeki bir yazıyı takdirlerinize sunuyorum:&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Deniz Bey, o fotoğrafı çıkarıp&lt;br /&gt;bakmanın zamanı geldi!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Deniz Bey&lt;/span&gt; lütfen hatırlayın:&lt;br /&gt;19 Aralık 2002 tarihinde, karlı bir Ankara gününün akşamında &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Mehmet Sevigen&lt;/span&gt;’in evindeydik. Ben Cumhurbaşkanı ile görüşmeden geliyordum. &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Abdullah Gül&lt;/span&gt; başbakandı. &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Tayyip Erdoğan&lt;/span&gt;’ın ise Meclis’e girme umudu kalmamıştı. Cumhurbaşkanı Sezer bir gün önce, Tayyip Erdoğan’ın ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;milletvekili olmadan başbakan olma&lt;/span&gt;’ önerisini reddetmişti.&lt;br /&gt;Türkiye’nin kaderi o akşam o evde değişti. Çünkü siz, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Tayyip Erdoğan başbakan olacak!&lt;/span&gt;’ diye tutturdunuz. Sizi, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;çok tehlikeli bir oyun bu!&lt;/span&gt;’ diye uyaran parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hayır!&lt;/span&gt;’ dediniz. ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;İki ay dayanamaz. Göreceksiniz iki ay dayanamaz!.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;Sizin bu iddianıza karşılık ben ne dedim: ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Erdoğan herhangi bir kişi değil, bütün tarikatların birleşerek Erbakan’ın yerine seçtiği siyasetçi; arkasında Amerika,  Avrupa desteği de var. Program, Türkiye’yi Ilımlı İslam Cumhuriyeti yapma programı. Sizin dediğiniz gibi iki ayda gitmeyecek; tam tersine, bu odada bulunan herkesin siyasi hayatını bitirecek.&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;İki ay dayanamaz iddianızı, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;görüşleri gereği IMF ile anlaşma yapmaz, ekonomiyi zora sokar ve dayanamazlar.&lt;/span&gt;’ tezine oturttunuz.&lt;br /&gt;Ama bunların hepsi bahaneydi. Çünkü siz iki partili rejimin işinize yaradığını anlamış ve seçim sonuçlarına sevinmiştiniz. Çünkü size ana muhalefet partisi lideri olmak  ve soldaki rakiplerinizi  yok etmek yetiyordu. Bu işbirliğini daha sonra da sürdürdünüz. O zaman ben sizin Tayyip Erdoğan’la seçim öncesinde Beylerbeyi’nde gizlice buluştuğunuzu ve bir anlaşma yaptığınızı bilmiyordum.&lt;br /&gt;Bu gecenin tanıkları var: &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Önder Sav, Eşref Erdem, Mehmet Sevigen, Bülent Tanla, Yaşar Nuri Öztürk.&lt;/span&gt; Belki bazıları sizden korkar ve tanıklık etmez ama bir kısmı da bu sözlerin doğru olduğunu açıklar. Yani tanıklar var. Ötekiler de söylemese bile içten içe bunun doğru olduğunu bilir. Siz de bilirsiniz.&lt;br /&gt;Tartışmanın sonunda dediniz ki: ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bu gece birbirimizin fotoğrafını çektik. İki ay sonra çıkarıp bakalım. Ama rötuş yapmadan. Hangimiz haklı çıkmışız?&lt;/span&gt;’&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;………………&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Ve düşünün; Meclis Grubu’nda ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Erdoğan’ı başbakan yapıyor diyorlar. Evet yapıyorum. Var mı itirazı olan!&lt;/span&gt;’ diye bas bas bağırmanıza değdi mi?&lt;br /&gt;Erdoğan’la Beylerbeyi’nde gizlice buluşmaya ve size oy veren milyonları hiçe sayarak, gizli anlaşmalar yapmanıza değdi mi?(&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Deniz Bey, biliyorsunuz ki bu gizli buluşmanın da tanığı var&lt;/span&gt;).&lt;br /&gt;Başbakan olmak, elbette Erdoğan’ın demokratik hakkıdır. Ama bunun için olağanüstü çaba harcamak CHP’nin birinci görevi değildir. Üstelik dokunulmazlık kaldırılmadan.&lt;br /&gt;Bir milletvekilinin mazbatasını iptal ettirip, Anayasa’yı değiştirip, Grubu baskı altına alıp, Siirt seçimlerini es geçip Erdoğan’ı Meclis’e sokmak ve dokunulmazlık zırhına kavuşturmak için verdiğiniz canhıraş çabanın yüzde birini partiniz için verseydiniz sonuç bambaşka olurdu. Size, o gün de söylediğim gibi, Türkiye’nin kaderini değiştirdiniz.&lt;br /&gt;Deniz Bey, sözlerimde en ufak bir çarpıtma varsa çıkıp söyleyin. ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öyle değildi. Böyle konuşmadık.&lt;/span&gt;’ deyin. Genel Sekreterinizin ve en yakınlarınızın tanık olduğu bu konuşmayı inkar edin. Ya da başınızı önünüze eğin ve tarihin hakkınızda vereceği yargıyı düşünün.&lt;br /&gt;Deniz Bey, çok ağır şeyler yazdığımın farkındayım. O akşamki tartışmaya kadar bir dostluğumuz vardı, bunları yazmak istemezdim. Ama hem duruma doğru teşhis koyamamanız, hem de aşırı derecede inatçı olma huyunuz yüzünden hepimizi tehlikeye attınız.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Tayyip Erdoğan&lt;/span&gt;’ın  yüzde 34 oyla Meclis’in üçte ikisini ele geçirmesinin  manivelası oldunuz. Daha önce Refah Partisi’nin belediyeleri ele geçirmesi de; sizin oyları bölmeniz sayesinde gerçekleşmişti… &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Tayyip Erdoğan&lt;/span&gt;’ların ve yine çok yakın dostunuz olan &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Melih Gökçek&lt;/span&gt;’lerin en büyük şansı sizdiniz. CHP’nin ise en büyük şansızlığı oldunuz.&lt;br /&gt;Bu ülkenin sola şiddetle ihtiyaç duyduğu bir dönemde, bütün uyarılarımıza rağmen, partiyi sağa çekmekte, Kürtlerden, Alevilerden, Solculardan ayırmakta ısrarlı oldunuz. &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Erdal İnönü, Hikmet Çetin, Murat Karayalçın, Fikri Sağlar, Ercan Karakaş, Mehmet Moğultay, Seyfi Oktay, Celal Doğan&lt;/span&gt; ve daha bir çok sosyal demokratla el ele tutuşup halkın karşısına çıkmanız gerekirken; eski MHP’lileri, eski ANAP’lıları, idamla yargılanmış sağcı militanları parti vitrinine çıkarmakta ısrar ettiniz.&lt;br /&gt;Size defalarca, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bir şeyin aslı varken kopyasına kimse bakmaz!&lt;/span&gt;’ dememize rağmen, sol politikaları değil, MHP çizgisini tercih ettiniz. Sağcıları ve sekreterinizi Meclis’e sokarken, İsmet Paşa’nın  Avrupa Konseyi’nde komisyon başkanı olma başarısını gösteren torunu &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Gülsün Bilgehan&lt;/span&gt;’ı Meclis dışında bıraktınız.&lt;br /&gt;İnanın ki; bunları yazarken samimi olarak üzülüyorum. Keşke haklı çıkmasaydım, keşke sizin tahminleriniz  doğrulansaydı diyorum ama durum ortada. Yazık oldu Deniz Bey, hem size, hem partinize, hem de size inanan temiz yürekli sosyal demokratlara.&lt;br /&gt;Artık bundan sonra istifa etseniz de bir, etmeseniz de.”&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yazının başlangıcında ve konu başlığının hemen altında;&lt;br /&gt;‘&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#ff0000;"&gt;Seçimler öncesi(&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;kastedilen 22 Temmuz 2007 seçimleri olmalı/Cengiz ÖNAL&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#ff0000;"&gt;) CHP’ye zarar&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;em&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#ff0000;"&gt;vermemek için bildiğim bir çok konuyu içime gömerek sustum. Bundan sonra da; bu parti ve liderine ilişkin hiçbir şey yazmayacağım. Çünkü bir faydası olacağına inanmıyorum. Ama bu konudaki son yazımda size bir tanıklığımı aktarmak zorundayım. Bunu bir borç olarak görüyorum.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;’ şeklinde bir  giriş paragrafı var…&lt;br /&gt;Yazıyı kimin yazdığı, hangi tarihte, nerede ve hangi yayın organında yayınlandığına ilişkin bilgiler bende mevcut. Bu çalışmayı bilenlerin dışında İlgilenenler ve merak edip araştırmak isteyenler olursa; başvurmaları halinde gereken kolaylığı gösterebilirim.&lt;br /&gt;Asıl olan; yazıda adı geçenlerin ve olaya tanıklık edenlerin konuşmasıdır. Bu sayede olay netleşecek ve Atatürk’ün Kurduğu CHP’nin bugün için başında bulunan Deniz Baykal’ın, Laik Cumhuriyet karşıtı eylemlerin odağı haline gelmiş bir partinin genel başkanı için nasıl destek verdiği ortaya çıkacaktır.&lt;br /&gt;Yazıda isimleri geçen ve olaya tanıklık edenlerin bir kısmı bugün halen siyasi yaşamlarına devam etmektedir. Bu kişilerin, Atatürk İlke ve Devrimleri’ne olan saygı ve bağlılıkları ile Laik Cumhuriyet’in, sonsuza değin korunması gerektiği doğrultusundaki doğal misyonları gereği, konu hakkındaki bildiklerini, çıkıp kamuoyu önünde açıkça ve dürüstçe anlatmaları beklenmektedir.&lt;br /&gt;Türk Ulusu’na karşı olan sorumlulukları da bunu gerektirir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Araştırmacı-Yazar&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-7930881235862075686?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/7930881235862075686/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=7930881235862075686' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/7930881235862075686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/7930881235862075686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/02/ataturkun-kurdugu-partinin-icler-acisi.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-6112655073651341838</id><published>2009-01-23T10:00:00.000-08:00</published><updated>2009-01-23T10:08:45.555-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;UĞUR MUMCU’NUN ARDINDAN&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;(&lt;/span&gt;UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ!&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Atatürkçü, Laik, Cumhuriyetçi, Demokrat bir Türkiye’nin&lt;br /&gt;yılmaz savunucusu; devrimci, hep emekten yana araştıran ve&lt;br /&gt;sorgulayan gazeteci Uğur MUMCU, 24 Ocak 1993 günü, otomobiline&lt;br /&gt;konan bir bomba ile, inandığı tüm bu değerler uğruna yaşamını yitirdi.&lt;/span&gt;’&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Atatürk Türkiyesi’ni, önce bölüp, parçalamak ve sonra da yok etmek isteyen emperyalist gücün, ülkemizdeki işbirlikçisi ve maşaları hainlerin karanlık elleri tarafından, aracına konulan bomba ile katledilen Atatürk Milliyetçisi, Kemalist Devrimci ve Tam Bağımsız Türkiye’nin yılmaz savunucusu Uğur MUMCU’nun, &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;SUÇLULAR VE GÜÇLÜLER&lt;/span&gt; adlı kitabının, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı(&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;UM:AG&lt;/span&gt;) tarafından, Şubat-1998’de yayınlanan 31. Baskısı’nın Sunuş Kısmı, yukarıdaki ifadeyle başlamaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;İnandığı doğrulardan asla ödün vermeyen ve ilkelerine bağlı gerçek bir Gazeteci olan Uğur MUMCU’yu, 24 Ocak 2009 tarihinde ve katledilişinin 16. yılında, bir kez daha saygıyla anıyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Uğur MUMCU hakkında yazılabilecek o kadar çok şey var ki; bunları yazmaya kalkıştığımda; çok uzun olabilecek bir yazı ortaya çıkacağı ve bunun da okurları sıkabileceğini düşünerek, sözü kısa tutup, O’nun, &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;SUÇLULAR VE GÜÇLÜLER&lt;/span&gt; adlı kitabındaki yazılarından birisini sunmanın daha etkili olabileceğine inanıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;“&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ORDUNUN ŞEREFİ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;            &lt;span style="color:#993300;"&gt;Her siyasi aşama bir toplumsal birikimin ürünüdür. Kurtuluş Savaşı Osmanlı İmparatorluğu’nun çürümüş enkazı içinden çıkan ulusal kurtuluş devrimcilerince kazanıldı. Savaşlarda yenik düşmüştük. Fransız, İngiliz ve Alman emperyalizmi,  Bab-ı Ali politikacılarıyla birlikte memleketi yönetiyordu. Siyasal partiler çürümüştü.&lt;br /&gt;             Kurtuluş Savaşı bir ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;kutsal isyan&lt;/span&gt;’ın bilincidir.&lt;br /&gt;            27 mayıs 1960 Devrimi de, 1946 anti-Kemalist sandık darbesine ulusal tepkidir. Demokrat Parti, toprak ağalarının ve uluslar arası kapitalizmin örgütüydü. Türk halkı bu devrede sadece geriliğe, karanlığa ve uyduluğa mahkum oldu. Amerikan emperyalizmi, Kur’an kursları, İmam Hatip Okulları, Nur tarikatları, namussuz ve satılık politikacılarla Türkiye’yi yönetmişti.&lt;br /&gt;            27 Mayıs 1960 sabahı Mustafa Kemal’in gür sesi Kışlalardan kopup, devlet yönetiminin her kesimine dolmuştur. İhtilal, Mustafa Kemal’in ihtilaliydi.  27 Mayıs ihtilalcileri, soygun düzeninin partilerine çağdaş bir Anayasa ve ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;duvarları küfürden kirlenmemiş&lt;/span&gt;’ bir parlamento verdiler. Fakat, namussuz politikacılar ellerine geçen her fırsatta; orduya küfrettiler.  Anayasayı değiştirmek için her yola başvurdular.&lt;br /&gt;            12 Mart Muhtırası, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;parlamento ve iktidar&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;ı&lt;/span&gt;’, Cumhuriyeti tehlikeye düşürmekle suçlamıştır. Cumhuriyeti tehlikeye düşürenler, bugün siyasal partilerin içinde eski suçlarına devam etmektedirler. Ancak, Cumhuriyeti tehlikeye düşürmekle suçlanan sanıklar bugün sanıklıktan çıkıp, savcılık görevine özenmektedirler!&lt;br /&gt;            12 Mart Muhtırası’ndan sonra orduda general ve albaylar emekli edilmişlerdir. Bu subaylar henüz 12 Mart gününe kadar, üniformalarının içinde Cumhuriyeti koruma görevlerini yürütüyorlardı. Bu şerefli subaylar emekli edilmişler ve acıdır ki, basında gericilerin azgın dişlerine teslim edilmişlerdir. Bu subayların Rusya’dan emir alan satılık komünistler olduğu yazılmıştır. 31 Mart’ın salyalı ağızları, 12 Mart’tan sonra kimsesiz sandıkları bu subaylara saldırmaya başlamışlardır.&lt;br /&gt;            Bu saldırılar ordunun şerefini zedelemekte midir? Şimdi emekli edilen general ve albayların şerefleri satılık rotatiflerin kiralık kalemlerine ve Şeyh Sait İsyanı’nda asılan mürtecilerin oğullarına birer malzeme olmuştur! Sayın Tağmaç, Sayın Gürler, Sayın Eyicioğlu,Sayın Batur, bu eski silah arkadaşlarının şereflerini, tıpkı üstlerinde üniforma varmış gibi korumak zorundadırlar.&lt;br /&gt;            Çünkü bu subayların şerefleri ordunun şerefi demektir ve hiçbirinin namusu, Cumhuriyeti tehlikeye düşüren siyasetçilerin namusları kadar ucuz değildir!&lt;br /&gt;            Ordunun şerefi, herkese karşı aynı inanç ve titizlikle korunmalıdır. Büyük paşalar; sadece bir Muhtıra ile iktidarı devirmişlerdir. Kendileri şimdi ordu içinde ve dışında siyasal gücü ellerinde tutmaktadırlar. Bugünlerde kendilerine karşı yöneltilen eleştirileri haksız ve yersi olarak değerlendirebilirler. Ancak, yarın kendileri de emekli olacaklardır. İşte o zaman, bugün kendilerini övenlerin, nasıl suçlar ve suçlular bulacaklarını gözleriyle göreceklerdir. Emekli oldukları zaman, bugün emekli edilen subaylara saldıranların; kendilerine de hücum edeceklerini acıyla izleyeceklerdir. Milli Birlik Komitesi’nin önünde selam duranların, bir süre sonra, onlara küfrettiklerini Sayın paşalar bizden iyi bilirler. Geçmiş olaylar gelecek için birer ders olmalıdır.&lt;br /&gt;            Sayın Cumhurbaşkanına, Genelkurmay Başkanına, Kuvvet Kumandanlarına ve Sayın Erim’e soruyoruz: Emekli edilen general ve albaylar Rusya’dan emir alan komünistler midir, yoksa her biri ülkesinin bağımsızlığı ve halkının kurtuluşu için savaşan yiğit Atatürkçü subaylar mıdır?!..&lt;br /&gt;            Açıklama istiyoruz.&lt;br /&gt;            Büyük paşaların, politikacılara mı, yoksa eski silah arkadaşlarına mı değer verdiklerini bilmek hakkımızdır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Uğur MUMCU&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-size:85%;color:#3333ff;"&gt;SUÇLULAR VE GÜÇLÜLER, UM:AG Vakfı Yayınları / 31. Baskı, s. 122&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;            Uğur MUMCU, günümüzden yaklaşık 40 yıl kadar önce kaleme aldıklarıyla sanki bugünü anlatmış gibi. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;            İçinde yaşamamızın dayatıldığı bugünkü şartlar; yazıda tanımlananlarla nasıl da birebir örtüşüyor öyle değil mi? Ülkesini böylesine seven yurtsever bir aydın ve yılmaz bir Kemalist Devrimci’nin yokluğu her zaman hissedilmektedir. Uğur MUMCU’ya Ruhun Şad Olsun diyor ve her zaman da saygıyla anacığımızı söylüyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;             Ancak, zaman bir kenara çekilip, ah/vah ederek sızlanma zamanı değildir. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;            Atatürk İlke ve Devrimleri’ne inanmış, Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri’ne ve bugüne değin elde edilmiş Kazanımları’na, özde, bağlı olan Atatürk Gençliği, emperyalizmin ve yerli işbirlikçileri hainlerin bütün karanlık oyunlarına karşın, Laik Cumhuriyeti ilelebet korumak ve savunmak için, yasaların öngördüğü çerçevede, üzerine düşeni yapmak zorundadır. Bunun, geçerli hiçbir mazereti olamaz!&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Araştırmacı-Yazar&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-6112655073651341838?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/6112655073651341838/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=6112655073651341838' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/6112655073651341838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/6112655073651341838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/01/uur-mumcunun-ardindan-unutmadik.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-7190407975974024928</id><published>2009-01-21T12:58:00.000-08:00</published><updated>2009-01-21T13:04:26.096-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;YORGUN MEKTUPLAR&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;           PTT, kamu kuruluşları içinde tarihi oldukça eskiye dayanan kuruluşların başında gelir. 170 yıla yaklaşan tarihi boyunca verdiği hizmetler inkar edilemez.&lt;br /&gt;           Hizmetlerini, ülkenin ücra köşelerine kadar götürmüş, kar/kış, yağmur/ çamur dememiş mektup, koli, havale vb gibi hizmetleri vatandaşımıza ulaştırmıştır. En küçük yerleşim birimlerinde bile işyeri(&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Acente&lt;/span&gt;) açarak, Türk Ulusu’nun telefon, teleks ve telgraf gibi hizmet ihtiyacını da karşılamıştır.&lt;br /&gt;           Özellikle; karayolu ve demiryolunun yeterli olmadığı ve hava taşımacılığının da henüz başlamadığı yıllarda, posta hizmetlerinin, Katarlar vasıtasıyla yürütülmeye çalışıldığı nasıl inkar edilebilir?&lt;br /&gt;           Milli Mücadele yıllarında ve Ulusal Kurtuluş Savaşı öncesi ve sonrası ile savaş süresince telgraf hizmetinin yararlılıkları unutulabilir mi? Telgraf denildiğinde de; Telgrafçı Hamdi(&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hamdi MARTONALTI&lt;/span&gt;) hatırlanmadan geçilebilir mi?&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;           Nisan-1995 ayında PTT Genel Müdürlüğü’nden ayrılan bir kısım hizmetler, Türk Telekom Genel Müdürlüğü A.Ş. adında kurulan bir kurumun sorumluluğuna verilmiştir. PTT, bu ayrışmadan sonra, daha çok posta ağırlıklı hizmetleri sürdürmeye devam etmiştir. Son yıllarda PTT Bank hizmetlerine de başlandığı görülmektedir. Koli ve paket taşımacılığının bir kısmı da özel sektöre kaptırılmıştır.&lt;br /&gt;           Resmi mektuplar, bir kısım bankaların özel sektöre taşıttırmadığı hesap ekstreleri ve bazı kuruluşların telefon faturaları gibi gönderiler PTT vasıtasıyla alıcılarına ulaştırılmaya çalışılmaktadır.&lt;br /&gt;           Vatandaşlarımızın birbirlerine mektup yazma alışkanlıkları da iyiden iyiye azaldığı için mektup taşıma işi de; artık büyük bir yük olmaktan çıkmıştır. Belki, yakın gelecekte, hiç mektup taşınmayacaktır. Kim bilir? Çünkü elektronik ortamdaki iletişim, toplumun oldukça ilgisini çekti. Böylesi bir hizmet varken; kimse eline kağıt kalem alıp da; eskisi gibi mektup yazmıyor artık.&lt;br /&gt;         Halbuki yazılsa ve böylelikle de mektupla haberleşme tarihin  derinliklerine itilmesi ne olur? Elbette çok isabetli olur. Ancak, mektup hizmetinin sağlanmasında, can acıtan derecede aksilikler ve gecikmeler yaşanıyor olması; mektuba olan ilgi ve talebi günden güne azaltmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;           Burada, mektupların gecikmesiyle ilgili ve henüz başıma gelen bir olayı da size aktarmak istiyorum:&lt;br /&gt;           20 Ocak 2009 Salı günü posta kutusuna baktığımda; diğerlerinin yanı sıra üç adet de mektup aldım. İkisi aynı kişi tarafından gönderilmiş ve Sulakyurt/KIRIKKALE PTT’si tarafından kabul edilmiş mektuplardı. Birinin üzerinde 12 Ocak 2009, diğerinde ise; 16 Ocak 2009 tarihli kabul damgaları vardı. Sulakyurt’tan gönderilen mektuplardan birisi dört(&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;4&lt;/span&gt;) günde, diğeri ise sekiz(&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;8&lt;/span&gt;) günde bana ulaşmıştı. Üçüncü mektubun durumu ise; çok daha ilginçti. Bu, 9 Ocak 2009 tarihinde Sıhhiye PTT’since kabul edilmiş ve zarfın üzerine böyle bir tarih damgası vurulmuştu. Yani Sıhhiye’den gönderilen mektup da Çankaya’daki evime onbir(&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;11&lt;/span&gt;) günde gelebilmişti.&lt;br /&gt;         Üç mektubun da; damgaları okunabilir durumdaki zarfları elimde bulunmaktadır. Teknik imkanım yeterli olmadığı için o damgaları buraya yerleştiremiyorum. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;           Geçmiş yıllarda, posta çuvalının iç çeperine takılıp, alıcısına oldukça geç ulaştırılan mektup hikayeleri duyardık.  İlgimizi çeker ve olayı eşe dosta anlatırdık.&lt;br /&gt;          Ama bugün yaşananlar inanılacak türden değil. Çünkü bugünkü durum çok farklı. PTT, diğer bir çok kuruluş gibi, teknolojinin bütün imkanlarından yararlanma şansına sahip. Buna karşın, böylesi gecikmelere gerekçe bulmak herhalde oldukça güç olmalı.&lt;br /&gt;           Peki, o halde sorun nedir?&lt;br /&gt;           Mektuplar, Kırıkkale-Ankara gibi birbirine bu kadar yakın ve komşu iller arasında, özellikle de Ankara’nın bir semtinden diğerine neden bu kadar geç ulaşıyor?&lt;br /&gt;           Bu soruya öncelikle Ulaştırma Bakanı’nın ve sonra da; PTT Genel Müdürü’nün cevap vermesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;           Nasıl olur da; bunca imkanın varlığına karşın; mektuplar halen bu kadar geç bir şekilde alıcısına ulaşır?&lt;br /&gt;           AKP ve Zihniyeti iktidarının kadrolaşma sevdası hizmet anlayışını düşürüyor mu? Eğer sebep bu değilse; ehil insanlar işin başına mı getirilmiyor? Göreve getirilenler, kurum içinde adam kayırma yöntemlerini uyguluyor da; gecikmeler bu sebeple mi meydana geliyor?&lt;br /&gt;           Yoksa; mektuplar yoruldu mu?&lt;br /&gt;           Yani elime ulaşan Yorgun Mektuplar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Araştırmacı-Yazar&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-7190407975974024928?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/7190407975974024928/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=7190407975974024928' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/7190407975974024928'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/7190407975974024928'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/01/yorgun-mektuplar-ptt-kamu-kurulular.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-4474943365600914277</id><published>2009-01-19T06:33:00.000-08:00</published><updated>2009-01-19T06:39:29.582-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;SOĞUK SAVAŞ GÜNLERİNDEKİ GİBİ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bir süre önceydi. Sabah erkenden kalktım. Oturduğum semte uzak bir yerdeki işimi halledebilmem için erken çıkmam gerekiyordu. Hazırlanıp, durağa indim. Otobüs tam saatinde geldi. Durak kalabalık değildi. Önce ben bindim. Her defasında olduğu gibi; şoföre gülümseyen bir yüz ifadesiyle, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Günaydın&lt;/span&gt;’ dedim. Biraz dağınık oturan şoför, hemen toparlanarak, kendine bir çekidüzen verdi ve ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Günaydın Efendim&lt;/span&gt;’ dedi.&lt;br /&gt;Mutlu olmuştum. Yanından ayrılıyorken; Onun da mutlu olduğu her halinden belliydi. Bu hareketlerimizi görenler şaşkınlıkla bir bana, bir de şoföre baktılar, sonra da, herhalde bir anlam verememiş olacaklar ki;  dikkatlerini başka şeylere verdiler.&lt;br /&gt;Oturduğum yerden diğer binenlere ve otobüsteki yolculara bakıyor, zamanla da dışarıyı izliyordum. Herkes kendi halinde, hiç kimse bir diğeriyle konuşmuyor, hatta göz temasında dahi bulunmuyorlardı. Bir ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Günaydın&lt;/span&gt;’ sözcüğünü bile birbirlerinden esirgiyorlardı.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kızılay’a geldik. Doğruca metroya yöneldim. Oradan da Ankaray durağına indim. Araç henüz kalkmıştı yetişemedim. Boş banklardan birine oturdum. Orta yaşlı bir hanım, ben oturunca, nedense biraz kenara çekilmeye ve kendisine de çeki-düzen vermeye çalıştı. Bunu neden yaptı anlayamadım. Çünkü, zaten iki oturma yeri arasında yaklaşık 15 cm kadar mesafe vardı.&lt;br /&gt;Beklerken etrafımı seyretmeye koyuldum. Birden insanların halleri dikkatimi çekti. Durağa gelenlerden hiç biri, bir diğerine yada başkalarına, ne ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Günaydın&lt;/span&gt;’ diyor, ne de ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Merhaba&lt;/span&gt;’ ediyordu. İnsanımıza ne olmuştu da; birbirlerinden selam bile vermiyorlardı?&lt;br /&gt;Hatta, durakta gezinenler, birbirlerine değmemek için büyük çaba gösteriyor ve hatta biri diğerine kaza ile de olsa en ufak bir temas ettiğinde, dokunduğunda; öbürü, çok sert ve ürkütücü bir tavırla, öyle bir bakışla bakıyor ki; bunu size tarif edemem. Sanki, kızgınlıkla her an saldırabilecekmiş gibi bir görünüm sergiliyor.&lt;br /&gt;Aynı duraktaki ve muhtemelen hemen hepsi Türk Vatandaşı olan insanlar, birbirleriyle hiçbir şekilde selamlaşmıyorlardı. Düşman insanları yan yana koysanız; ancak bu kadar olabilir. Şaşırmadım dersem, inanın yalan olur.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bizim nesil, Soğuk Savaş döneminin en yoğun olduğu yılları pek fazla bilmeyiz. Yaşayanlardan, kulaktan kulağa aktarılan hikayeleri zamanla duyduğumuz olmuştur. O döneme ilişkin bilgilerimizin çoğunluğu da, izlediğimiz filmlere, okuduğumuz kitaplara dayanır. Öğrendiklerimiz ürpermemize yeterdi. Merakla izler, bunların nasıl olabileceğini, insanların birbirlerine karşı nasıl böyle acımasız davranabileceğini anlamaya çalışırdık.&lt;br /&gt;Sanki belirli merkezden yönetilen bir takım güçler, insanları bu duruma sokmuşlar. Birileri, herkesin birbirine karşı şüpheyle bakmasını sağlamış ki; ortaya çıkan oluşum, o gücün veya kişinin menfaatine uygun düşsün. Amaç, toplumu birbirine yabancılaştırmak.&lt;br /&gt;Fazla zaman geçmesine gerek kalmadan, aynı şartlarla karşı karşıya kaldık. Hayal dahi edemez iken; bu muğlaklıkla yüz yüze geldik. Tabi bunlar aniden olmadı. Toplum, zaman içinde bu duruma sokuldu. İnsanlarımız birbirine yabancılaştırıldı. Güven ortamı yok edildi. Kapalı rejimlerde olduğu gibi, hiç kimse birbirine güvenemez oldu. Birbirine güvenememenin nedeni, aslında insanımızın devlete ve dolayısıyla bir kısım kurumlara güveninin kalmamasıyla başladı. Baskı ve sindirme uygulanarak korku yaratıldı.&lt;br /&gt;Neden oldu bunlar? Niçin bu noktalara taşındı toplumumuz? Kim bizi böylesine kendine yabancı yaptı? Bizden ne istendi de böyle olduk? Şimdiki halimizden çok mu memnunuz? Hayır! Tabi ki bu halimizden memnun değiliz!&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu noktaya gelmemizin nedenlerinden en önemlisi; emperyalizmin kültürel yoldan Ülkemizi yozlaştırmak istemesidir.  İnsanlarımızın, kendi kültürlerine yabancılaşması neticesinde; Milliyetçi Duyguların da zafiyete uğrayacağı kesindir. Milli Duygularından yoksun kalan toplumların sömürülmesi, çökertilmesi ve bölünüp/parçalanmak ve sonra da yok edilmek istenmesi, hiç şüphe yok ki; çok daha kolaydır. Bugün için görünen de; aynen böyle olduğudur. İnsanlarımız, Milli Değerlerinden ziyade sanki paranın kölesi olmuştur. Paranın olmadığı ortamda adeta yaşanamayacağı üzerine fikirler üretilmiş, sözler, söylemler türetilmiştir. Buna, özellikle son 60-70 yıllık dönemin politikacıları çanak tutmuşlardır. Ülkenin Milli Değerlerini arka plana itmişler, bireysel/siyasi hırs ve kaprisler, hatta rant anlayışını öne çıkmışlardır.&lt;br /&gt;Sonuçta olanlar olmuş, duygudan ve sevgiden yoksun bir toplum olmuşuz. Herkes kendi doğrularını dayatır duruma gelmiş. Sevginin eksik olduğu, ya da bulunmadığı bir toplumda birlik, beraberlik ve toplumsal dayanışmadan bahsedebilmek elbette mümkün değildir.&lt;br /&gt;Emperyalizm ve yerli işbirlikçileri Hainler, Türk Ulusu’nun, bir nebze de olsa,  ağzının tadını kaçırmış ve keyfini bozmayı başarmış gibi gözükmektedir. Toplum, ‘&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bizden olanlar ve Diğerleri&lt;/span&gt;’ olarak, en yetkili ağızlar tarafından, bölünmek istenmişçesine nitelendirilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Atatürk İlke ve Devrimleri ile Laik Cumhuriyet’in Temel Değerleri’ne ve bugüne değin elde edilmiş Kazanımları’na sahip çıkmak isteyen Atatürk Milliyetçisi insanlarımız üzerinde yoğun baskı bulunmaktadır. Bu düşüncede olanlara, neredeyse, düşman gözüyle bakılır olmuştur. Günümüzdeki bir kısım uygulamalar da bunun en çarpıcı örneğidir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bizi birbirimize düşürmek, düşman etmeye çalışmak, hiç şüphe yok ki; emperyalist güç odaklarının işine gelmektedir. Maşa olarak da; yarattıkları &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Karşı Devrimcileri&lt;/span&gt; kullanmaktadırlar. ABD başta olmak üzere AB’nin de ortaklaşa yürüttükleri çabaların hedefinde, Atatürk Türkiyesi’ni önce bölmek ve sonra da parçalayarak yok etmek vardır. Buna bölgemizde bir çok örnek gösterilebilir. Bu oyuna gelen başta politikacılar olmak üzere bir kısım aydın bozuntuları artık kına yakarlar. Fakat, fazla sevinmesinler. Bu tezgahları geçmişte de bir çok kez yaşadık. Nice badireler atlattık. Ne Damat Feritler, Ali Kemaller gördük, bildik ve tanıdık… Türk Ulusu, bunun da üstesinden gelebilecek güçtedir.&lt;br /&gt;Yapılacak olan oldukça basittir! Mustafa Kemal ATATÜRK’ü oldukça iyi anlamak ve düşüncelerini iyi öğrenmektir. Şartlar ne olursa olsun birlik ve beraberliğimizi bozmamalıyız. Küçük ve bireysel hesapları bir kenara bırakıp, kitlesel birliği tez zamanda oluşturmak kaçınılmazdır. Kaybettiklerimiz, bugün için daha kolay telafi edilebilir. Ama yarın çok geç olabilir.&lt;br /&gt;            &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;‘Söz konusu olan Vatansa; gerisi teferruattır!’&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CENGİZ ÖNAL&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Araştırmacı-Yazar&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;www.cengizonal.blogspot.com&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6215497758128166427-4474943365600914277?l=cengizonal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cengizonal.blogspot.com/feeds/4474943365600914277/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6215497758128166427&amp;postID=4474943365600914277' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/4474943365600914277'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6215497758128166427/posts/default/4474943365600914277'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cengizonal.blogspot.com/2009/01/souk-sava-gnlerindeki-gibi-bir-sre.html' title=''/><author><name>CENGİZ ÖNAL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07548884136099312844</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_lhSTPdU6pnI/SPdm8Nlre1I/AAAAAAAAAC4/_1HqYS1Ay-k/S220/CENG%C4%B0Z+%C3%96NAL-foto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6215497758128166427.post-5135129864008565761</id><published>2008-12-30T15:14:00.000-08:00</published><updated>2008-12-31T04:50:10.404-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;'&lt;/span&gt;UCUZ EKMEK KUYRUĞUNDA&lt;br /&gt;CAN VERMEK!&lt;span style="color:#000066;"&gt;'&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;Yılın bu son yazısını karamsar bir tablo oluşturmadan yazabilmek isterdim. Ama olmadı! Yapamadım!&lt;br /&gt;Ya olup bitene göz yumup, hayali bir şeyler yazacaktım. Ya da ortaya çıkan tablo ne olursa olsun göğüsleyecektim.&lt;br /&gt;İkincisini tercih ettim.&lt;br /&gt;Hayali yazmak bana göre değil. Gerçekler böylesine her gün yüzümüze çarparken; neyin hayalini yazacaktım? Nasıl, yalandan ve albenisi bol, şatafatlı renklerle dolu bir tablo ortaya koyardım?&lt;br /&gt;Yok Dostlar, yok! Gerçekler elimi, kolumu bağlıyor. Olmuyor!&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#000066;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;27 Aralık’tan buyana Gazze’de kan gövdeyi götürür halde. ABD’nin her türlü desteğini arkasına alan İsrail, Obama’ya, yeni marifetlerini sunuyor.&lt;br /&gt;İsrail’in şımarıklığı yüzlerce Filistinlinin canına mal oldu. Okulundan henüz çıkan ve evine doğru gitmeye çalışan çocukların üzerine bombalar düşüyor. Sivil yerleşim yerleri bombalanıyor. Küçücük bebekler, neyin ne olduğunu anlamayı bırak, dünyay
